Uyurken Bile Yol Almak

M. Faik Özdengül

Sandal da denilebilirdi. Gemi de.

Nehir de sayılabilirdi. Göl de.

İkisinin arası. Nasıl istersen öyle say. İkisinin arası bir yerde, ikisinin arası bir şeyle yol almaya başladık.

Sûrette sen küçük bir âlemsin, ama hakikatte en büyük âlem sensin. (4/522, Mesnevi) 

Bakışları yıldızdaydı ama bana söyledi. Yıldızlardan söz etmeye koyuldu. Hepsinin tesiri var yeryüzündeki madenlere dedi. Maden? Bir şey olma potansiyeli olan her şey. Dağdaki madenden tut da çocuklarına kadar. Ağaçlardan meyvelere kadar her şey.

Yıldız gibi tertemiz ruhlar, gökyüzündeki yıldızlara feyiz verir, yardım eder!

Görünüşte o yıldızlar, bizim varlığımıza, sağlığımıza sebeptir ama hakikatte bizim batınımız, bizim içyüzümüz, gökyüzünün durmasına, varlığına sebeptir!

Hûkemâ, insan küçük âlemdir derler, fakat Tanrı hakîmleri insan büyük âlemdir demişlerdir. Çünkü hûkemânın bilgisi, insanın sûretine aittir, bu hakîmlerin bilgisiyse hakikâtte insanın hakikâtine ulaşmıştır. ( 4/419-521, Mesnevi)

Bu karşılıklı bir alışverişti. Yıldızların tesiri vardı, ancak asıl olan insandı.

Kafa karışıklığı da böyle. Karışınca yeniye yer açılıyor anlamak kolaylaşıyordu. O yüzden kafamın karışmasına takılmadım. Yıldız bana tesir ediyor. Güneş bana nüfuz ediyor. Beni etkiliyordu. Ancak asıl büyük alem bensem eğer, benim iç halim de onların bana tesirini etkiliyordu. O bana tesir etmeyi benim sayemde elde ediyordu.

Gözlerimin donuklaşması onu biraz daha açmaya sevk etti konuyu. Tamam dedimse o kadar da kolay olmuyordu her zaman anlam.

Meyveyi düşün dedi. Düşündüm. Sonra da dalı ve ağacı. Hangisi asıl?

Bir yandan da küreklere asılıyorum. Soru kürekleri bıraktırdı. Ay ışığı da yakamozları iyice belirgin yaptı. Önümüzde uzanıp gidiyorlar.

Asıl olan ağaç, dal. Dedim.

Görünüşte öyle dedi. Haklısın. Ancak asıl olan meyvedir hakikatte. Meyve olsun diyedir onlar. O yüzden son gibi görünen işin en başıdır hakikatte. Meyve vermeyeceğini düşünse bahçıvan hiç eker mi o ağacı, bakar mı büyütür mü?

Şu halde meyve, görünüşte ağaçtan doğmuştur ama hakikatte ağaç, meyveden vücut bulmuştur.

Mustafa, onun için “Âdem’le bütün peygamberler, benim ardımda ve sancağımın altındadır” dedi.

Sûret bakımından ben Âdem’den doğmuşum ama hakikatte onun atasının atasıyım ben!

Melekler, bana secde ettiler... Âdem, benim ardımdan yürüdü, yedinci kat göğün üstüne çıktı!

Hakikatte babam, benden doğdu... ağaç, meyveden vücut buldu. (4/524-528, Mesnevi)

Ben hakikatte alem olan ben. Asıl olan ben. Küçük zannettiğim kendim. Değer vermediğim. Önemsemediğim ben. Bu kadar büyük ve değerliyken kendimi küçük gören ben. Değersiz bir varlıkmış gibi yok sayan yine ben. Başından beri düşünmekten, düşünceden söz ediyordu. Bu kadar büyük bir şey kör bir bakışla, şaşı bakılmakla küçük zannedilip değersizleştirilebiliyordu.

Benden bir şey olmaz. Beni bırakın boşuna zaman kaybetmeyin. Hiçbir şeye değmem ben. Benim sonumu tahayyül bile edemezsiniz.

Kaç yüz bin kere duydum danışanlarımdan… ve kaç kere söyledim:

Evet şu an böyle görünüyor. Ancak yola çıkarsan değerine değer katıp fark edeceksin.

 

İlk düşünce, iş âleminde son olarak zuhûr etti. Hele vasfa mazhâr olan düşünce! (4/530, Mesnevi)

İlk düşünce meyveydi bahçıvan için. Ve bu işlemde son olarak zuhur etti. İlk düşüncesi doktor olmaktı. Ama asıl oydu. O yüzden 25 yıl okullarda okudu. Tıp fakültesi mi onu doktor yaptı? Yoksa doktor olsun diye mi o fakülte inşa edildi? Bir bakıma hedefi de tarif ediyordu. İlk düşünce aslında hedef. Sonra o en son olmuş gibi görünse de asıl olan o ilk düşünce. Olan biten her şeyin kaynağı o.

Şu an değersiz gibi görünsen bile. Şu an oluşturacağın ilk düşünce bile seni yola çıkarıp değerli yapmaya yeter. Yol uzun, kısa? Bırak bu düşünceleri. Ya da zor, kolay…

Hâsılı bir an içinde gökten nice kervanlar gelmekte, göğe nice kervanlar gitmektedir!

Bu yol, bu kervana uzun gelmez... ova, üstün gelen kişiye geniş gelir mi hiç ?

Gönül, her an Kâbe’ye gitmekte... beden de Tanrı lûtfuyla gönlün tabiatına bürünmekte!

Bu uzunluk, kısalık, bedene göredir... Tanrı’nın bulunduğu yerde uzunun, kısanın lâfı mı olur? (4/531-534, Mesnevi)

Asıl olan sensin. Meyve sen. Alem sen. Kendine değersiz deme. Tembelliğine bahane bulma.

Ey yiğit lâfı bırak gayrı! Şimdi yüzlerce ümit var, hemen adım ata gör!

Gözünü bir yumdun mu bakarsın ki gemide oturmuşsun, uyuyorsun... öyle olduğu halde yol almadasın! (4/536-537, Mesnevi)

Tıpkı şu an benim olduğum gibi.

Uyuyakaldığımdan bile haberdar.

Onunlayım ya. Uyurken de yol almaktayım.

 www.pozitifdegisim.com

 

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.