“Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şeyde sizin için hayr, hoşunuza giden bir şeyde sizin için şer vardır. Allah bilir siz bilmezsiniz.” ( Bakara-216)
“İnsan, hakkında hayırlı olacak şeyler için dua ettiği gibi şer olacak şeyler için de dua eder. Çünkü insan çok acelecidir.” (İsra-11)
İnsanoğlu neyin kendisi için iyi neyin kötü olduğunu bilmediğinden biraz fıtratı gereği , biraz da şeytanın müdahalesine maruz kalmasıyla alakalı kendisi için asla diline almaması gereken cümleler kurup, hayallere kapılıp rabbinden son derece yanlış isteklerde bulunabilir. Ya da tam tersi öyle güzel bir yaşantının içerisindedir ki aslında cenneti yaşıyordur da bilişsel ve duygusal farkındalık geliştiremediğinden kendisini bir buhranda yapayalnız hissedebilir.
Hasta bir kişi Allah’tan sürekli şifa diliyordur fakat onun için hayırlı olan hastalık hali olabilir
– Belki iyileştiğinde Allah’ın lütuf ve ikramlarından uzaklaşıp isyan dolu bir hayata yönelecektir de Allah onu sürekli dua ile münacaat ile meşgul etmektedir-
Hayatımızda olaylara dikkatli bir şekilde bakmayı, her hadiseye ibret nazarıyla yaklaşmayı bilirsek bunun örneklerine deffaen rastlamamız kaçınılmazdır.
Saadet asrında bi’setten önce kölelik kurumu mevcut idi. Henüz küçük bir çocuk olan Zeyd bin Harise annesiyle memleketinden uzaktayken bir baskın sonucu Kayn oğulları kabilesine esir düştü ve satılarak Hakim bin hizamın kölesi oldu. Hakim ,Hz. Hatice annemizin yeğeni idi.Kölesini halasına hediye etti. Hz. hatice ise Zeyd’i çok değerli efendisine peygamber efendimize hediye etti.
Zeyd’in annesi ve babası yana yakıla her yerde evlatlarını aramaktaydılar. nihayet Harise oğlunun haberini aldı. Peygamber efendimizden fidye karşılığında oğlunu kendisine geri vermesini istedi.Zira Harise ailesi çocuklarını kaybetmekten dolayı çok üzgün, çok kederliydi. Onlar için bu durum büyük bir felaketti. Onlar içinde bulundukları hali şer olarak görmekteydi. Halbuki tam tersine bu güzel netice Zey’din başına gelip gelebilecek en hayırlı işti.
Efendimiz (s.a.v) Harise’ye şöyle cevap verdi.
“Oğlunuzu çağıracağım. Beni veya sizi seçme konusunda onu serbest bırakacağım.Eğer sizi seçerse fidye istemiyorum, sizinle gidebilir. Ama beni seçerse vallahi ben beni seçen kimseden vazgeçecek değilim.”
Zeyd’i çağırdılar ve kendisine kimi seçmek istediğini sordular. Zeyd efendimize sarılarak; seninle kalmak istiyorum, dedi. Efendimiz Kureyşlilerin önünde onlara hitaben şöyle dedi:
“Ey Kureyş topluluğu ! Şahid olun bu benim oğlumdur ve benim mirasçımdır.”
Bu sözleri duyan Harise bir nebze de olsa rahatlayıp memleketine geri döndü. O günden sonra Zeyd efendimizin adıyla Zeyd bin Muhammed olarak anıldı. Ta ki Ahzab suresi 5. ayet inene kadar:
“Çocukları babalarının ismiyle çağırın.” (ahzab-5)
Efendimizin Zeyd’e duyduğu muhabbet bambaşkaydı. Ashab-ı kiram ona “Zeydül Hubb” Rasulullah’ın sevgilisi diye sesleniyorlardı.
Hz. Aişe efendimizin bir gün Zeyd’in sesini duyup aceleden üzerinde sadece göbeğinden diz kapağına kadar uzanan bir örtü olup diğer kısımlar açık olduğu halde Zeyd ile görüşüp ona sarıldığını rivayet etmiştir. Zeyd bin Harise de Hz.Enes gibi, Ebu Hureyre gibi, Hz. Ali, Abdullah bin Ömer ve daha niceleri gibi nebevi ahlakın gölgesinde yeşeren, filizlenen, dalları günümüze dek uzayan, meyveleri ellerimize dökülen, dillerimizde gönüllerimizde büyüdükçe büyüyen şahsiyetlerdir.
Asrı saadet…
Mazi için bir nur, ati için bir iz…
Ne mutlu bizlere ki rasulün ümmetiyiz… Rabbimiz bizleri o nurun emanetçisi, o izlerin takipçisi eylesin…