Avrupa Birliği’ne girme yolunda önemli bir mesafe kat eden Türkiye’de insan hakları ihlalleri bir türlü engellenemiyor. Devletin kolluk kuvvetlerinin günlük hayatını sürdüren halka güler yüzle hizmet edip asayişi sağlaması beklenirken, zaman zaman yaşanan bazı olaylar Türkiye’nin “insan hakları” sicilinde kötü kayıtlar bırakıyor. Türkiye’nin AB’ye üyelik perspektifinde yerine getirmesi talep edilen kriterlerin büyük çoğunluğu insan hakları ve demokratik kültür alanındaydı. Türkiye’yi engellemeye çabalayan batılı çevrelerin temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önümüze koydukları sorunların başında da insan hakları ihlalleri geliyor.
Konya, bu tür insan hakları ihlallerinin Türkiye’de en az yaşandığı şehirlerin başında geliyor. Konya halkı ve Konya polisinin birbirlerine bakışı öteden beri diğer şehirlerde yaşananların aksine daha sıcaktır. Konya halkı polisten korkan, polisle diyaloga girmekten çekinen bir halk değildir. Konya’ya başka şehirlerden gelen birçok polis memuru arkadaşımızın da müşahede ettiği bu olumlu havanın bozulmaması için hem Konya’da görevli polislerin hem de Konya halkının birçok olayda titiz davrandıkları bilinmektedir. Ancak geçtiğimiz hafta yaşanan bir olay Konya halkı ile polisi arasındaki bu sıcak ilişkiyi bozmaya aday bir olay olarak kayıtlara geçti.
Trafik Şubesi’nin motosiklet denetleme ve kurallara uygun olmayan motosikletleri toplama uygulaması esnasında ekiplerin Adalhan önünde durdurduğu motosikletli baba oğlu darp etmesi olayı geride bıraktığımız haftanın en çok konuşulan olayıydı. Kanal A ve Konya’daki bazı yerel televizyonlarda da görüntülerini izlediğimiz olay 14 Haziran Çarşamba günü meydana gelmişti. Olay televizyonlarda polisin vatandaşı darb etmesi şeklinde yer alırken gazetemizin de içinde bulunduğu basılı yayın organları Konya polisini yıpratmama adına daha serinkanlı bir tutum benimseyerek olayın soğumasını bekledi ve olayı haberleştirmedi. Bu süreç zarfında gazetemize ulaşan bilgiler Konya polisinin ‘insan hakları’ sınavını kötü bir biçimde verdiğiydi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının canlarını ve mallarını emanet ettikleri Türk polisinin sokaktaki vatandaşa herkesin gözü önünde dayak attığı iddiası neresinden bakarsanız bakın, üzerinde ciddiyetle durulup incelenmesi, ayrıntılarına dek didiklenmesi gereken bir olaydı. Gazetemiz yayın kurulu olarak olayı kamuoyuna duyurmamız gerekip gerekmediği, duyuracaksak nasıl ve ne şekilde duyurmamız gerektiği konularını defalarca toplanıp tartıştık. İddia edilen olayın Türkiye’de ve Konya’da insan haklarına saygı ve demokrasi kültürünün gelişim sürecini baltalayacak bir nitelikte olduğuna, “şuyuu vukuundan beter” bu tür olayların içyüzlerinin araştırılıp aydınlatılması gerektiğine kanaat getirdik. İddiayı haberleştirme sürecinde amacımızın ‘bağcıyı dövmek’ değil, ‘üzüm yemek’ olması gerektiği hususunda hemfikir olduk.
Adalhan’ın Mareşal Mustafa Kemal İÖO’ya bakan yönünde yaşanan olayın içyüzünü, nasıl ve niçin gerçekleştiğini soruşturmak amacıyla görüştüğümüz Baba Ali Güzelgül ve çevre esnafından edindiğimiz izlenimler, Türk polisinin henüz AB norm ve müktesebatını henüz özümseyemediğini gösterdi. Baba Ali Güzelgül, Ahmet Büyükbahçeci ve Ferhat Çelebi adlı vatandaşların gazetemize anlattıkları insan hakları müfredatı bakımından pek iç açıcı şeyler değildi. Adalhan esnafının ve olayı izlemek üzere toplanan halkın bakışları önünde hem açıkta hem de polis aracı içinde polisten dayak yediklerini iddia eden Ali Güzelgül’ün (50) iddialarına göre olay şöyle gelişti: Olay yerine yakın Başak Ticaret’ten 7 Haziran tarihinde satın aldıkları motosikletin sigorta işlemlerini yaptırıp evlerine giden baba Ali Güzelgül ve oğlunu sicil numarası gazetemizde mahfuz, Trafik Şubesi’nde görevli polis memuru durdurup evrakları ister. Motosikleti yeni aldıklarını belirten motosiklet sürücüsüne polis memuru bu kez “Motosiklet hırsızlık malı mı?” diye sorar. Memur, Güzelgül’ün oğlundan kimliğini isteyerek işlem yapacağını belirtir. Güzelgül’ün oğlu, Ankara’da çalıştığını, Ankara’ya dönmek için bir otobüs firmasından saat 23’teki otobüsün 32 numaralı koltuğuna bilet aldığını, eğer bir işlem yapılacaksa babasının kimliği üzerinden işlem yapılması gerektiğini bildirir. Güzelgül’ün oğlunun bu sözlerine sinirlenen polis memuru, herkesin gözü önünde Güzelgül’ün oğluna yumruk atar. Polisin oğlunu dövdüğünü gören Ali Güzelgül olaya engel olmak isteyince, olay yerine gelen asayiş ekiplerince baba oğul birlikte ekip arabasına bindirilerek Şehit Cengiz Topel Karakolu’na götürülürler.
Hem halkın önünde hem de polis aracı içinde dövülüp eziyet gördüklerini öne süren Ali Güzelgül 24 saat gözaltında tutulduğunu, sağlık kontrolüne çıkarıldığında da polislerin doktora dayak yemediği noktasında yalan beyanda bulunması için kendisine baskı yaptıklarını iddia ediyor. Şehit Cengiz Topel Karakolu’nda bir komiserin kendilerine hakaretler yağdırdığını ileri süren Ali Güzelgül gazetemize yaptığı açıklamada “Polisler bizim düşmanımız değil, onların bizlere, vatandaşlara iyi davranması gerekir. Oğlumun dayak yemesini engellemek için müdahalede bulundum. Çünkü oğlum canımdan kıymetlidir. Her baba da böyle yapar” dedi.
Olaya şahitlik eden Ahmet Büyükbahçeci ve Ferhat Çelebi adlı vatandaşlar da polisi vatandaşları dövmemesi konusunda uyardıkları için zorla Şehit Cengiz Topel Karakolu’na götürüldüklerini, baba ve oğlu lehine şahitlik yaptıkları için “halkı kışkırtmakla” suçlandıklarını, hatta bu yönde bir tutanağın kendilerine imzalatılmak istendiğini bildirdiler.
Olaya sebep olanların, her kim olurlarsa olsunlar hukuk önünde cezalandırılmaları gerektiğine inanıyoruz. Memleket gazetesi olarak devletin vatandaşına, vatandaşın devletine güvenmesi konusunda Türk polisine önemli görevler düştüğü; polisin, kendi içindeki bazı “uygunsuz” ve “fevri” çıkışlarla halk nazarındaki imajını zedeleyen memurlara karşı gerekli tedbirleri alacağı bilincini taşıyor ve bu coğrafyada demokrasiyle birlikte insan hakları kültürünün de en iyi şekilde yerleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Devletin “sert” yüzünün halka en kolay göründüğü kurum olan kolluk kuvvetlerinin halka karşı davranışlarının, halkın devlete olan bağlılık ve güvenini pekiştireceğini, polisin bu konuda azami dikkat ve gayreti göstereceğini umuyor ve bekliyoruz. Memleket