Zeki Oğuz
Halkımızın çon incindiği zaman kullandığı bir ilenç var. “Bayramın kara gelsin” derler. Ulusca bizim kurban bayramımız da kara geldi. Önce yirmidört şehidimiz ardından Erciş ve Van depremi yüreğimize ağı saçtı. Van hala sallanıyor, kalan binalarda her sallantıda yıkılıyor ve yeni canlar yitiriyoruz.
Arife günü duyduğum bir haber yeterince acı yaşatmıştı bana. Acımak, üzülmek insani duygular ama çaresizlik, birşey yapamama duygusu çok ağır.
Yalnız ve yoksul bir kadın, o kadar yoksul ki bakkal bir ekmeği veresiye vermeyince aç sabahlıyor. Oğlunun biri askerde, diğeri serseri ve hapiste. Ev kirasını denkleyemiyor, ev sahibi tepesinde, hemen kirayı vermesi için. Kendisini ziyarete gelen hısımlarından bir miktar borç istiyor ama onlar da verecek durumda değil. Denkleyeceği para sadece altmış lira, gerisini bir şekilde tedarik etmiştir. O parayıda bulmak için tanıdıklara gitmek istiyor ama o dalgınlıkla yürürken bir araba çarpıyor.
Bayramda yerel gazetelerimiz yayınlanmadığı için bu kaza haber bile olmuyor. Olayı dinlerken koca Yunus’un dizeleri geliyor aklıma.
“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar...”
Bayramın ikinci gününü Çimenlik mahallesinde abdal alevi dostlarla sohbet ederek geçirdim. Yılların Çimenlik mahallesinin adı bile değişmiş, Yeni Mahalle olmuş. Doğru mahallenin bir kısmı yenilenmiş. Çok katlı apartmanlar dikilmiş. Eskiden kalan tek katlı eski evler bu apartmanlar tarafından kuşatılmış gibi. Mahalle sakinleri hayli dertliler. Yerel yöneticilerimizin bi zahmet gidip bu insanları dinlemelerini isterdim. Sanırım hiç gerçekleşmeyecek bir istek bu.
Çimenlik çevresinde oturan bu abdallar geçmişte köy köy dolaşarak sele sepet satarak yaşamlarını sürdürürlerdi. Vardıkları köyün yakınına çadırlarını kurarak ince taze söğüt dallarından ördükleri sele sepet gibi şeyleri satarlardı. Zamanla naylon çıktı. Onlar da sırtlarına vurdukları naylon eşyaları satmaya başladılar, bu işin de sonu geldi elbette. Günümüzde büyük çoğunluğu bit pazarında eski giyim eşyaları alıp satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Özellikle gençler arasında yoğun bir işsizlik var.
Konuştuğum yaşlılar ayrımcılıktan yakınıyorlar. Alevi olduğumuz için kimse bize iş vermiyor, diyorlar. Bu yüzden gençler arasında kötü alışkanlıklar yaygınlaşmış.
Mahallenin bir kısmı 18. maddeye tabi tutulmuş. Önemli bir bölümünde apartmanlar yükselmiş ama belediye kalan yerleri yeşil alan olarak düzenlemek istiyormuş ve vatandaşa önerdiği istimlak bedelleri hayli komik rakamlarmış. Yaşlı bir mahalle sakini, bizi burdan sürmek, dağıtmak için ellerinden geleni yapıyorlar, diyor. Umarım adaletli bir çözüm bulunur.
Aslında Çimenlikte oturan abdal aleviler Horasan tarafından gelmiş, Türkmenler. Yanlış olarak çingene biliniyorlar. Oysa alakası yok. Yıllar önce Yağmuroğlu aşiretinden Haydar dede ile tanışmıştım. Yüz küsur yaşında vefat etti. İyilikten başka söz düşmezdi dilinden. Yıllar önce oğlu Yağmur’u everdiğinde ülkemizin her tarafından abdallar koşup gelmişler düğüne. Tam yüzelli kara çadır kurulmuş Çimenliğe. Muharrem ayı başlayınca cemevlerine gidip ibadetlerini izleyeceğim.
Moğol akınları başlayıpta Ortaasyadan göçeden türkmenlerin bir bölümüde bu abdal alevi yurttaşlarımız. Anadoluyu Anadolu yapan ana damarlardan biri yani. Kültürümüzün de temel taşlarını oluşturanlar bu insanlar. Abdal Musa, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Şeyh Bedreddin, Aşık Veysel, Seyid Nesimi, Kazak Abdal, Kul Himmet hemen aklıma geliveren birkaç isim.
Türkülerimizin taşıyıcıları, deve dişi gibi insanlarımız da bu yurttaşlarımızın arasından çıktı. Muharrem Ertaş ve oğlu Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Refik Başaran, Çekiç Ali gibi.
Kul Himmet’in dizeleriyle bağlayalım sözü.
Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu.