Yaz mevsimi sürüp gitseydi…

M. Faik Özdengül

Yolcu sana da bir sıkıntı bir gönül darlığı geldi mi alevlenme, meyus olma... Senin için muvafıktır o. (3/3734, Mesnevi)Daha önce de karşılaşmıştık dedi eşi. Hatırladım. O gün bugündür çok iyiydi. Şimdi yine eski sıkıntıları geri geldi. Daralıyor, bunalıyor, intihar etmeye kalkıştı. Bizi istemiyor. Dallarda temizlik yapmış. Kök aynı dedi Kılavuzum. Ne güzel iyileşmiştim. Çok iyiydim. Yine geldi. Sıkıntıdan nefret ediyorum. Sıkıntıyı sevmiyorum. Niye? Niye? Çünkü ferahlık ve genişlik zamanında varını yoğunu harcedip duruyorsun demektir. Harcetmeye karşılık bir de gelir lazım et. (3/3735 Mesnevi)Kılavuzumuzu duyup duymadığımdan emin değildim. Hiç tepki vermedi. Belli ki duymak değil, duyurmak istiyordu. Kılavuzum devam etti:Yoldaş, bir müddet usanmayı bırak da o güzelin tek benini sana anlatayım. (2/190, Mesnevi)Yok. Yine tepki yok. Vazgeçti Kılavuzum:Deniz köpüklenir, köpükle örtülür, köpüğü ileri sürer. Sonra da köpüğünü çeker, açılır, kendisini gösterir. (2/195, Mesnevi)Şimdi dinle, hikâyenin iç yüzünü anlatmama ne mânî oldu? Dinleyenin gönlü başka bir yere gitti. (2/196, Mesnevi)Gönlü başka yerdeydi. Biz sustuk. O anlattı: Bunaltısı ileri derecedeydi. Tutunmak istiyordu. Tutunacağı bir şey arıyordu. Eşim mükemmel. Çocuklarım mükemmel. Ben beş para etmez değersizin tekiyim. Hiçbir işe yaramıyorum. Bırakın beni diyorum. Atın bir tımarhaneye, kurtulun benden. Yapamıyorum işte. Beceremiyorum. Ne anneyim, ne eş. Offf. Çok daralıyorum. Çok kötüyüm. İntihar etmeyi denedim. Onu bile beceremedim. Ne istiyorsun, dedim. Rahatlık mı? Evet. Evet. Ulaşacaksın. Rahatlığa da kavuşacaksın.Bu sefer mümkün değil, dedi.Geçen sefer de böyle diyordun. Hatırlıyorum konuştuklarımızı. Artık çıkamam diyordun. Bu kuyudan çıkamam. Bu karanlıktan kurtulup güneşi bir daha göremem.Öyle mi dedim. O zaman da mı böyle konuştum?Evet tıpkı böyle. Şimdi söylediklerinin aynısı. Sadece sen değil. Başkaları da hep böyle söyler. Başkaları mı? Benim gibi başkaları da var mı? Var mı gerçekten bana benzeyen?Evet. Hem de çok fazla. Bunun önemli olduğunu biliyordum. Kendisi gibi olan başkalarının da varlığını bilmek. Yalnız olmadığını bilmek. Sıkıntıların sadece ona has olmadığını bilmek. Sıkıntıya dayanmayı kolaylaştırıyordu. Özellikle de bununla baş edebilenlerin var olduğunu bilmek. “Bir kuyudasın sanki değil mi?” diye sordum.Evet. Güneş doğmuyor sanki bana. Karanlıktayım. Enerjim yok. Halsizim. Gücüm tükenmiş gibi. Hiçbir şeyden keyif almıyorum. Canım hiç bir şey yapmak istemiyor. İştahım yok. Önüme konan şeylere sadece bakıyorum. Elim kaşığa gitmiyor. Suçluluk, yoğun bir suçluluk hissediyorum. Çaresizim. Bunun olması gerektiğini söylesem. Bunun iyi olduğunu söylesem. Faydası var desem?Fayda mı? Ne faydası? Fayda nerede burada? Benim varlığımın, bu halimin kime ne faydası var? Şaşkın şaşkın sordu.Kılavuzum girdi araya: Eğer sen “Şu halde varlığın ne faydası var?” dersen senin bu sualinde fayda var mı inatçı adam? (2/1068, Mesnevi)Sualinde fayda yoksa bu abes ve faydasız suali niye dinleyeyim? (2/1069, Mesnevi)Eğer birçok faydaları varsa neden cihan faydasız olsun öyle ise? (2/1070, Mesnevi)Cihan, bir cihetten faydasız başka bir cihetten faydalarla dopdoludur. (2/1071, Mesnevi)Sana faydalı olan şey, bana faydasızsa... Madem ki sence faydalı, onu yapmaktan geri durma. (2/1072, Mesnevi)Yusuf’un güzelliği kardeşlerince abesti, lüzumsuzdu... fakat bütün bir âleme faydalıydı. (2/1073, Mesnevi)Söz Yusuf’tan açılınca araya girdim. Kuyudasın şimdi değil mi dedim. Evet dedi. Işıksız karanlık bir kuyu. Kim gibi? Yusuf. Dini bilgim zayıf dedi. Bak gördün mü faydalarını hastalığının sıkıntılarının? Bu sayede bir sürü yeni şey öğreniyoruz. Yusuf Peygamber kuyudaydı önce. Depresyondaydı bir bakıma görünüşte. Sonra ne oldu?Ne oldu? Mısır’a Sultan oldu. Bir sürü eziyetten geçti. Kuyudan çıktı, zindana girdi. Ama sonuçta… Kılavuzum devam etti:Tanrı’nın rahmeti, kahrından ileridir, kahrından fazladır ve ezelidir. Bu yüzden de bir kimseyi belâlara uğratması, rahmetindendir. (3/4166, Mesnevi)Varlık sermayesi elde edilsin diye rahmeti, kahrından ileridir, üstündür. (3/4167, Mesnevi)Etle deri lezzetsiz meydana gelmez. Fakat onlar meydana gelmedikçe sevgilinin aşkı, onları nasıl eritebilir? (3/4168, Mesneviİşte bu takdir neticesi olarak sen de kahırlara uğrarsan eseflenme... Bu kahırlar yüzünden elindeki sermayeyi sevgiliye bağışlarsın. (3/4169, Mesnevi)Yusuf Peygamber’in hikayesini anlattım. Kuyudan nasıl kurtulduğunu, Mısır sarayına gittiğini, sonra yine kıskançlık dolayısıyla zindana atıldığını, orada bir rüyayı tabiri dolayısıyla kurtulduğunu ve bu kez önemli görevlere getirildiğini…Sabırsızım ben dedi.Artık kendine dönmeye başlamıştı. Aynada kendini görmeye başladı. Gözler içe döndü. Hemen olsun isterim. Her şey mükemmel olsun. Sıkıntı bana uğramasın. Bir yandan da gözde olmak istiyorsun. Bunun için gözden düşmeyi göze almalısın.Bilmiyorum. Hiç bir şey düşünemiyorum. İyice unutkan oldum. Hiçbir şeyi aklımda tutamıyorum.Akla aykırı inançların var. Dedim. Örneğin bir şey istediğim gibi olmazsa buna dayanamam. Diye inanıyorsun. Bunun sonucu bunaltıdır. Sana mesaj veriyor bunaltın. Vazgeç diyor bu inançtan. Bu akla aykırı. Büyükbabamı anlattım ona. Küçükken yanında kalırdım bazen. Koyunları olurdu mutlaka birkaç tane. Getir bahçeye çak kazığını otlansın derdi. Çakardım bir yere biraz sonra biterdi etrafındaki otlar, başka daha fazla otun olduğu bir yere çak derdi sonra. Fakat koyun alıştığı yeri terk etmek istemezdi. Yularından tutup zorla çekerdim, ite kaka. Ben anlatırken Kılavuzum gülümsedi. Yular depresyon işte dedi. Fakat çoğu insan yuları çekene değil de yulara bakar. Mesajı almak istemez bir türlü.Yani bunaltılarım benim direnmemden mi kaynaklanıyor? Duymaya başladın dedim.İnancını alternatifiyle değiştirelim mi? Diye de ekledim.Değiştirelim bakalım. Dedi. Bir yandan da ne kadar inatçı olduğundan bahis açtı. İnatçılığından söz etmeye başladı. ses etmedim. Bitince akla uygun yeni inancını seslendirdim.Bak şöyle inanacaksın bundan sonra: işlerin istediğim gibi gitmesini tercih ederim. fakat olmazsa da buna dayanabilirim. Zira bazen benim istediğim gibi olur bazen olmaz. Olur dedi. Denerim.Deneme. Yap. Biraz sertçe söyledim.Sustu. Tamam dedi. Artık Kılavuzum da duymaya başladığını görünce yanına yaklaştı ve artık O konuştu:Yaz mevsimi sürüp gitseydi güneş bağları bahçeleri yakar kavururdu. (3/3736, Mesnevi)Nebatları kökünden yakardı bir daha o yanıp kavrulan şeyler yenilemezdi, yeşerip tazelenmezdi. (3/3737, Mesnevi)Kışın yüzü ekşidir ama şefkatlidir... Yaz gülümser ama yakar, yandırır! (3/3738, Mesnevi)Darlık geldi mi onda genişlik gör de canlan alnını kırıştırma. (3/3739, Mesnevi)Hepsini duyamadım.Onlar konuşmaya devam ettiler. Ben uzaklaştım.Ya yola inanıp yolcu olmayı seçecekti. Ya da yuları boğazından asılmaya devam edecekti.Yorgun hissettim kendimi biraz.Yularını Kılavuzuma bırakıp kendi yularımı çekene döndüm.www.pozitifdegisim.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.