Vezir

M. Faik Özdengül

Nasihat istemek için geldiler.

Akıl danışmak, aklımıza akıl katmak dileğimiz dediler. Sonrası malum. Söylenen her cümleden sonra ama diye başlayıp mümkün değil diye devam eden cümleleriyle karşılık verdiler. Hangisi doğru? Gerçekten amaçları akıl danışmak mı? Nasihat istemek mi? Yoksa onaylanmak mı? Ya da acındırmak mı? Zavallı, şanssız, bedbaht kullarından birisi mi Allah’ın?

Çoğu kez yanımıza gelip halini arz ettikten sonra, benden ne istiyorsunuz diye sorarım. En çok aldığım cevap ne istediğimi bilmiyorum olur. En zoru bu. Ne istediğini bilmeyene sunacağınız her çözüm amalarla karşılanır. Bazen de istediğini bilir. Buna nasıl ulaşacağını anlatırsınız fakat genellikle çözüm içinde zorlukları da barındırır. Ve Bu da amalarla karşılanır.

Kılavuzum, “Nerede bir aç ve çıplak gördüysen bil ki bir ustadan kaçmıştır” derdi.

Sorunlar içinde bir yerde gizli bir kaçışı da barındırıyor. Ve tercihi.

Şairin biri, padişahtan elbise almak, rütbeye erişmek, ihsana nail olmak ümidiyle bir şiir yazıp götürdü.

Padişah ikram sahibiydi, şaire bin kırmızı altın verilmesini, bundan başka daha da ihsanlarda bulunmalarını emretti.

Veziri dedi ki: Bu pek az... Hiç olmazsa ona  bin altın ver de safayı hatırla gitsin!

Hattâ böyle bir şaire senin gibi ihsanda avucu denize benzer bir padişahın ona bin altın vermesi bile azdır!

Vezir, padişaha, harmanın onda biri şaire verilsin diye geçmiş padişahların ihsanlarına dair hikâyeler söyledi, hikmetlerden bahsetti.

Padişâh da şaire on bin altınla değerli elbiseler verdi... şairin içini şükür ve sena yurdu haline getirdi.

Şair sonradan bu kimin gayretiyle oldu, padişaha benim ehliyetimi kim bildirdi diye araştırdı.

Dediler ki: adı da Hasan, huyu da Hasen olan vezir yok mu, işte o buna sebep oldu.

Şair, bunu duyunca veziri methetti, bu hususta uzun bir kaside yazdı, vezirin evine gidip sundu.

Birkaç yıl sonra şair, yine yok yoksun bir hale düştü, muhtaç oldu... rızıklanmak, ekin parası bulmak ümidiyle,

Dedi ki: Yokluk ve darlık zamanında sınanmış şeyi aramak, ona başvurmak daha iyi...

Kerem ve ihsanda sınadığın kapıya gideyim de yine ihtiyacımı arz edeyim.

İnsan kerem bulduğu kapıyı yoklar her zaman. Bu yüzden de bize her zaman asıl padişahtan sabır ve namazla yardım isteyin diye yol gösterilmiştir.(Bakara suresi)

Şair, bir kere daha ihsan sevdasıyla yüzünü o ihsan sahibi padişaha tuttu

Şairin hediyesi ne olacak? Yeni bir şiir... onu ihsan sahibine götürür, sunar, adeta rehin bırakır!

Fakat bu sefer bu cömert vezir yücelik Burak’ına binmiş, dünyadan göçüp gitmişti.

Onun yerine başka birisi vezir olmuştu... bu vezir pek merhametsiz, pek hasisti.

Dedi ki: Padişahım, masraflarımız var... bir şaire bu kadar ihsanda bulunmak lâyık değil!

Ben, o şairi bu ihsanın onda on da birinin dörtte biriyle hoşnut ve razı ederim.

Oradakiler, önce o, padişahtan tam on bin altın almıştı.

Şeker yedikten sonra şeker kamışını nasıl çiğner... padişahtan sonra nasıl olur da dilencilik eder? dediler.

Vezir dedi ki: Ben onu öyle bir sıkarım ki nihayet beklemeden usanır, bizar olur...

Yoldan toprak alıp versem yeşillikten gül yaprağı veriyorum gibi kapar.

Bunu bana bırakın... Bu işte üstadım ben; işe girişen ateş bile olsa ben yatıştırmasını bilirim!

Süreyya yıldızından saraya dek uçsa yine beni görünce yumuşar!

Padişah, peki dedi... ne yaparsan yap, hüküm senin. Yalnız onu sevindir, çünkü bizim iyiliğimizi söyler.

Vezir, onu da, onun gibi daha iki yüz tane ümitlenip duran kişiyi de bana bırak sen, dedi.

Vezir, şairi bekletti durdu... kış geldi geçti de bahar geldi!

Şair bekleye bekleye ihtiyarladı...bu dertle, bu tedbirle âdeta zebun oldu.

Dedi ki: Altın yoksa bari bana söv de canımı kurtar, kölen olayım!

Bekleme beni öldürdü, bari git de, yoksul canım rehinden kurtulsun!

Nihayet vezir, şaire o bin altının onda birinin tam dörtte birini, yani yirmi beş altın verdi... şair derin bir düşünceye daldı.

Kendi kendisine önce verilen ihsan, hem peşindi, hem de o kadar çoktu. Bu ise hem geç açıldı, hem de açılınca gördüm ki bir deste diken, dedi.

Şaire dediler ki: O cömert vezir dünyadan gitti, Tanrı rahmet etsin!

O ihsan, onun yüzünden kat kat artmıştı... onun zamanında ihsanlarda yanlışlık pek az olurdu.

Şimdi o gitti, ihsanı da beraber götürdü... o ölmedi, doğrucası kerem ve ihsan öldü!

O cömert, o akıllı vezir geçip gitti. Yoksulların derisini yüzen bu vezir gelip çattı.

Yürü, bunu al da hemencecik bu gece buradan kaç... yoksa bu inatçı, seni yakalar, elindekini de alır!(4/1155-1232.Mesnevi)

Senin aklın da vezirdir ve heva ve hevesine mağlûptur... vücudun da Tanrı yolunu kesip durmaktadır...

Tanrı’ya mensup bir öğütçü, sana öğüt verse o sözü, bir hileyle tesirsiz bırakmakta;

Bu, yerinde bir söz değil, kendine gel de yerinden, yurdundan olma... iş öyle değil, kendine gel, delirme demektedir.

Vay o padişaha ki veziri budur... her ikisinin yeri de kin güden cehennemdir.(4/1245-1250.Mesnevi)

İşte amaların kaynağı. Kafandaki diğer vezir.

Farkındalığınızı pekiştirmek amacım. Gün içinde bir insan kaç kez karar veriyor? Tercih yapıyor? Sayamayacağımız kadar çok. Öncelikli amacımız farkındalığımızı artırmak. Sonra bu tercihlerde hangi vezir devrede? En az iki vezirimiz var. Cömert olan vezir. Cimri olan vezir. İyi vezir kötü vezir. Gerçek olandan aklı külliden gelen mesaja baş üstüne diyen vezir ya da ama diye başlayıp kendi mum ışığını güneşe karşı akıl diye dayatan vezir.

Padişah sensin. Hangisini dinleyeceğine karar verecek olan da.

Ne mutlu o padişaha ki müşkül işe düştü mü elini tutacak Asaf gibi bir veziri vardır.

Adaletli padişah, Asaf’a eş oldu mu artık adı “Nur üstüne nur” olur...

 “Padişah Süleyman” veziri de Asaf oldu mu nur üstüne nurdur, amber üstüne amber!

Fakat padişah Firavun, veziri de Haman olursa ikisi de talihsizlikten, kötülükten kaçamazlar, çaresiz perişan olur giderler!

Karanlıklar üstüne çöken karanlıklara düşerler de ne akıl, onlara yâr olur, ne de kıyamet günü devlete erişirler!

Ben kötülerde kötülükten başka bir şey görmedim... sen gördüysen var selâm söyle!

İyi vezir de kötü vezir de açıkçası  hangi yöne yönleneceğini tayin eden senin aklın. Bir tarafta keremi, iyiyi, doğruyu işaret eden, diğer yanda bataklığı. Neyin iyi olduğunu bilginle ölçeceksin. Birazcık bilgi için zahmete katlanacaksın artık. Yoksa bile onu nerden bulacağını bileceksin. Kime danışacağını en azından. Nasihat eden akıl veren aklı külliyse ama deme ne olur?

Padişah cana benzer, vezir de akla... fesatçı akıl, ruhu kötülüklere götürür.

Cüz’i aklı kendine vezir yapma. Aklı küllü vezir yap padişahım.

Heva ve hevesini kendine vezir yapma da pak canın namazdan, niyazdan kalmasın. (4/1250-1259. Mesnevi)

 

www.pozitifdegisim.com

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.