Taha Kıvanç / Yenişafak
Yazar dediğin kodu mu oturtmalı
Ben yazarın kodu mu oturtanını severim. Ne kadar çalışırsam çalışayım öyle biri olamayacağım için herhalde. O yüzden de İlhan Selçuk'a buradan şapka çıkartıyorum. Israrla sürdürdüğü yayın çizgisiyle nihayet istediği sonucu elde etti. İktidar partisi hakkında kapatma davası açıldıysa, bu gelişmede, İlhan Selçuk'un hakkını teslim etmek gerekiyor.
23 Ocak 2008 tarihinde 'İktidar partisi zanlı' başlıklı yazısını şöyle bitirmişti İlhan Bey: “Cumhurbaşkanımız dosyalı zanlı.. / Başbakanımız dosyalı zanlı.. / Bir de iktidar partimiz zanlı oldu mu, gel keyfim gel... / O zaman türbanlık ve kurbanlık Türkiye'nin yeme de yanında yat...”
“Gel keyfim, gel” hakikaten...
İlhan Bey'in o yazısını Cumhuriyet binasının her köşesine asmalı gazetesi çalışanları. Dava açıldıktan sonra sağda-solda başsavcı hakkında eleştiri yazıları çıkıyor ve Yargıtay bundan rahatsızlık duyuyor ya, aslında okuduğum hiçbir yazı üç ay kadar önce İlhan Selçuk'un yazdıkları kadar 'tehdit' içermiyor... “Dava açılacak, aç” keskinliğinde, “Hele bir açma, gününü görürsün” meydan okumasını içeren bir yazı o.
İnanmadıysanız, yazının bütünü 'Dördüncü Kuvvet Medya' sitesinde duruyor. Küçük bir bölümü bile yazarın niyeti hakkında fikir verecektir: “Yargı gücünde devlet görevlisi bir savcı ille de görevini yapmak zorundadır... / Nedir görevi?.. / Hırsıza, yolsuzluk yapana, rüşvet alana, adam yaralayana ya da öldürene savcı dava açar... (..) // Savcı, kırmızı çizgiyi çiğneyip bölücülük ya da dincilik yapan siyasal partiye dava açmasın.. / Görür gününü... // Savcı yürürlükteki yasalara göre davranmakla yükümlüdür... / Bir savcı, suç işlediği varsayılan kişinin ya da kurumun zengin mi yoksul mu, güçlü mü güçsüz mü, şişman mı zayıf mı, muhalefette mi iktidarda mı olduğuna bakarak karar veremez... / Başsavcı, dava açması gerekiyorsa, dava açacaktır...”
Bu yazı sonrasında her gün başka bir merakla izledim yazılarını. Beklediğine kavuşacağı 'iddianame' metninin Anayasa Mahkemesi'ne sunulduğu günkü (14 Mart Cuma) yazısının neşvesine sinmişti.
“İçine doğmuştu” denir ya, İlhan Bey de sanki biliyormuşçasına döktürmüştü yazısını: “Eveeet... / AKP iktidarı belli hedefe doğru doludizgin yürüyor, yandaşları da içmeden sarhoş olmuşlar... / Ülke altüst... / Herkes birbirine soruyor: / - Ne olacak?.. / Bu gidişle bir şeyler olacak... (..) / Bir şeyler olduğunda sonuç düşündükleri gibi çıkmazsa, oturup mazlum rolünde ağlamasınlar.”
Böylesine duyargaları açık yazarlara sahip gazetenin, başka Ankara Temsilcilerinin ancak bir gün sonra gazetelerinde değerlendirebildikleri 'iddianame' metnini diğerlerinden bir gün önce haberleştirmesine hiç mi hiç şaşırmadım.
Her gazete, eğer iyi haber veren kaynaklara sahipse, olanı yazar; Cumhuriyet ise olacağı neredeyse üç ay öncesinden yazabilen bir 'büyük yazara' sahip.
Anayasaya göre 'sorumsuz' olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçmiş sözleri sebebiyle iddianamede suçlanması herkesi şaşırttı. Ben ise iyi bir İlhan Selçuk okuru olduğum için pek şaşırdığımı söyleyemem. Dava açılmadan üç ay önceki yazısında nasıl söz ediyordu Abdullah Gül'den? 'Zanlı Cumhurbaşkanı' diye değil mi?
Acaba Anayasa Mahkemesi'nde de okurları var mıdır İlhan Selçuk'un? Ya da Cumhuriyet gazetesinde “Bunun dedesi Nakşi şeyhiydi, lâkabı da 'Kürt' idi” diye takdim edilmek istemeyen üyeler?
Dün de yazdım: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya için aynen böyle yazdı Cumhuriyet. İddianamenin Anayasa Mahkemesi'ne sunulmasının hemen ardından... Tabii, yukarıdaki cümleye, “Buna rağmen Yalçınkaya Ailesi tipik bir Cumhuriyet ailesi” notunu düşerek...
Cumhuriyet'in şu satırlarını bir de “Buna rağmen Yalçınkaya Ailesi tipik bir Cumhuriyet ailesi” notu eklenmeden okuyun bakalım, ne hissedeceksiniz: “Yalçınkaya'nın anne tarafından dedesi olan Kürt Hacı Ali Efendi, Urfa'nın geçmişinde iz bırakmış ünlü bir Nakşi şeyhi olarak biliniyor. Kürt Hacı Ali Efendi, yaşadığı dönemde 'Haydari Medresesi'nin müderrisi' diye tanınıyor. Babası Molla Muhammet Efendi 'nin de 1800'lerin ortalarında kentin ünlü medreselerinde dersler verdiği söyleniyor. (..)
“Atalarının Kürtlük ve Nakşilikle ilgisine karşın Yalçınkaya'nın ailesi tipik bir Cumhuriyet ailesi olarak biliniyor. Urfa'nın Bıçakçı Mahallesi'nde büyüyen Yalçınkaya'nın babası Behzat Yalçınkaya da Cumhuriyetin ilk dönem öğretmenlerinden biri olarak anlatılıyor. Yalçınkaya'nın dayısı Ali Güner 'in ise aralarında Refah Partisi'nin de olduğu bazı partilerden Urfa Belediyesi meclis üyeliği yapması dikkat çekiyor.”