Ümmetin Emini (Ebu Ubeyde)

Emetullah Akkaya

“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin –babaları veya oğulları, kardeşleri ya da akrabaları olsa bile- Allah’a ve peygamberine karşı gelenlere sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allah imanı bunların kalplerine yazmış, katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar aka, içinde temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan hoşnut olmuştur. Onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte bunlar Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki saadete erecek olanlar Allah’tan yana olanlardır.” (Mücadele suresi 22.ayet)

“Her milletin güvenilir bir kişisi vardır. Bu milletin güvenilir kişisi Ebu Ubeyde’dir.” ( Hadis-i Şerif)

“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidirler hangisine tutunursanız tutunun doğru yolu bulursunuz.” (Hadis-i Şerif)

Yanlış adım atmayın diye indi her kitab

Sana açılan eli geri çevirmezsin rab…

Ulu bir silsileden peygamberler gönderdin

Gökyüzüne yıldızlar yere çiçekler serdin…

Bahaettin Karakoç’un yazdığı, Mehmet Emin Ay’ın bestelediği bu güzel şiirde de geçtiği üzre yerdeki çiçeklerden gökteki yıldızlara kadar hepsi bize yaratılış gayemizi hatırlatırken, bize hakikati haykıran her bir delile, özeti; dün , bugün ve yarın olan üç günlük dünyanın faniliğine rağmen sahip olduğu sevinçleri küçümseyip, dertlerini göklere çıkaran kendinden aşağıdakine değil hep daha yukardakine bakan, azımsayan, sadece kendini haklı görüp, nefsiyle muharebeye girişmesi gerekirken hep etrafına çatan, hoş göremeyen, affedemeyen, af dilemeyen… Çok çabuk incinen, çok çabuk inciten bir nesle yavaş yavaş tahavvül ediyoruz. Eskiden ayıp kabul edilen pek çok şey günümüzde bilhassa da gençler tarafından rahatlıkla yapılabilmekte.

Gençlerin büyüklerinin yanında sigara içmesi, ayak uzatması, şarkı mırıldanması gibi… Artık bunlar bile hafif kalmaya başladı. Gençler müstehcenlik içeren müzikler dinleyip, konserlere gidebilmekte… Hatta gençleri bir kenara koyalım “Y” kuşağından bile konserlere gidebilecek kadar dejenere olmuş şahıslar görüyor, duyuyoruz.

Bu dejenerasyondan daha çok kitap okuyarak, mümkünse dini içerikli kitaplar ve en başta da biricik efendimiz kutlu rehberimizin hayatını anlatan kitaplarla bu yolculuğa başlayarak kurtulabiliriz. Daha sonra listemize sahabe efendilerimizi ve sahabe annelerimizi eklemeliyiz.

Yukarda zikredilen mücadele suresinin 22. ayetinde Ebu Ubeyde bin Cerrrah’tan bahsedilmektedir.

Bedir savaşında müşriklerin karşısına bütün heybetiyle çıkan, muharebenin o en ateşli dakikalarında canını esirgemeyen ama sadece peşine düşmüş tek bir kişiden kaçan Ebu Ubeyde’den bahsediyoruz.

Tek bir kişiyle karşılaşmak istemiyor. Fakat ne ilginçtir ki o kişi de ısrarla Ebu Ubeyde’nin etrafında… Nihayet Ebu Ubeyde kılıcıyla o kişiyi ikiye ayırıyor. Ebu Ubeyde babasını öldürüyor… Ebu Ubeyde babasının nezdinde şirki öldürüyor… Bazı sahabelerin, babalarının; arkadaşlarının eliyle öldürülmelerini görüp gayr-i ihtiyari kahroldukları o anlarda Ebu Ubeyde kendi elleriyle öldürüyor babasını… Mücadele suresi 22. ayet o ve onun gibiler için iniyor.

Onlar o gökteki yıldızlar imanları uğruna en yakınlarını öldürürken, günümüz müminleri olan bizler en yakınlarımız olan yavrularımızı, gençlerimizi ne zaman dirilteceğiz? Ne zaman onların odak noktası haline gelip onlara örnek olabileceğiz? Henüz nefsini bile öldüremeyen, kardeşine hased besleyen, haksızlık eden, en ufak bir hatada sırtını dönen, nefsiyle savaşmayı beceremeyen bizler? Ne zaman zalimleri sadece kınamakla yetinen zavallılar olmaktan vazgeçeceğiz. Daha bir boykotu bile beceremeyen bizler ne zaman Allah’ım beni efendimize (s.a.v) komşu eyle diye utanmadan göğsümüzü gere gere dua edebileceğiz?

Bugün en fazla 9’unda ya da 10’unda olan gazzeli bir çocuk ölen babasının ardından “ Artık beni kim sabah namazına kaldıracak?” diye ağlarken tek derdi dünya olan bu gençlik nasıl çıkacak içine düştüğü kör kuyulardan? Kendinden bir yaş küçük kardeşini hasta olduğu için sırtında taşıyan 7 yaşındaki körpe kuzulardan utanıp ne zaman sevgi ve merhameti hissedecek yavrularımız gönüllerinde?

Garibim, muzdaribim ama umutsuz değil

Seninle dost olanlar cihanda mutsuz değil…

Kulunum, kurbanınım rabbim senin mülkünde

Garib kulun ne söyler gülümse dilekçeme…

Şairin dediği gibi dilekçelerimizi sunalım rabbimize, Allah rasulünü ve ashabını örnek alalım kendimize… Önce bizler değişelim ki evlatlarımız da değişsin… Önce merhameti örnek alalım…

Ebu Ubeyde’nin Uhud savaşında efendimizin yüzüne saplanan miğferi dişiyle çıkarması ve o an dişinin birinin kırılması, Hz Ebubekir’in diğerini de ben çıkarayım talebine Allah aşkına Rasulullahla arama girme deyişi miğferin diğer parçasını çıkarırken ikinci dişini de kaybetmesi ağzı kan revan içerisinde olan bu değerli sahabinin : “Nasılsın ya rasulallah? Biraz rahatladın mı?” diye sorması ilerde Hz. Ebubekir’in Ebu Ubeyde’yi gördüğünde “Dişsizlik bir insana bu kadar mı yakışır?” şeklinde latife yapması, efendimizin etrafında pervaneler gibi dönmeleri, o eşsiz sevgileri, saygı ve merhametleri onları örnek alıp iman ve amel noktasında yarış halinde olmamız için bir sebeptir.

Ve bir gün Ebu Ubeyde vefat ettiğinde (r.anh) cenaze namazını kıldıran Muaz bin Cebel onun için şöyle diyecektir:

“Ey insanlar! Vallahi siz öyle bir kişiyi kaybettiniz ki ondan daha doğru, kötülükten daha uzak, ölümü daha çok arzu eden ve halka daha çok öğüt verip, iyilik eden birini gördüğümü sanmıyorum. Ona rahmet dileyin. Allah da size merhamet etsin.”

Senden önce bir sen yok kainatta ilk sensin

Bu kainat bir meta hepsine malik sensin…

Rabbim seni tanıyan bilir doluyu boşu…

Kapına geldi işte yorgun bir aşk sarhoşu…

Rabbimiz bizleri Ebu Ubeydeler misali imanlı, yürekli, fedakar, cefakar tepeden tırnağa aşk sarhoşu olan kullarından eylesin…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.