Yeşilçam'daki tüm acılarım silindi

Yeşilçam’dan bu yana sinemayı uzaktan izleyen Ayşe Şasa için, ‘Dinle Neyden’ ile yeni bir dönem başladı.

Ah Güzel İstanbul, Balatlı Arif, Cemo, Gramofon Avrat gibi pek çok filmin jeneriğinde, senaryo hanesinde Ayşe Şasa’nın adı vardır. Sabahlara kadar çalışmalar, uykusuz geceler, Yeşilçam’ın yıpratıcı ortamı Şasa’nın enerjisini yavaş yavaş emer. Mecnun gibi sarıldığı sinema sanatı onun tüm gücünü tüketmiş, nihayetinde aklın sınırları ötesine taşımıştır. Artık 18 yıl boyunca şizofreni ile mücadele etmek zorundadır. Onu bu hastalık çukurundan çıkaran, asırlar önce kaleme alınan İbn Arabi’nin eserleri olacaktır. Ayşe Şasa için sinema bir nevi Leyla gibidir ve ondan vazgeçebildiği andan itibaren Mevla’sına ulaşacaktır.

 

Ayşe Şasa’nın bu özetlenmiş hikâyesine ‘Delilik Ülkesinden Notlar’ kitabı yahut onunla yapılan röportajlardan, haberlerden aşinayız. Yeni bir anlam dünyasıyla şifa bulan Ayşe Hanım her ne kadar yıllar boyu geçmişteki gibi aktif bir şekilde sinemanın içinde bulunmasa da bu sanat dalıyla irtibatını tam manasıyla koparmaz. Manevi duyarlılıklar, geleneksel bakış açısı, medeniyet perspektifi artık onun sanata bakışında da belirleyicidir. Sinemaya tasavvuf ışığında anlam vermeye çalışır. Bu konudaki fikirlerini ‘Yeşilçam Günlüğü’ kitabında toparlar. Yıllar sonra bu teorilerini pratiğe dökeceği bir ortam da karşısına çıkacaktır. Geçen hafta sonu vizyona giren, yönetmenliğini Jacques Deschamps’ın yaptığı ‘Dinle Neyden’in senaristlerinden biridir Ayşe Şasa. Uzun aradan sonra tekrar bir filmin senaryosuna imzasını atar böylece. ‘Dinle Neyden’in vizyona girmesi vesilesiyle Ayşe Hanım’ın kapısını çaldık. Onunla Yeşilçam’daki süreçten bugüne değişenleri, yıllar sonra senaryo yazmak için kâğıt kalem başına oturmanın heyecanını ve filmi konuştuk.

 

AYNI RÜYAYI GÖRDÜK

Ayşe Şasa iki sene önce resmen çalışmaya başlasalar da senaryodaki fikirlerin geçmişe dayandığını ifade ediyor. Onun, filmin diğer senaristi İsmail Özkul Eren ile tanışıklığı 1988’e dayanıyor. O yıllarda Özkul Bey’in Fatih’teki ofisine sık sık ziyarete gider Ayşe Hanım. İkisinin zihninde de geleneksel toplumun incelik, vakar ve ihtişamını hakkını vererek anlatan, karton olmayan bir şey üretmek vardır. Küçük dükkânda saatlerce konuşur, tabiri caizse aynı rüyayı görürler. Böylece ilk projeleri şekillenir. Ayşe Şasa hattat Şeyh Hamdullah ile ilgili bir belgesel senaryosu yazacaktır. “Özkul ile öyle havaya girdik ki hasta hâlimle, düşe kalka yazdım senaryoyu.” diyor Ayşe Hanım. Ne yazık ki bu uzun uğraş bir sonuca bağlanmaz, senaryo filme dönüştürülmez. 1990’lı yıllarda yeni bir proje şekillenir, bu defa Özkul Bey masa başına oturur ve Dede Efendi ile ilgili bir senaryo kaleme alır. Bu çalışma Ayşe Şasa’yı oldukça heyecanlandırır. Dede Efendi de III. Selim’inkine yakın bir dönemde yaşamıştır. Özkul Eren’in senaryoyu yazmadan önce de Dergâh Dergisi’nde bir dervişin günlüğüne dair hikâyeleri çıkmıştır. Ayşe Şasa, Eren’in tam o yıllarda ‘Dinle Neyden’deki karakterleri düşünmeye başladığına değiniyor. Özkul Eren bir ajans kurar. Böylece Ayşe Şasa’ya yeni bir teklifte bulunur: Bir çizgi film yapalım. Yine birlikte uğraşır, kafa patlatırlar. Senaryoyu Ayşe Şasa yazar. Özkul Eren de uzun bir süre çizimi yaptırır ama sonu gelmez. Bu hareketli dönemin ardından bir müddet birbirlerinin izini kaybeder Ayşe Şasa ile Özkul Eren. Ta ki 2006 yılında Ayşe Hanım, Özkul Bey’in Hz. Mevlânâ yılıyla ilgili film yapacağını duyana kadar. Eren’i aradığında “Ayşe Hanım sen de varsın işin içinde” cümlesini duyar. Yıllar sonra yine aynı rüyayı göreceklerdir.

 

SENARYO EBELİĞİ YAPTIM

İsmail Özkul Eren’in III. Selim dönemine özel bir ilgisi vardır. 30 sandık kitap okumuştur bu devre dair. Bu birikim muhakkak senaryoya yansıyacaktır. Yazıhanede uzun uzun çalışırlar Ayşe Şasa ile. Duvarda ilham vermesi için Beyhan Sultan’ın sarayına dair bir gravür dahi asılmıştır. “Biz yine havaya girdik ama ben bir taraftan da panikledim. Ciddi bir şey yapacağız ama vaktimiz dar. Ben onun gibi yirmi yıl boyunca III. Selim dönemine dair kitap okumuş değilim. Başladım zayıf gözlerimle kitapları harıl harıl okumaya; ama nasıl bitireyim hepsini…” diyen Ayşe Şasa’yı başlangıçta Özkul Eren’in sessizliği telaşlandırır. Çalışmalarda Özkul Eren pek konuşmaz. Ayşe Şasa’nın da onun senaryo yazıp yazamayacağına dair hiçbir fikri yoktur: “Özkul’un Dede Efendi senaryosu önemli bir çıkıştı. Biz sürekli bir araya geliyoruz ama Özkul konuşmuyor, böyle oturuyor. Ben bu defa iyice panikledim. Büyük bir proje, bu kadar malzemeyi nasıl bir araya getireceğim? Bir taraftan uğraşıyorum ama diğer yandan bunların altından tek başıma kalkamayacak kadar yorgunum.” Ayşe Şasa kötü bir duruma düşeriz kaygısı yaşadığı dönemde işlerin değiştiğini anlatıyor: “Derken Özkul bir açıldı ve sazı aldı eline. Ben bir eve gideyim düşüneyim diyor, biraz eve kapanıyor, döndüğünde de bakıyordum harika şeyler bulmuş. Gözümün önünde resmen bir senaryo yıldızı doğdu.” Özkul Eren’in yıllarca III. Selim dönemine dair okudukları, metin yazarken işlerini kolaylaştırır. Ayşe Şasa’nın ifadesiyle artık tarihin satır aralarında dolaşmaktadır. Böylece film yavaş yavaş şekillenmeye başlar. Napolyon’un Mısır’ı işgali söz konusu olacaktır. Fransız bir gemi tüccarı karakteri Mevlevihane’deki eski dostu Nuri Dede Efendi’yi bu tehdide karşı uyaracaktır. Bir aşk hikâyesine yer verilecektir… Özkul Eren’in bu çıkışına şahit olan Ayşe Şasa bu defa ‘Ne yapabilirim?’ diye düşünmeye başlar ve ona ayna olmaya karar verir. Yıllar önce Sefa Önal ile yaptığı çalışmalardaki yöntemden esinlenir. Sefa Önal ile ikili çalışmalarında yeni fikirler ortaya koydukça arkadaşına coşku verirmiş Ayşe Hanım, bu yöntemine ‘senaryo ebeliği’ adını vermiş. ‘Dinle Neyden’in ortak senaryo çalışmasında da aynı usulü dener.

 

YEŞİLÇAM’DA HER FİLMDEN SONRA HASTALANIRDIM

Özkul Eren ile yapılan çalışmada senaryo 5-6 defa yeniden yazılır. Bu esnada sürekli tarih danışmanlarından ve Mevlevilik konusunda Tuğrul İnançer’den destek alınır. Mesela Ayşe Şasa geceleri Amerika’daki arkadaşı Prof. Engin Akarlı’yı arar, saatlerce III. Selim dönemini konuşurlar. Farklı tarihçilere danışır. Özkul Eren’in de sorularını yönelttiği isimler vardır. Bu süreçte finans arayışı başlar ve Fransızlarla ortak yapıma karar verilir. Yönetmen Jacques Deschamps’a senaryo bu esnada ulaşır. Metni okur ve filmi çekmeye talip olur. Ortak yapım gerçekleşmez lâkin filmi Fransız yönetmen çekecektir. Çalışmalar esnasında hep tıkanılan noktalarda birden önleri açılır. Ayşe Şasa geçmişte yaptığı senaryo çalışmalarından çok farklı buluyor yaşadığı süreci: “Ateist olduğum dönemde senaryoları hep boğula boğula, işlerin ters gitmesiyle mücadele ederek yazıyordum. Burada tam tıkanacak oluyoruz, yol açılıyor. Batağa saplanıyoruz, yüz misli güzel bir şey çıkıyor.” Ayşe Şasa bu senaryo çalışmasının şimdiye kadarki tecrübelerinden çok farklı olduğuna değiniyor. Yeşilçam’da iki ayı bile senaristler çok gördükleri hâlde bu proje için iki sene çalışmış olmaktan bahtiyar: “Ah Güzel İstanbul için hatırlıyorum da iki ay beynimi çatlatarak, hiç uyumayarak, gece gündüz uğraştım. Yeşilçam’da kimse böyle çalışmıyordu. Ben kendime karşı bir iddia ile girdim bu işin içine. Onun için Yeşilçam’da çok büyük ızdırap çektim. Her filmden sonra hastalanırdım.”

 

 ‘Dinle Neyden’ tecrübesi, Yeşilçam’dan çok farklı bir ortamda çalışmak, mütevazı Özkul Eren’in çıkışına şahitlik Ayşe Şasa’ya müthiş bir enerji vermiş. “Yeşilçam’daki tüm acılarım silindi.” diyor. Bir yandan da imkânlar daha iyi olsaydı çok daha farklı bir film ortaya çıkacağını ilave ediyor. Özkul Eren senaryo çalışmalarında hep “Seyircide izledikten sonra latif bir duygu kalsın yeter” sözünü tekrarlamış. Ayşe Şasa da amaçlarının medeniyetimize ait incelikleri işleyen, geleneğin taşıyıcısı insanın iç hâlini anlatan, temiz duygular veren bir film olduğunu tekrarlıyor. ‘Dinle Neyden’ de bunu kısmen gerçekleştirebildiklerine inanıyorlar. Filmde Batı dünyasındaki edebiyat ve sinema örneklerinde gördüğümüz karamsarlık ve kubuziyet yok. Bu yaklaşıma tezat, birtakım aydınlık iç hayatlar, ferahlık, ışık nazara verilmek istenmiş. aksiyon

Kültür Sanat Haberleri

Atıklardan yaptıkları müzik aletleri ile konser verdiler
Antalya'da Şafak Vakti Sıra Dışı Manzara
Alanya Kalesi'nin 800 Yıllık Sırrı
Türkiye’de Sadece 7 Tane Kaldı: İşte Küllerinden Doğan Mavi Değirmen
Ayder Öncesi Nefes Kesen Prova: Kazanamayan Kurbana Gidiyor!