Sağolsunlar,dostlarımız unutmazlar, kitap, dergi, fotoğraf, şiir, öykü dosyaları gönderirler. Hepsinin içinde ayrı ayrı güzellikler vardır. Gelen şeylerin arasında arada bir mektup çıkarsa dünyalar benim olur.Özenle yazılmış,duyguların,sevgilerin mürekkep kokusuna sindiği o güzelim iletişim aracı.Şimdilerde kaç kişi sevdiği bir insana mektup yazıyor bilmiyorum ama çok azaldığı kesin.Ne zaman postacı büromun kapısına gelse bir mektup alma beklentisiyle dolar içim.Heyecanla,defalarca okurum.Ne bileyim,şimdilerde msn var,cep telefonu var ama kullansam da hiç sevemedim bunları.Geçmiş yıllarda daktilo ile yazılmış bir mektuba bile tepki gösterirdim.Saygı ve sevgide bir noksanlık hissederdim daktilo ile yazılmış mektubu görünce ve böyle mektuplara cevap vermezdim.
Sıdıka cadımdan aldım son ve en güzel mektuplardan birini.Bu güzel mektubu siz okurlarımla paylaşmak geldi içimden.Daha önceki bazı yazılarımda da sözetmiştim Sıdıka’dan,öteki cadılarımdan,yine sözedeceğim,ne yapayım Sıdıka’nın yüreğinden kopup gelen şeyler onlarca anıyı çağrıştırdı.
Karapınar-Yeşilyurt Beldesi Güzelkışla Mahallesindeki yoksul evlerinde oturur Sıdıka.Onu Güzelkışla İÖ Okuluna kitap yardımı götürdüğümüzde tanımıştım.Şimdi yedinci sınıfa gidiyor.Babaları vefat etmiş.Yedi sekiz kardeş hem yaşam savaşı veriyor hem okumaya çalışıyorlar.Yaşlı anneleri kol kanat geriyor yavrularına.
Sıdıka bana geç yazdığı için üzgün olduğunu söylüyor ama ona asıl yazmayan bendim.İhmal etmiştim küçük cadımı.Aslında bir hatır sorma,bir sevgi gösterisi yapmanın dışında bu güzel insanlara bir şeyler yapamamanın üzüntüsü de vardı bu ihmalde.
Sıdıka’nın mektubunu okurken Karadağlı Kader geldi gözlerimin önüne.Onu ilk gördüğümde iki-üç yaşında ancak vardı.Şimdi kocaman gençkız oluyor Kader cadım.Küçükken yanımıza sokulmazdı.Sonra yolum ne zaman Karadağa düşse Zeki amcam gelmiş diye koşar.Babası Kadir onu okutabilmek için elinden geleni yapıyor ama ilköğretimden sonrası hiç olmayacak Kader için.Çünkü babası Kadir’in ondan sonrasına gücü yetmez.Her gidişimde kitaplar götürürüm ona,sever okumayı.
Yörük Kuş Ali’nin kızı Ayşe’yi tanıdığımda beni düğününe davet etmişti.Yaz ortasıydı.Kışın sahile inince düğünü olacaktı.Bolay belediye başkanı rahmetli Gazi Güner’le sözleşmiştik.Gidecektik Ayşe’nin düğününe.Kısmet olmadı,gidemedik ama Ayşe’nin yeni obasıyla da bağım hiç kopmadı.Bir kızı oldu Ayşe’nin,adını İlknur koydular.Ele avuca sığmaz bir cadı oldu çıktı İlknur.Fotoğraf makinesını görünce basıyor çığlığı.İlknur nerdeyse deve sırtında büyüdü.Göç olayı sürerse onu okula göndereceklerini hiç sanmıyorum.
Fatoş,Ayşe’nin küçük kardeşlerinden biri.Mut’ta okuyor.Dedesi ninesi ona göz kulak oluyorlar.Tatil olunca yaylaya ailesinin yanına gidiyor.Ne zaman onların obasına varsam elimdeki kitapları,dergileri ilk o kapıyor. Sonra fotoğraf makinemı kapıyor elimden,çok güzel de fotoğraflar çekiyor.İlköğretimden sonrası yok Fatoş cadım içinde.
Şu sizlerle paylaştığım mektup nasıl duygulandırmaz insanı.O güzel cadım için ben bir şey yapamıyorum ama o duygulu satırlarının kenarını oya gibi işliyor.Kalbini gönderiyor,çiçekler gönderiyor.Bundan güzel armağan olur mu?
Tiyatro kolundaymış,23 nisan çalışmalarına katılıyormuş.O güzel cadıma bir sürpriz yapacağım ve 23 nisanda Yeşilyurt Güzelkışla mahallesinde olacağım ,cadımı izleyecek sonra minicik ellerinden tutup onların evine gideceğiz çay içmeye.