KONYA SİVİL ANAYASAYA NASIL BAKIYOR?
Yeni anayasa çalışmaları konusunda Konya’da çeşitli siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları görüş ve önerilerini bildirdi.
Konya sivil anayasanın tartışılacağı önemli bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Yarın Dedeman Otel’de Anayasa Platformu adı altında 13 çatı kuruluş tarafından gerçekleştirilecek olan “Anayasa Vatandaş Toplantıları”na TBMM Başkanı Cemil Çiçek yanı sıra TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nun AK Parti, CHP, MHP ve BDP'li üyeleri, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Anayasa Platformu Üyeleri, yerel ve ulusal STK temsilcileri ile rastsal olarak belirlenen vatandaşlar katılacak.
Memleket Gazetesi olarak biz de tüm Türkiye’nin heyecan ve merakla beklediği yeni sivil anayasayla ilgili olarak siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin görüşlerine başvurduk.
Tarafsızlık prensibi gereği Konya’nın tanıdığı farklı görüşten isimleri bir araya getirdiğimiz
haberimizde siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin yeni anayasada olmasını istedikleri konular, mevcut anayasanın eksiklikleri ve fazlalıkları değerlendirildi.
En çok dikkati çeken ise siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin insan hakları ve özgürlükleri konusunda verdikleri birbirine benzer görüşler oldu.
İşte Konya’nın yeni anayasadan beklentileri:
AK Parti İl Başkanı Ahmet Sorgun:
“Arzumuz, herkes için adaletin tesis edilmesi”
Türkiye Anayasası, bugüne kadar 20’nin üzerinde değişikliğe uğradı. Ancak hala milletimize yaraşır bir anayasa konumunda değil ve tartışmaların odağında bulunan meşruiyeti tartışmalı 1982 Anayasası’ndan kurtulamadık. Günümüz dünyasında anayasalar, çerçevesini temel insan hak ve özgürlüklerinin çizdiği, ideolojik ön kabullerden arındırılmış, en geniş toplumsal uzlaşıyı temsil eden ve bireyin devlete karşı özgürlüklerinin genişletilmesini sağlayan üst hukuk metinleri haline gelmişlerdir. Bir başka ifade ile günümüz dünyasında artık anayasa metinleri, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokrasi ve katılım eksenli oldukları sürece ileri birer hukuk metni olarak kabul görmektedirler. 1982 Anayasası, 1980 askeri darbesi ve sıkıyönetim döneminde, olağanüstü koşullar altında hazırlanıp kabul edilmiştir. Darbeciler katı ideolojik yapısını; militarist, yargısal ve bürokratik vesayetçi kurumlar yoluyla Anayasa'ya kuvvetle yerleştirmişlerdir. AK Parti iktidarımızın öncülüğünü yapacağı ve tüm partiler, STK’lar kurum ve kuruluşlarımız ile vatandaşımızın da katılım ve desteği ile hazırlanacak yeni anayasa; milletin, hangi inançtan, hangi ırktan ya da hangi kesimden olursa olsun tüm fertleriyle, huzur içerinde yaşamasını temin eden ortak bir toplumsal sözleşme metni olarak değerlendirilmelidir. Her zaman, her yerde, herkes için adaleti temin edecek bir anayasa, yasakçı değil, özgürlükçü, dışlayıcı değil kuşatıcı, herkesin benim anayasam diyebildiği bir anayasa, kaşıkla verip kepçeyle almayan bir anayasa temel arzumuzdur.
HAS Parti Konya İl Başkanı Veli Tolu:
“İdeolojik devletten demokratik devlete geçilmelidir”
Türkiye, sadece anayasa metninde kısmi değişiklikler için değil, köklü bir sistem değişimi için Yeni Anayasa’yı yapmalıdır. Bu süreçte, parlamentonun hem tarihi bir fırsata sahip olduğu, hem de tarihi bir vebal taşıdığı kanaatindeyiz.
Türkiye’de Cumhuriyetin ilanıyla birlikte “egemenlik milletindir’ denilmiştir. Millet, “ezelden ebede giden soyut ve manevi bir varlık’ olarak tanımlandığı için, tek parti döneminde, halkın bütünüyle dışlandığı bir sistem kurulmuştur. Millet adına devleti idare ettiğini iddia eden bir seçkin zümre, siyaset, ekonomi ve hatta dine kadar her sorun ve sosyal olguda söz sahibi olmuş, yeni bir ulus inşa etmeye çalışmıştır.
Bugün ülkemizde, siyasi partiler de devlet oligarşisine benzer şekilde örgütlenmiştir. Siyaset kurumu üzerinde bürokratik oligarşinin tahakkümü gerilerken parti/lider oligarşilerinin tahakkümü giderek artmaktadır. Bürokrasinin vesayetinden yakınan siyasetçiler, kendi partilerindeki vesayet sisteminin varlığına ise asla itiraz etmemektedirler.
1982 Anayasası “totaliter’ bir devlet yapılanmasını getirmiştir. Anayasasına resmi ideoloji koymuş olan devletin totaliterleşmesi kaçınılmazdır. Oysa demokratik bir ülkede devletin resmi ideolojisi olmaz. Demokrasi için anayasayı ideolojiden arındırmak gerekir.
Kısaca; yeni Türkiye’nin en önemli kilometre taşı olması gereken yeni Anayasa; vesayet sisteminden millet egemenliğine, halksız demokrasiden milletin sahipliğine (etkin yönetimine), ideolojik devletten demokratik devlete, sözde vatandaşlıktan özde vatandaşlığa geçiş için gereklidir.
MHP Konya İl Başkanı Ali Yücel:
“Cumhuriyetimizin temel niteliklerine dokunulmamalıdır”
Yeni oluşturulacak anayasanın diğerlerinden çok da farklı olacağını düşünmüyorum. Bu yeni anayasanın insan hak ve özgürlükleri adı altında terör örgütüne ve onun siyasi uzantılarına katkı sağlayacağı yönünde kanaatlerimiz var. Anayasamızın değişmesinin imkansız olduğu hatta değişmesinin teklif dahi edilmemesi gerektiği temel bazı maddelerin üzerinde oynamak isteyenler var. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Cumhuriyetin temel niteliklerine dokunulamayacağını, Türk milli kimliğinin vatandaşlık bağı ile tanımlanamaz olduğunu, etnik kimliğe statü verilerek üniter yapının bozulmaması gerektiğini ve ana dilde eğitimin söz konusu olamayacağını savunuyoruz. Yeni anayasa hazırlanırken toplumun üzerinde anlaşacağı konulara dikkat edilmelidir. Anayasa milli bütünlüğü güçlendirmeli, demokrasiyi de bu çerçevede geliştirmelidir. Bu konulardaki tavrımız başından beri belli. Ancak diğer partilerin de Uzlaşma Komisyonu’nda bunlar üzerinde mutabık olmaları gerekir. Cumhuriyetimiz, laik sosyal devlet anlayışımız, anadilimiz Türkçe, başkentimiz Ankara, üniter yapımızın değişmezliği, İstiklal Marşımızın da değişmezliği artık ortadadır. Büyük badirelerle kurduğumuz Cumhuriyetimiz üzerindeki hassasiyetimiz değişmeyecektir. TBMM Uzlaşma Komisyonu’nda elbette bazı konularda anlaşmazlık olabilir. MHP’nin tavrı komisyonda konular üzerinde uzlaşılmalı, bu konular imza altına alındıktan sonra TBMM Genel Kurulu’na gelmesi yönündedir.
Öte yandan yeni anayasa milli bütünlüğü güçlendirmeli, demokrasiyi de bu çerçevede geliştirmelidir.
Farklı etnik kimliklere siyasi ve hukuki statü tanınacak şekilde çok parçalı millet yapısı oluşturularak tek millet-tek devlet esasına dayanan üniter yapının bozulmasına izin verilemez.
Eğer Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu hassas noktaları dikkate alınırsa yeni anayasa çalışmalarına dahil olabiliriz.
BDP Konya İl Başkanı Necati İnik:
“Kürtlerin varlığı ve hakları kabul edilmelidir”
1921 Anayasanın devamı gelebilseydi bu, Türkiye'nin temel meselelerine çözüm getiren ve Türkiye'nin demokratikleşmesine imkan verecek bir anayasa olacaktı. Ama gerçekleşmedi. 1924 Anayasası ile birlikte Türkiye'de, tek millet, tek dil, tek din gibi tekçiliği esas olan ulus devlet modeli içerisinde bir anayasa hazırlandı. 1924'ten günümüze kadar da tekçi anayasa zihniyetle hazırlanan anayasa nedeniyle, Türkiye'de başta temel sorun olan Kürt sorunu olmak üzere sorunlar devam ediyor. En son hazırlanan 1982'deki Kenan Evren anayasası, yani darbe anayasası ile Kürt sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale geldi. Şimdi Türkiye'nin gündeminde yeni bir anayasa var. Belki de yapılabilirse, ilk defa bir sivil anayasa yapılabilecek. Türkiye'deki temel toplumların temel talebi, demokratik, sivil, çoğulcu bir anayasa isteğidir. Böyle bir anayasa yapılabilirse hem Türkiye'nin demokratikleşmesinin önü açılmış olur, hem de Kürt sorunu çözülmüş olur.
Bizim BDP olarak yeni anayasadan beklentilerimiz öncelikli olarak Kürt kimliğinin tanınmasıdır. Eğitimde, yargılamada ve iletişim noktasında anadilin yaygınlaşması temel isteğimizdir. Kürtlerin de kabul edildiği bir anayasa yapılmayacaksa BDP yeni anayasanın inşa sürecinde yer almayacaktır. Kürtleri tanıyan ve temel hak ve hürriyetlerinin verileceği bir anayasa yapılmak isteniyorsa eğer biz buna tüm yüreğimizle sahip çıkacağız
Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Şen:
“Yeni anayasa güçlüyü değil, haklıyı korumalıdır”
Bugün toplumun hemen her kesimi yeni bir Anayasa konusunda büyük bir beklenti içindedir. Aziz Milletimiz, kendisini cahil ve avam kabul eden bu “Vesayet Anayasası”ndan kurtulmalıdır. Ancak Anayasa’nın dayatmacı, baskıcı ve ceberrut ruh yapısı değişmemiştir. Değişmesi de mümkün değildir. Tıpkı bir takım estetik ameliyatlarla, bir kimsenin ruh yapısının değişmesinin mümkün olmadığı gibi.
Yeni Anayasa, toplumun her kesiminden temsilcilerin görüşleri alınarak hazırlanmalıdır. Başka bir ifadeyle toplumun her kesimi “Bu anayasa bizim Anayasamız” diye bilmelidir.
Üniversiteler kendi yöneticilerini seçebilmelidir. Halka, referandum hakkı verilmelidir. Türkiye Milletvekilliği ihdas edilmelidir. Anayasa’da Devletin “şekli” ve “birliği” ile ülkenin “bütünlüğü” dışında, “değiştirilemez” maddeler yer almamalıdır. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare mahkemesi kaldırılmalı, askeri mahkemeler, askerlerin sadece disiplin işlerine bakabilmelidir. İnanç ve fikir özgürlüğü tam olmalıdır. Küfür, hakaret ve şiddet içermeyen düşünceler hiçbir şekilde cezalandırılmamalıdır. Anayasa, “güçlüyü değil, haklıyı” korumalıdır.
Evet, Saadet Partisi olarak biz de yeni bir Anayasa’dan yanayız. Zira mevcut Anayasa’nın bir virgülünün bile değişmesinin yüce Milletimizin lehine olacağını düşünüyoruz.
Memur-Sen İl Temsilcisi Latif Selvi:
“Yeni anayasanın takipçisi ve destekçisi olacağız”
Yeni anayasanın toplumsal sözleşme niteliğinde olması ve hatta gerçekten yeni sıfatını kazanabilmesi anayasa sürecinin tasarımı ve bu sürecin yöntemiyle doğrudan ve yakından ilgilidir. Anayasaların demokratiklik değerlendirmesi içeriğinden önce yapım süreci üzerinden yapılır. Bu değerlendirmenin demokratik tespitiyle sonuçlanması sürecin yöntem ve yönetiminin demokrasinin temel dinamiğini oluşturan katılımcılık kurgusu üzerine inşa edilmesiyle mümkündür
Yöntemin ve yönetimin süreç boyunca katılım esaslı olması ve sürdürülmesi lafzi olarak kulağa hoş gelse de pratikte kolay değildir. Sendikamızın anayasada vatandaşlık için yeni tanım önerisi, Laiklik algısı, din ve vicdan hürriyeti, din eğitimi ve öğretimine dair önerileri, Eğitimde fırsat eşitliği, iletişim hürriyeti, siyasi parti rejimine ve siyaset hakkına ilişkin önerileri, kadına ve kadın haklarına dair önerileri, sendikal haklara ilişkin öneriler, devlet ve cumhuriyetin niteliklerine dair öneriler, milletvekili dokunulmazlığı ve millet kavramına yüklenecek anlamlarla ilgili önerileri mevcuttur. Yeni anayasanın her zaman takipçisi ve destekçisi olacağız.
Kamu-Sen Konya İl Temsilcisi Sadi Eriş:
“Türkiye’nin kırmızı çizgileri ihlal edilmemelidir”
Bireysel temel hak ve hürriyetlerin evrensel standartlara kavuşturularak her vatandaşımızın özgürlük alanlarının genişletilmesi, vatandaşlarımızın diline, dinine, siyasi ve felsefi inancına bakılmaksızın herkesin eşit hak ve hürriyetlere sahip olması temel isteğimizdir.
Fakat etnik ve inanç temeline dayalı hak ve özgürlüklerin kollektif olarak kullanımı, eşitlik ilkesini ve millet bütünlüğünü bozacağından kabul edilemezdir.
Bu yüzden Türkiye Kamu-Sen olarak yeni anayasada şunlara dikkat edilmesi gerektiğini savunuyoruz: Anayasanın ilk üç maddesi aynen korunmalıdır. Türkiye Devleti’nin üniter yapısı ve milli devlet kimliği bozulmamalı, içi boşaltılmamalı, mahallî idarelere özerklik tanınmamalıdır. Millet bütünlüğü bozulmamalı, ırklara, etnisitelere ve mozaiklere bölünmemelidir. Anayasa’daki Türk ve Türk Milleti kavramları bir ırkı, bir etnisiteyi, bir mozaiği değil, herkesi kapsayan, tüm ırk ve etnisiteleri de içine alan, Türk kültür ve medeniyet değerlerini ile millet bütünlüğünü temsil eden, Türkiye Devletini kuran ve bu devlete aidiyeti ifade eden aslî unsurdur. Bu sebeple Türk Milleti’nin ve Türkiye Devleti’nin anayasasından bu ifadeler çıkarılamaz. Devletin dili, bayrağı, İstiklal Marşı, başkenti değiştirilemez. Herkes anadilini konuşabilir, öğrenebilir ancak anadille Türkçe dışında eğitim talebi kabul edilemez. Anayasanın Türk vatandaşlığı maddesi değiştirilemez. Cumhuriyetin temel nitelikleri değiştirilemez. İnsan haklarına dayalı, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinden vazgeçilemez. Parlamenter demokrasi, kuvvetler ayrılığı ilkesinden vazgeçilemez.
Kamu-Sen olarak yeni anayasaya katkıda bulunmak istiyoruz. Hukukun üstünlüğü en geniş anlamı ile anayasada yer almalıdır.
KESK Konya İl Temsilcisi Cebrail Bektaş:
“Yeni anayasada tek tiplilik asla yer almamalıdır”
Yapılacak anayasanın "yeni" olabilmesi için öncelikle 12 Eylül zihniyeti ve anayasası ile hesaplaşma ve kopuş içermesi gerekmektedir. 12 Eylül Anayasasının tekçi anlayışından kopuş sağlamayacak bir anayasa uyarlama olmanın ötesine geçmeyecektir.
Bilindiği gibi, yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulmasının en önemli nedenlerinden biri de 12 Eylül anayasasının farklı kimlik ve kültürleri inkar eden tekçi yapısıdır. Bu çerçevede özellikle Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesinde yeni anayasa önemli bir rol oynayacaktır. Ancak özellikle son dönemlerde "KCK Operasyonları" adı altında başlatılan anti demokratik uygulamalar yeni anayasa sürecini sekteye uğratmış, hükümetin inandırıcılığını yitirmesine neden olmuştur. Binlerce Kürt siyasetçinin, sosyalist, muhalif kesimlerin Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay'ın da ifade ettiği üzere "planlanmış, kararlaştırılmış operasyonlarla" tutuklanarak cezaevlerine konulması vahim bir durumdur.
Bu nedenle öncelikle 12 Eylül Anayasası’nın tek milliyet, tek din, eril anlayış ve neoliberal özünden kopuşu esas alınmalıdır.
Farklı kimlik ve kültürler tanınmalı, devlet tarafından inanan/inanmayan ayrımı yapılmadan farklı inanç gruplarına saygılı ve eşit mesafede olunmalıdır. Eril zihniyetten uzak, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan, cinsel yönelime yönelik olumsuz durumu gideren bir içerikte olmalıdır. Neo liberal politikalar değil, emekten ve insandan yana, insan onuruna yakışır bir bölüşümü hedefleyen, nitelikli, ulaşılabilir ve parasız kamu hizmetini esas alan ekonomik bir düzen hedeflenmelidir.
Konya Barosu Başkanı Fevzi Kayacan:
“Sadece 1982 Anayasası kaldırılsa bile çok yol alınır”
Yeni Anayasa’nın, aynı toprak üstünde yaşayan her kesimi, etnik, dini veya ideolojik ayrımı yapmaksızın ifade eden, kuşatan ve kendilerini buldukları bir metin olması sağlanmalıdır.
Ama en önemlisi yeni anayasanın uygulanabilir olması gerekmektedir. Konya Barosu olarak bizler metnin bir şekilde hazırlanacağını biliyoruz. Fakat hazırlanacak olan metnin lafta kalmaması anlamını kaybetmemesi noktasında önemlidir.
Genel anlamıyla anayasalar genel kuralları içerir. Mevcut anayasamızda ise devletleştirme en ince ayrıntısına kadar açıklanmalıdır. Bu ise anayasaların ülkemizdeki ömrünü kısaltmaktadır. Kısa ve öz bir anayasanın hazırlanması için aslında çok fazla bir çalışmaya girmek gerekmemektedir. Sadece 1982 anayasasının kaldırılması bile mevcut anayasanın nefes alması için yeterlidir. İdeolojik ve hegemonik devlet anlayışlarını içeren anayasaların zamanı
geçmiştir. Artık, katılımcılığı sağlayan, her vatandaşın kendisini bulacağı ve gönülden sahipleneceği metinlere ihtiyaç vardır. Yeni oluşturulacak anayasada evrensel kuralların yer alması ve detaylarına girilmemesi gerekmektedir. Maalesef ülkemizde anayasalar tüzük gibi algılanıyor. Bu da anlaşılırlılığını güçleştirmekte, vatandaşların haklarını bilmemesine olanak sağlamaktadır.
Ülkemiz hiç bir zaman kendi özgür iradesiyle bir anayasa yapamamıştır. Bu zamana kadar anayasalar milletin onayı ve isteği dışında yapılmıştır. Yapılacak olan yeni anayasa için kurucu bir Meclis'e gerek yoktur. Millet şu anki parlamentoya bu görevi vermiştir. Ancak hazırlanan ve yürürlüğe konulacak olan anayasa milletin onayına sunulması gerekiyor. Anayasamızın girişinde bu anayasa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak sözleşmesiyle hazırlanmıştır ibaresi yer almalıdır. Bunun için tüm insanların katkısı olmalıdır. Konya Barosu olarak yeni anayasanın hazırlanması noktasında gerekli desteği vereceğiz, önerilerimizi sunacağız.
HU-DER Konya İl Temsilcisi Özgür Solak:
“Halk iradesi karşısında hiçbir güç direnmemelidir”
1980 askeri darbesinin yargılanmaya başlandığı şu günlerde milletin kendi anayasasını yapması darbeci ve vesayetçi zihniyete unutulmayacak anlamlı bir cevap olacaktır.
Anayasalar toplumsal sözleşmelerdir. Bu yüzden yeni anayasa hazırlanırken toplumun sürece katılmasının en üst düzeyde sağlaması gereklidir. Mecliste oluşturulan Anayasa Uzlaşma Komisyonunu bu amaca uygun olarak sivil toplumun görüşlerine başvurması ve bölge toplantıları düzenlemesi yerinde bir yaklaşımdır. Bu bölge toplantılarından ilkinin Konya’mızda yapılacak olması, Konya’mız için bir gurur kaynağıdır. Ancak bu ilk toplantının verimli geçmesinin sonraki toplantılara dolayısıyla anayasa hazırlık sürecine yansımaları düşünüldüğünde gururun yanında önemli bir sorumluluk duyulmasını da zorunlu kılmaktadır.
1961 ve 1982 anayasalarıyla kurulan vesayetçi yapıdan ve statükodan beslenen kesimlerin yeni ve sivil bir anayasaya ılımlı yaklaşmadıkları ve yaklaşmayacakları bir gerçektir. Hatta bu kesimler yeni anayasa çalışmalarını baltalamak için var güçleriyle çalışacaklardır. Ancak millet iradesi karşısında hiçbir gücün direnmesi bundan önce olduğu gibi bundan sonra da fayda vermeyecektir. Süreci tıkayarak değişimin ve gelişimin karşısında duranlar mutlaka milli iradenin tokadını yiyeceklerdir. Buradan bütün siyasi partilere bu süreçte samimi ve yapıcı davranmalarını tavsiye ediyoruz.
Mazlum-Der Konya İl Temsilcisi Derviş Argun:
“Kemalizm ve onu besleyen ideolojiler yeni anayasada olmamalıdır”
Yapılan tüm değişikliklere rağmen, Darbe Anayasası'nın ruhundaki özgürlükleri lüks gören anlayış değiştirilememiştir. Mevcut Anayasa ile Sünni Müslümanlar, Aleviler,gayrimüslimler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar ile tüm etnik ve diğer kimliklere sahip insanlarımızın temel hak ve özgürlükleri yasa yoluyla ihlale uğramıştır. Vesayetçi rejimin kendini koruma refleksi, tüm insanlarımızı zulme uğratmıştır. Bu zulümlerin giderilmesi için, araç olan devletin yönetim mekanizmasının; ideolojisiz, tarafsız, hak ve özgürlükleri herkes için koruyan, geliştirmeyi amaçlayan bir yapıya sahip, hesap verebilir olması gerekir.
Irk, din, mezhep, dil, siyasi görüş, cinsiyet, yaş, engellilik ve diğer farklı kimliklerin ve sonuçta hepimizin uğradığı mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla; kendimiz için istediğimizi, herkes içinde isteyebilmemiz halinde sorunların çözümü için adil bir
çalışmanın kapısı açılacaktır. Anayasa'da değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez
nitelikte hiçbir hüküm olmamalıdır. Anayasa hükümleri bir araç olup, kutsiyet atfedilmemeli, değişebilir olmalıdır. Tarafsız, ideolojisiz ve araç devlet anlayışını esas alan, kısa bir
başlangıç bölümü olmalıdır. Yeni anayasada, Kemalizm ile bu ideolojiyi besleyen "Atatürk
milliyetçiliği" ve "Atatürk ilke ve inkılâpları" gibi kavramlara yer verilmemeli; sivil ve demokratik Anayasa, devletin hukuki ve siyasal tarafsızlığına gölge düşürecek hiçbir ideolojiyi bünyesinde barındırmamalıdır.
Mazlum-Der olarak, yeni bir anayasa yazmak yerine, ulusal ve ulusal üstü insan hakları mevzuatı kapsamında, yeni Anayasa'nın yapılmasında dikkat edilmesi gereken temel ilkeler, olması gerekenler ile özgürlükçü bir Anayasa'da olmaması gerekenleri önemsemekteyiz.
ASKON Konya İl Temsilcisi Yakup Yıldırım:
“Rekabet fırsatı ve girişimcilik anayasal güvenceye alınmalıdır”
Anayasa, Milletin, hangi inançtan, hangi ırktan ya da hangi kesimden olursa
olsun tüm fertleriyle, huzur içerinde yaşamasını temin eden ortak bir
sözleşme metni olarak değerlendirilmelidir. Ekonominin ağırlığı devlet tekelinden çıkarılmalıdır. Devlette görev yapmanın veya devlete yakın olmanın farklı rüçhaniyetlere sahip olmak anlamındaki anlayışlara son verilmelidir. Devletin ekonomide asıl yapması
gereken görev; Yönlendirme, denetim ve her ferdin adil pay alma hakkının
korunmasıdır. Rekabet fırsatı ve girişimciliğin yaşaması için gerekli tedbirlerinin alınması
Anayasal güvenceye dahil edilmelidir.
Anayasa, büyük toplumsal sözleşme, devlet vatandaş arasındaki ilişkileri belirleme özelliğinde bir metin olması hasebiyle, esas olarak özgürlükleri koruma altına almak gibi bir içeriğe sahip olmak zorundadır. Yoksa özgürlükleri sınırlayıcı değil. Doğal özgürlük alanları ve hakların, devlet güçleri ya da diğer güçler tarafından ihlal edilmemesi Anayasaca sağlanmalıdır. Bu hakların kullanımı için hizmet alan ya da veren ayrımı yapılmamalıdır. (Dil, Din, İnanç, İlim, Teşebbüs, Seyahat, İfade, Eğitim, Örgütlenme, Vicdani Ret, Giyim-kuşam
özgürlükleri gibi…) Anılan bu özgürlük alanlarında ana-babanın çocuklar üzerinde devletten daha öncelikli haklara sahip olduğu anayasada ifade edilmelidir.
MÜSİAD Konya İl Temsilcisi Aslan Korkmaz:
“Resmi ideolojiden uzak, detaycı değil bütüncü bir anayasa istiyoruz”
MÜSİAD, Yeni Anayasa konusunda yaptığı bu özgün çalışma ile Anayasa konusunda söz sahibi olmuştur. Derneğimiz genel merkezi tarafından yeni anayasa çalışmaları kapsamında geniş bir metin hazırlanmıştır. Bu çalışmamızla toplumun her kesimini kucaklayacak ve kimseyi ayrıştırmayacak bir metin hazırladık. Bu çalışma, detaycı değil, mevcut sıkıntıları çözecek ve Türkiye’yi daha ileriye taşıyacak bütüncül bir anayasa tasarısı. Hazırladığımız tasarının içinde resmi ideoloji bulunmuyor. Bu anayasa, MÜSİAD'ın anayasası olarak görülmemeli, çünkü ülkede yaşayan 74 milyon insanımızın isteklerini kapsayan, sıkıntılarını izale eden bir anayasa taslağı hazırladığımızı düşünüyorum. Anayasa taslağı içinde insan hak ve özgürlüklerine ayrı bir önem verdik, öne çıkardık. Devlet yerine bireyi koruyan bir anayasa taslağı yapmaya çalıştık. Bu çalışmanın içinde şu ayrıntılar yer almaktadır: Anayasanın değiştirilemez diye ifade edilen ve devletin şekil ve niteliklerini tanımlayan ilk üç maddesi bir madde altında toplanmalıdır. Bu maddeye 4. fıkra olarak da meclisin ve seçmenlerin üçte iki çoğunluğuyla değiştirilebilir hükmünün konulması gerekmektedir. Çünkü hukukta değişmezlik yoktur, bunun aksini iddia etmek ise demokrasiye aykırıdır. Zaman içinde değişen konjonktür gereği konulan kuralların ihtiyaçlara göre yeniden belirlenebilir bir yanı olmalıdır. Öte yandan devletin şekli ve nitelikleri de her akla geldiği zaman değil, ancak toplumda büyük bir uzlaşma olduğunda değiştirilebilmelidir. Biz de buna imkan sağlayan bir öneri geliştirdik. Derneğimiz, anayasa çalışmaları konusunda gösterdiği bu çabayı sürdürecek ve yeni oluşturulacak anayasada üzerine düşeni yerine getirecektir.
Mehmet Emin Yumuşak memleket.com.tr