Kolu kırılan Ahmet Hakan'ı arayan Abdülkadir Aksu, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek Takvim Gazetesi yazarı Fikri Akyüz'ün eleştririsinden kurtulamadı. Akyüz, ona geçmiş olsun demenizin "esbab-ı mucibe"si nedir? sordu. Ve "Bunu yapmış olmakla Ahmet Hakan'ın müstakbel eleştiri oklarından kurtulmayı mı hedefliyorsunuz?" diyor.
Sanki tüm uzuvları felç olmuş
Son günlerde bazı gazetelere ve yazarlara bi'haller oldu. Ortada "uzlaşan uzlaşana.." Hele bazı gazeteciler ve siyasetçilerin Ahmet Hakan'la uzlaşmak için sıraya girmesi işi iyice çığırından çıkardı..
Hakan, Allah uzun ömür versin, sanki komaya girmiş ya da tüm uzuvları felç olmuş da "dostu düşmanı" sıraya girip geçmiş olsun dileğinde bulunuyor.. Oysa elbette kendisine "geçmiş olsun" ama neticede ortada sadece basit bir kol zedelenmesi var..
Eleştiri oklarından kurtulmayı mı hedefliyorsunuz?
Arayanlar ve hastaneye gidenler arasında dostları olması elbette doğal; hatta Hakan'ın dostu olmayan ama Hakan aleyhine yazmayanları da bu eleştirimden muaf tutuyorum.. Fakat Ak Parti'nin ikinci adamı Abdülkadir Aksu, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Devlet Bakanı Faruk Çelik'e ne oluyor? Bu isimlerin genel başkanı ve başbakanı Tayyip Erdoğan'a "Ey Tayyip, utanmıyor musun?" diyen bir adamın sadece kolunda zedelenme oldu diye ona geçmiş olsun demenizin "esbab-ı mucibe"si nedir?
Bunu yapmış olmakla Ahmet Hakan'ın müstakbel eleştiri oklarından kurtulmayı mı hedefliyorsunuz?
Ahmet Hakan ölmedi değil mi?
Bu bakanlarımıza soruyorum: daha üç gün önce genç yaşta vefat eden "Gerçek Hayat" dergisinin yazı işleri müdürü Faruk Yücel'in ailesine başsağlığı dilediniz mi? Vefat eden her gazetecinin ailesine başsağlığı dilemek zorunda değilsiniz elbette ama ölen gazeteci "nasıl olsa öldü gitti.." değil mi?Ama Ahmet Hakan ölmedi değil mi?
Gül herkese gülücük atıyor
Evet ne yazık ki aynı bakış açısını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'de de görüyorum.. Kendisine zor zamanlarında köstek olanlara kucak açması, onları Köşk'te ağırlaması, herkese gülücükler atması dikkatimden kaçmıyor değil..Köşk'te hem Kenan Evren'i hem de Aydın Menderes'i ağırlamasının başka bir izahı var mı?
Cumhurbaşkanımızı neredeyse tüm fotoğraf karelerinde "gülümseyen" bir yüzle görüyorum.. Önceki cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer'i ise hep suratı asık olarak görüyordum.
Erdoğan'ı daha sıcak buluyorum
Ve merak ediyorum: Bunun bir ortası yok mudur?! O yüzden ben Başbakan Tayyip Erdoğan'ın o kimseye "eyvallahı" olmayan tutumunu daha sıcak daha içten buluyorum..Herkesle uzlaşmak şart mıdır? Örneğin köşemde Aydın Doğan'a sürekli "vuracağım", ondan sonra kalkıp Doğan'la fasıl gecelerinde hep beraber "Beraber yürüdük biz bu yollarda.." şarkısını terennüm edeceğim! Bu, olacak iş midir?Ama belki de doğrusu budur(!) Öyle ya uzlaşmak iyidir.. O nedenle ben de uzlaşmaya karar vererek artık "Oh be.." demek istiyorum.. Çünkü dayatanlar, azanlar, fazla ileri gidenler "Yuh be.." diyenler öyle istiyor! Neticede bu uzlaşma hastalığı bulaşıcı mıdır bilmiyorum ama birisine "bulaşmak" artık istemiyorum.