Sesleniş

                                                                                    -Sofia’ya-

Ey senelerim,

Ey umudum,

Özlemlerim,

Feryadım,

Geri Dönülmez’den sesleniyorum sana…

Bu sefer sesimi duyurmak derdinden uzak,

Bu sefer “bunu nasıl anlatırım ona” kaygısı gütmeden,

Bu sefer her seferinde elinde ganimet olarak sensizlik kalan, bir gönül savaşçısının öfkesiyle hiddet etmeden,

Adını kalbime gömerek değil, gömmek öldürmeyi çağrıştırır sevdiğim, adını gönlüme imdat ederek,

Hem de bir tanem haykırarak değil susarak,

Geri dönülmezden sesleniyorum sana…

 

Elimde, sükûtun nabzını dinle
Dinlede gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin.”

 

Prensesim!

     Daha şimdi üç beş dakika önce peşine düştüm sana benzettiğim birinin,

   O zaman bir kez daha anladım insan bedenen benzese de yüzü benzemezmiş peri yüzüne…

Ama ben bunu burada değil ki sadece senin olmanın gayr-i mümkün olduğu kaç mekanda denedim… Kaç kere peşine düştüğümün yüzü bana “ben o değilim” diye müstehzi müstehzi haykırınca anladım senden uzak bir şehirde olduğumu… Ne derim şairin mısraları anlatsın bu halin gerisini:

 

“Yürü, gölgen seni uğurlamakta
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta
Yolu tam dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin.”

 

Bilirim sevgilim ve bilirsin ki,

En bahtsız hikayenin Mecnunları’na dahi hakken visal; benim hikayeme dünden reddiyeler yazılmış. Umudumun mezarı, seni gördüğümde kazılmış:

 

“Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgâra salıver gitsin.”1

 



1 Necip Fazıl Kısa Kürek, “Çile”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.