Zeki Oğuz, yayla gezilerini yazdı

Zeki Oğuz; Mustafa Karaçelebi ve Muammer Ulutürk ile birlikte Feslikan ve Barçın yaylalarına yaptıkları geziyi yazdı...

Geçtiğimiz Pazar dört gezgin, dört fotoğraf hastası, torunum Umutcan, Eğitimci yazar Mustafa Karaçelebi, eğitimci yazar Dr. Muammer Ulutürk ile birlikte yine cızıdan çıktık ve Feslikan, Barcın yaylalarına doğru yola düştük. Buralar her kayabaşında, her koyağında Karacaoğlan’ın ayak izlerinin kaldığı yöreler. Göçer Yörüklerin yazlık yurtları, yaylaları. Bir Yörük yaşlısı gözleri nemlenerek anlatmıştı. Yörük pazarından Gevne sırtlarına kadar bu yaylalara yüzlerce oba göçermiş. Dağ taş bayram yeri gibi şenlenirmiş. Giderek göçerlerin sayıları azalmış, az sayıda kalan göçerlerle yerleşik köylülerin arasında maraza çıkmaya başlamış, yayla yerleri yüzünden, mahkemelere filan düşmüşler, kavgalar olmuş. Yaşadıklarından yılan birçok oba keçiyi, kara çadırı satıp iskân olmuş mecburen.

İlk durağımız Sarıoğlan’dı. Burası gelip geçen yolcuların bir dinlenme yeri ve bir kavşak noktası. Kuzeyden güneye Sarıveliler yolu, doğudan batıya Karaman-Bozkır yolu. Zamanı bol olanlar için öyle çok seçenekler sunar ki bu kavşak noktası, şaşırır insan. Sarıoğlan’ı birkaç kilometre geçip sola Armutlu tarafına dönecek olsanız Yerköprü şelalesine ulaşırsınız. Bozkır yoluna saparsanız beş-on km.sonra Zengibar Kalesi dikilir karşınıza. Ulupınar köyünün hemen arkasında yükselen dağa biraz dikkatlice bakarsanız kalenin burçlarını görebilirsiniz.

Karaçelebi ile yola düşecekseniz onun bazı huylarına alışmak zorundasınız. Gördüğü her güzelliği durup çekmek ister. Böyle dura kalka Taşkent’e ulaştık. Kıble Kayasının altındaki çağlayanın sesi Sultansuyundan bile duyuluyordu. Vadilerde erimişti ama Torosların zirveleri hala karlıydı.

Ilıcapınar’ın Elmaağaççığı yaylası, Gevne sırtları karla kaplıydı. İlk navruzlarla Feslikan yaylasının başlangıcındaki tepelerde karşılaştık. Nemli toprak bahar kokuyordu. Ilgıt ılgıt sular akıyordu dereciklerden.

Kimseler yoktu Bolay Yaylasında. Bütün kapılar, pencereler sımsıkı kapalıydı. Bu ayın sonunda yaylacılar da gelmeye başlarlar artık. Yolun solundaki caminin önüne çektik arabamızı. Burada hem yemeğimizi yiyecek hem çayımızı içecektik. Gezilerin en keyifli zamanıdır kara çaydanlıkta demlediğimiz tavşankanı çayı yudumlamak. Ama bu zevki tadamadık çünkü bulduğumuz çalı çırpı ıslaktı. Doğrusu fazla da ısrarcı olmadık. Az ötemizdeki sarıçiçekler bizi bekliyorlardı. Bir kaç km ötede Ayboğazı şelalesini oluşturan Bolay çayının çevresi navruzlarla, nergislerle, çiğdemlerle donanmıştı. Çayın üzerindeki ağaç köprünün çevresindeki kayalıkların dibi kardelen doluydu. Umutcan ile Karaçelebi bütün özgürlük haklarını kullanarak nara atıyorlardı çayırlıklarda. Çok geçmeden Umutcan çamurdan adam olup çıktı düşe kalka.

Birkaç fotoğraf hilesi de yaptık çiğdemleri çekerken. Bu hileleri de siz görün fotoğrafları izlerken. Kar ve yağmur çok güzel yağdı bu yıl. Küçücük derelerden bile adam beli gibi su akıyor, kayaların oyuklarından su fışkırıyor.

Taşkent’te içtiğimiz çaylar bütün yorgunluğumuzu alıp götürdü. Çay molasından önce Kıble Kayasının altındaki şelalenin fotoğraflarını çektik. Dağlardan inen su gürleyerek Afşar çayına doğru akıyordu. Taşkent bir kartal yuvasını andırıyordu.

Dönüşteki molamız yine Sarıoğlan’da Karazor’ların dinlenme tesislerindeydi. Yol boyunca, dolu dolu geçen bir günün mutluluğu içindeydik.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?