Konya İnanç Özgürlüğü Platformu adına hazırlanan bildiriyi okuyan Platform Sözcüsü Ali Ersöz hukuk devletlerinde güçlülerin hukukunun değil, hukukun gücünün ve üstünlüğünün esas olduğunu belirterek “Özgürlüğü, adaleti ve hukuku sağlam temeller üzerinde inşa eden devletlerde farklı dil ve dinden olan insanlar bir tehlike ve risk olarak değil tam aksine zengin bir toplumsal yapıyı oluştururlar. Bu birliktelik yüzyıllardır böyle gelmiş ve böylece devam edecektir” dedi.
Ersöz’ün okuduğu bildiride şu ifadelere yer verildi:
Halk adına siyaset yapan fakat halka rağmen halkın istek ve taleplerini hiçe sayan ve görmezden gelen siyasetçiler olduğu gibi halkına güven duymayan halktan kopuk ve toplumu tek tip bir anlayış ve yaşama biçimine zorlayan yönetici profili de ülkemizde maalesef fazlasıyla bulunmaktadır. Türkiye’de yürürlükte bulunan Anayasa, yargı mensuplarına siyasi açıklamalar yapma yetkisi vermiyor. Siyasi partilerin yapmak istedikleri yasal düzenlemelere karşı çıkma hakkı da vermiyor. Ancak önlerine dava gelirse, yargılanmasını yasalara göre yapıp, değerlendirip kararlarını vermesine imkan tanıyor.
Yargıtay Başsavcısı, yetkisini aşarak siyasi partilerin yapmak istedikleri değişiklere karşı açıklamalar yapıyor, Başörtüsünü politik simge olarak değerlendiriyor. Dinin emirleri politik simgeler olarak değerlendirilemez. Başörtüsü de asla politik bir simge olarak adlandırılamaz. Başörtüsü, Kur’an-ı Kerim’in emridir. İslam dinine inanan insanlar için de bir inanç ve ibadet hakkıdır. İnandığı gibi yaşama ve giyinme de insanların en temel haklarındandır. Böylesine temel bir insan hakkının yıllardır ihlal edildiği yetmezmiş gibi ihlallerin sona ermesi ihtimaline bile tahammül etmeyenler çıkabiliyor.
Bilinmeli ki, yasaların değiştirilmesi mümkündür. Ama Kur’an’ı değiştirecek bir güç yoktur. Değiştirilemez emirlere karşı çıkanlar, değiştirilmesi mümkün uygulamalardan er geç vazgeçmek zorunda kalacaklardır. Bu sürenin uzamaması tüm ülkeye kazandıracaktır.
Halkın kendi içinden seçtiği yerel yöneticilerin fakir fukaraya verilen maddi ve manevi desteklerin ramazanda açmış oldukları iftar çadırlarının devletin yıkılmasına yönelik faaliyetler olarak değerlendirilmesi ve algılanması çok zorlama bir anlayışın açık ve seçik delidir. Seçimle iş başına gelenler başarısız oldukları takdirde yine seçimle giderler. Demokrasinin kuralı budur. Hukukun üstünlüğü bunu gerektirir.
Memleket