Yoklarla Yürünmez

Durali Göğüş

Çoğumuzun yaşadığı çevrede sıkça karşılaştığı bir gerçek vardır: Fiziksel olarak görünür olan ama aslında yok hükmünde yaşayan insanlar... Varlıkları sadece görüntüden ibarettir ne yaşadıkları topluma ne de bulundukları kuruma anlamlı bir katkı sunarlar.

Bu yaşam biçimini tercih edenlere samimiyetle şunu söylemek gerekir: Sadece görünür olmak ne insana ne de topluma değer kazandırır. Oysa faydalı olmak, görünürde olmaktan çok daha kıymetli bir meziyettir. Bunu hatırlamak, insanın önce kendisine duyduğu saygının bir gereğidir.

Sokaktaki yüz kişiye, "Yönetimde görünür olmak mı, yoksa faydalı olmak mı?" diye sorsak, büyük çoğunluğu hiç tereddüt etmeden "Faydalı olmak." cevabını verecektir. Elbette çıkarını her şeyin önüne koyan, makamı amaç hâline getiren küçük bir kesim ise "Yönetimde görünür olmak." diyebilir. Ne yazık ki günümüzde bu anlayışın örneklerine oldukça sık rastlıyoruz.

Daha önce kaleme aldığım "Eğitim mi, Karakter mi?" başlıklı yazımın devamı niteliğinde olan bu yazı da aynı ihtiyacın ürünüdür. Çünkü karakterin olmadığı yerde eğitim eksik kalır; varlık hissedilmeyen yerde ise başarı ve liderlik doğmaz.

Yoklarla başarı elde edilemez. Yoklarla güçlü bir gelecek inşa edilemez. Lider olmak isteyen insan, bulunduğu ortamda varlığını hissettirmeli; ürettiği fikirle, yaptığı işle ve bıraktığı izlerle fark oluşturmalıdır.

Bir düşünürümüzün ifadesinde belirttiği gibi;

Bugün toplumun hemen her kesimine baktığımızda şu tabloyla karşılaşıyoruz:

Mevcut Olanlarda

Yüzeysellik: Sadece fiziksel olarak orada bulunmak, sıradan bir nesne gibi yer kaplamak.

Rutinlik: Farkındalık oluşturmadan günü kurtarmaya çalışmak.

Makam Odaklı Yöneticilik: Üretmeyen, derinleşmeyen, yalnızca koltuğu işgal eden yönetici anlayışı.

Var Olanlarda

Hakikat Arayışı: Kendini tanımak, hakikati aramak ve onunla anlam kazanmak.

Değer Üretmek: Sevgi, şefkat, adalet ve insanlık gibi değerlerle çevresine katkı sunmak.

Gerçek Liderlik: İnsanların zihninde ve gönlünde iz bırakmak; varlığını davranışlarıyla hissettirmek.

Yoklarla yol yürünmez, hedefe ulaşılamaz. Eğer gerçekten var olmak ve taşı gediğine koymak istiyorsak, önce sorumluluk almamız gerekir.

Bu noktada Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in gençliğe seslenişini hatırlamamak mümkün değildir:

"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verecek; "Benim olmadığım yerde kimse yoktur." duygusunu taşıyan bir dava ahlâkına sahip gençlik...

İhtiyacımız olan tam da böyle bir anlayıştır. Makamın peşinde koşan değil, sorumluluk üstlenen; görünmeyi değil, değer üretmeyi hedefleyen yöneticilere ve liderlere ihtiyaç vardır.

Halk arasında anlatılan meşhur Bekri Mustafa fıkrası da aslında bunu düşündürür. Rivayete göre birine, "Dünyada ne var ne yok?" diye sorulduğunda, o da sadece "Bekri Mustafa imam olmuş." derseniz anlarlar cevabını verir. Bugün de etrafımıza baktığımızda Bekri Mustafa’larına arkasına saf tutan ‘’zavallı yokları’’ görmekteyiz.

Yok hükmündeki figüranlara dönüşmeden önce kendimize şu soruyu sormalıyız: Bulunduğumuz yere gerçekten değer mi katıyoruz, yoksa sadece yer mi kaplıyoruz? Çünkü toplumların geleceğini belirleyenler, makamını dolduranlar değil; sorumluluğunu yerine getirenlerdir.

Gelin, "yok" olmayı değil, "var" olmayı seçelim. Çünkü iz bırakanlar; konuşanlar değil, üretenlerdir. Liderlik de makamdan değil, faydadan ve karakterden doğar. Adınız , ünvanınız yenide olsa içiniz etrafınız yoklarla dolu ise ‘’Var’’ olunmuyor. Azıcık aklınızı çalıştırıp var olabilmek manasına kavuşun haa ne dersiniz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.