Hz. Mevlana’nın Konya’da yaşamasının büyük bir şeref olduğunu söyleyen Bakan Davutoğlu, “Konya’yı başkent, bizim büyük medeniyetimizin başkenti yapan ruh Hz. Mevlana ile birlikte taşınmıştır. Ve biz bu büyük medeniyetin temsilcileri dünyanın her köşesine ister ilim, ister diplomasi, ister siyaset, yoluyla olsun bu ruhu tüm dünyaya taşırsak Anadolu’nun ruhundan çıkan yeni bir ufuk çıkar” dedi
Mevlana’nın 738. Vuslat Yıldönümü Uluslar arası Anma Etkinlikleri icra edilen Şeb-i Arus töreni ile sona erdi. Mevlana Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen törene Ürdün Başbakanı Avn El Hasavne, Başbakan Yardımcıları Bülent Arınç, Bekir Bozdağ, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, AK Parti Konya Milletvekilleri, merkez ilçe belediye başkanı, mülki ve idari şube müdürleri ve çok sayıda davetli katıldı. Türk Tasavvuf Müziği konseri ile başlayan töreninin açılış konuşmasını yapan Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, “Şehrin ve aşkın başkentine hoş geldiniz. Bugün tamamlıyoruz. 10 gün boyunca 150 programla on binlerce misafirlerimizi ağırladık. 7 yıldır yapılan sema programlarıyla Konya’ya gelen misafirlerin sayısı 1 milyonu aştı. Buraya gelen insanların neden geldiklerini bir düşünelim. Kimse buraya zorlamayla gelmedi. Bunun gönül işi, sevgi işi olduğunu görüyoruz. Hz. Mevlana “Ayırmak için değil birleştirmek için geldik’ diyor. ‘Şu toprağa sevgiden başka tohum ekmeyiz’ diyor. Sevgiyle acılar tatlılaşır. Sevgiyle ölü dirilir. Sevgiyle padişahlar kul olur buyuruyor. 13. yüzyılın kaos ortamında sevgiyle, barış, kardeşlik duygularıyla insanlara ümit vermiş. Bugün de bu yüzyılda aynı düşüncelere, kardeşliğe ihtiyacımız var. Artık Şeb i Arus törenleri dünya çapında bir marka haline gelmiştir. Dünyanın en önemli programlarından biri haline gelmiştir. Bunda burada bulunamayan Sayın Başbakanımızın çok büyük emeği var. Kendisine Konya adına teşekkür ediyoruz. Katılan milyonlarca insanımıza şükranlarımı sunuyorum” dedi.
HZ. MEVLANA AŞIRLARI AŞAN BİR ZATTIR
Konuşmasına törenlere katılanları selamlayarak başlayan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “İnsanlar vardır, onların eserlerine hayat akışına, zihin dünyasına hele hele gönül dünyasına girdiğiniz zaman tüm insanlığın aklına, gönlüne girmiş olursunuz. Onlar bütün dünyayı öyle aydınlatır ki ondan önce gelenler onunla aydınlanır, ondan sonra gelen onlara atıflar bulunur. İşte Hz. Mevlana bu müstesna insanlardan birisiydi. Öncesinde sonrasında hangi sorularla ilgilenilirse ilgilenilsin onun eserlerinde cevap bulursunuz” dedi. “İnsanoğlunun en büyük sorusu ‘Varoluşun sebebidir’” diyen Davutoğlu, “Şebi Arus hakkıyla idrak edildiğinde bir geceye mahsus değildir. Bütün hayata mahsustur. Ölümü bir vuslat olarak karşılamak yok olmaya bir mahviyet kazandırmaktır. Ancak Rab ile buluşmada bir bütünlük kazandırılır. Hz. Mevlana bunun için bütün bir hayatı anlamaya çalışır. Hz. Mevlana asırları aşan bir zattır. Ama 13. yüzyılın bütün tarihini bütün dehşetiyle yaşamış büyük bir insandır. Hangi medeniyete bakarsanız bakın 13. yüzyılda Hz. Mevlana bir şekilde o medeniyetle irtibata geçmiştir. O Belh’te doğmuştur. O’nun ailesi bütün bir Pers medeniyeti Mezopotamya medeniyetinin içinden geçerek Anadolu’ya Roma medeniyetinin kalbine gelerek insanoğlunun zirve itikadı olan tevhid itikadı ile birleşerek bütün medeniyetleri harmanlayarak yepyeni bir çerçeve kazandırmıştır. Hz. Mevlana’nın Konya’da bu çerçeveyi yaşaması Konya için büyük bir şereftir. Ama Konya’yı başkent, bizim büyük medeniyetimizin başkenti yapan ruh Hz. Mevlana ile birlikte taşınmıştır. Onun için tarih ile metafiziğin, teori ile pratiğin varoluş ile anlamın buluştuğu yer Konya, onları buluşturan da Hz. Mevlana olmuştur. Biz bu hakikati ne kadar özümsersek o kadar O’nun bu büyük şehrinin hemşerileri olabiliriz. Ve biz bu büyük medeniyetin temsilcileri dünyanın her bir köşesine ister ilim, ister diplomasi, ister siyaset, ister iktisad yoluyla olsun bu ruhu tüm dünyaya taşırsak Anadolu’nun ruhundan çıkan yeni bir ufuk çıkar. Biz buna inanıyoruz, yürüdüğümüz yol bu yoldur. Bu topraklar bütün insanlığın tecessüm ettiği bir medeniyeti barındırmıştır ve yine inanıyoruz ki bu topraklardan çıkacak yeni anlayışlar, fikirler, düşünceler, idealler bütün insanlığa yeni ufuklar açacaktır. Aynen Hz. Mevlana gibi tarihi doyasıya yaşayacağız. Bütün insanların her derdiyle, tasasıyla, sorularıyla ilgileneceğiz. Dünyanın her köşesine bu ideali taşımaya çalışacağız. Bu gün aramızda Başbakan yok. Onun selamlarını iletiyorum. Ama aramızda başka bir başbakan var. Mevlana aşığı var. Kendisine teşekkür borçluyuz. Çünkü ziyaret ettiği ilk şehirlerinden birisi Konya idi. Kendisi ‘Yapacağım en anlamlı ziyaret Konya ziyareti olacak demişti. Bu ruhun Rumeli’ye taşındığını biliyoruz. Rumeli’deki her taşta Konya’daki bu ruhun olduğunu biliyoruz. Rumeli’yi de selamlıyoruz. Ben Hz. Mevlana aşığıyım’ demişti. Böylece o da vuslatı gerçekleştirmişti. Sadece genetik olarak Konya değil. Manevi olarak da Konyalı, Hz. Mevlana aşığıydı. Gana’dan Kenya’ya, Somali’den Uganda’ya kadar liderler burada. Kendilerine teşekkür ediyorum. Biz her yerde barışı gerçekleştirmek istiyorsak bizim ilham aldığımız o yedi öğüttendir. Onun için öfkeye kapılmadan, şefkatle, merhametle, cömertlikle insanlara yaklaşmaya çalışıyoruz. Kim ne yaparsa yapsın insanlığın barışı bu topraklardaki bu ruh ile gerçekleşecektir” diye konuştu.
HZ. MEVLANA BİZE İNSAN OLMA KILAVUZUNU SUNDU
Hz. Mevlana’nın ölümü Şeb-i Arus demesinden bahseden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise şunları kaydetti: Konya şan ve şerefi yüksek bir şehirdir. Çünkü sadece bizim için değil tüm dünya için büyük anlam ifade eden Hz. Mevlana burada yaşadı, burada yatıyor. Konya’ya gönül gözüyle bakan hep gıpta ile bakmıştır. Ne mutlu ki Konyalı kardeşlerime ki onlar Mevlana’nın hemşerileri, komşularıdır. Bu gecenin adı Şeb-i Arus. Buraya gelirken şunu düşündüm, ölüm gününe düğün günü diyen Mevlana insanlara ne mesaj verdi. Günümüz insanı için bu kadar soğuk olan ölüm Mevlana’da nasıl düğün gecesi oluyor. Dikkat ediniz bunu söylerken dünyadan bıkmış, hayattan usanmış bir insandan bahsetmiyoruz. Dünya insanları için çalışmış, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışmış bir insandan bahsediyoruz. Bunun sebebi nedir? Mesele sevmektir. Mevlana, ‘Dünyada sevgiye dair ne varsa ben orada varım. Nerede savaş varsa orada ben yokum” Mesele Yaradanı ve O’nun yarattığı her şeyi sevmektir. Dünya sevgi üzerine yaratılmıştır. Yaratılmış her şeyin sebebi Habibi’ne duyduğu aşktır, sevgidir. Mevlana’nın duygularını besleyen, coşturan sebep budur. Dünyanın çileleri ile zorlukları ile bu denli barış içinde olmasının sebebi budur. Mevlana İslam’dır, İslam’a aittir. Mevlana ete kemiğe bürünmüş sevgidir. Onu hakikate götüren yol Peygamberin yoludur, Kur’an’ın yoludur, sevgidir. Mevlana’yı evrensel yapan, beslediği kaynaktır. Yani İslam’dır. Hiç şüphesiz o aynı zamanda bir dehadır. Öyle olmasaydı bu hakikatleri bu derece yüksek sanat ve estetikle izah edemezdi. Onun yaşadığı ve müdahale ettiği döneme bakınız. 13. yüzyıl yeryüzünde tam bir kaostur. Çağa egemen olan duygu çaresizlik, umutsuzluk ve yalnızlıktır. Büyük yıkımlar, afetler, savaşlar insanların sadece maddi varlıklarını yok etmezler. Değerlerini de mahveder, iç dünyasını da yıkar. Böyle durumlarda insanları iç dünyasını tamir edecek gönül mimarları çıkmazsa toplumların kurtulma şansı olmaz. Bir tarafta Mevlana, bir tarafta Hacı Bektaş Veli, bir tarafta Yunus Emre hasılı tüm Anadolu erenleri insanları sevgi ve barış potasında yeniden yoğurarak, şekillendirerek yepyeni taptaze bir toplum inşa etmişlerdir. Peki bu insanlar bunu nasıl başardı. Bunun tek bir açıklaması var. Evrensel yol bir izlediler. Sevgili Peygamberimizin metodunu uyguladılar. Yani göründükleri gibi oldular. Yani sözlerine ve hayatlarına riya karıştırmadılar. Mevlana bu durumu bir padişahın ağzından çok güzel ifade eder. Mevlana adaletli gelir dağıtımını, sosyal adaleti yüzyıllar öncesinden öğütlemiştir. Mevlana gibi bir değere sahip olmakla olmamak arasında fark gece ile gündüz arasındaki farktır. Mevlana aslında bize insan olma kılavuzunu sunmuştur. O’ndan bahsederken geçmişimizi konuştuğumuzu zannetmeliyim. Mevlana sadece yaşadığı yüzyılda kalmamıştır. O yüzyıllara hitap etmiş, bizimle çağdaştır. Mevlana bizim birlik, beraberliğimizin ve sevgi binamızın çimentomuzdur. Mevlana zihnimizdeki toplumların ortak bayrağıdır. Hz. Mevlana’yı oradan alırsanız zihnimiz paramparça olur.
BİZE SUNULAN AYNADAN KENDİMİZE BAKMAYA GELDİK
“Bu güzel gecede buradaki insanların sayısı kadar değiliz. Milyonlarca insanların gönlü buradadır” diyerek konuşmasına başlayan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise, “Bu geceyi bir dua ve niyaz gecesi olarak kabul eden herkesi selamlıyorum. Mevlana’nın değerli hemşerilerine Başbakan’ın en kalbi selamlarını arz ediyorum. Dünyanın ve ülkemizin dört bir yanından buraya gelen insanlar 8. yıl önce buraya gelen ve her gün ışığı artan sönmez bir kandilin ışığında buluşmak için geldik. Burada bizi Allah’ın yoluna çağıran Hz. Mevlana’nın bizlere sunduğu aynadan suretimize ve siretimize bakacağız. Allah’a kavuşmayı düğün gecesi olarak adlandıran bir aşıkın kulluk bilincini kalplerimizde duymaya geldik. Medine-i Münevvre’nin kokusunu duymaya geldik. Burada törenlerden bir törende değiliz. Bir zikir ve muhabbet meclisindeyiz. Burada başta sema, semboller ve göstergeler bize Allah’ı, O’nun sıfatlarını, tecellilerini anlatacak. Biz ruhlar aleminde kul olacağımıza söz verdik” dedi. Mevlana’yı anlamak için O’nun nasıl bir kulluk ettiğine bakmamız gerektiğini anlatan Arınç, “Bize nasıl mürşit olacağımızı gösteren büyük mürşide başımız eğiktir. Allah dostlarının en büyük hasletlerinden birisi Allah’ı hatırlamalarıdır. Mevlana’nın ön adı Muhammed’dir. Muhabbetten Muhammed olduğu hâsıldır. İşte o muhabbetin dili evrenseldir. Bu memleket baştanbaşa muhabbet içindedir. Halife efendilerimiz tevhid potasında nasıl eridilerse, cahiliye karanlığını nasıl yıktılarsa bizler de burada bizler de bir olacağız. İnsan olmamız hasebiyle yükümüz ağırdır. Allah’a kulluk yaparak yükümüzü hafifleteceğiz. Kul olmak beşer olmaktan insan olmaya çıkmaktır. Bu topraklarda kurulan bu meclislerin verdiği mesaj budur. Bugün birey olarak, toplum olarak büyük bir sınavdan geçiyoruz. Allah’a verdiğimiz sözü unutuyoruz. Birbirimizi kırıyoruz, üzüyoruz. Günümüzün modernliğine rağmen çatışma, savaşma duygusu kontrol altına alınamıyor. Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden işaret ettiği merhamete muhtacız. Mevlana, bizleri suyun membahına çağırmaktadır. Şeytan da bu membaha ulaşmamız için boş durmuyor. Bir tarağın dişleri gibi eşit olmayı dinimiz bizlere 1400 yıl önceden emretmiştir. Efendimiz, Allah’ın insanların suretine, siretine bakmadığını imanına, gönlüne bakacağını söylemiştir” dedi. Bütün meselenin kalbin imarı, gönlün inşası olduğuna vurgu yapan Arınç, “Bizi Allah’ın yolundan ayrı koymak isteyen şeytanın hedefi kalbimiz, gönlümüz, vicdanımızdır. Şüphesiz Mevlana gibi gönül mimarının huzurunda bir söz hele yeni söz söylemek kolay değildir. Bu gün kendimizi öz eleştiriye tutmalıyız. Çok hatamız, kusurumuz var. Şehitlerin, velilerin diyarının hakkını veremiyoruz. İnsanlığımıza yükümlülüklerimizi yerine getiremiyoruz. Yeni nesillerimize sahip çıkmakta zorluk çekiyoruz. Onları karanlığa çekecek karanlıkları bertaraf etmekte zorlanıyoruz. Başarmak için gönlümüzü, vicdanımızı yeniden keşfetmek zorundayız. Büyük İslam medeniyetinin evlatlarıyız. Geçmişimizle övünerek yükümlülüklerimizden kurtulamayız. Dünya İslam’ın çağrısına muhtaçtır. İslam’a göre bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş, bir insanı kurtaran bütün insanlığı kurtarmaktır. Buna rağmen niye insanlık kan ağlıyor, ölümler geliyor. Tarih ve talih insanımızın yüzüne gülmüştür. Büyük yollar aldık. Yeniden insanlığın hizmetine koşacağız. Gönüller kazanmaya başlayacağız. Kurulan tuzaklara düşmeyeceğiz. Gönül kazanmayı daima en büyük hedef sayacağız. Üzerimizdeki yüke helal getirmeyeceğiz. Fitneye karşı uyanık olmayacağız. Kardeşliğimizi daima yükselteceğiz. Kavgacı, fitneci yolu asla tercih etmeyeceğiz. İnfak edeceğiz. Bütün varlığımızı paylaşmaya devam edeceğiz. Medine’den İstanbul’a, Kurtuba’dan Buhara’ya ve Kahire’den Konya’ya bu ulu medeniyet tüm insanlığın hem dünyasını hem de ebediyetini mamur eyledi. Büyük saldırılara uğradık. Pozitivizmin karanlığına bizleri süreklemek istediler. İlmimizi, siyasetimizi güçle tanımlamayacağız. Kavga, çatışma, huzursuzluk medeniyetin göstergesi olamaz. Dünyanın neresinde bir mazlum varsa biz oradayız. Medeniyet telakkimiz güç ve kuvvet merkezli değil, hak ve adalet merkezlerdir. Gücü, kuvveti, parayı kutsayanlar hiçbir insani değer üretemezler. Biz bu anlayışımızı politik stratejilerden, ideolojik stratejilerden değil Mevlana’dan, Yunus’tan, Hacı Bektaş’tan, Şeyh Şabani Veli’den, Ak Şemseddin’den aldık. Bir zamanlar aldığımız bu manevi dinamikleri unuttuk, hafızamızı kaybettik. Sabit fikirli, başkasının sesine sağır, muhatabını dinlemeyen insanlar olmayacağız. Yolumuz aşk ve muhabbet yoludur. Bu yolumuzu kimse kesemeyecek. Tıkanan yolları açarak, mesneviyi okuyarak, veda hutbesini okuyarak yolumuza devam edeceğiz. Sadece insana değil bütün mahlukata sahip çıkacağız” dedi.