Türküler Geçidi

Çalı Dergisi’nin İl Kültür Müdürlüğü Kütüphanesi’nin salonunda düzenlediği bağlama dinletisi ve doyumsuz türkülerin yer aldığı programa kendimce bazı haklı sebeplerden dolayı biraz gecikmeli yetiştim.

İsmail DETSELİ


Günler önce almıştım bu davetiyeyi. Geçenlerde 29 Nisan 2006 Cumartesi günü saat 13’te gerçekleştirilen Çalı Dergisi’nin İl Kültür Müdürlüğü Kütüphanesi’nin salonunda düzenlediği bağlama dinletisi ve doyumsuz türkülerin yer aldığı programa kendimce bazı haklı sebeplerden dolayı biraz gecikmeli yetiştim. İyi ki de yetişmişim. Çünkü benim gibi geciken kültür âşıkları da olunca kendime fazla kızamadım.


Baharın gelmesiyle şükür Konyamız’da bu tür kültürel etkinlikler arttı. Aydınlar Ocağı Başkanı Sayın Dr. Mustafa Güçlü Bey Konya iş kurumundan gönül dostumuz Sayın Ömer Toksöz Bey de benden sonra gelince rahatladım doğrusu.


Geldiğimde fotoğraf sanatçısı güzel kızımız Şafak Oğuz hanımın saydam gösterisini, değerli dostum Zeki Oğuz’un kitap imzalayışını gördüm. Orada esas üzüldüğüm değerli İl Kültür Müdürümüz Sayın Abdüssettar Bey’i ve S.Ü. Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Aziz Ayva Bey’in folklor üzerine kısa konuşmasını ve Şair Ömer Faruk Hatipoğlu’nun şiirlerini dinleme fırsatı da bulamadım. Ama ağır hasta bir dostumu hastanede ziyaret ettiğimden geç kaldığım içinde huzurluydum. Antalya’dan etkinliğe katılıp renk katan Çalı Dergisi şairlerinden saz sanatçısı Sayın Eşref Ural Bey programını bitirmek üzere idi. Yine bir iki türküsünü ve bir şiirini dinleme fırsatı bulduk.


İkinci konuk Beyşehir Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Sayın Ahmet Çakır hocamız çok saygılı tavırları ile kürsüdeki yerini aldı.


Ahmet Bey Çalı’nın sahibi Sayın Zeki Oğuz bey’in ani davetini severek ve itirazsız kabul ettiğini ama hazırlıksız olduğunu ima etti. Ancak biz onun her zaman bu hizmete hazır olduğunu biliyorduk.


Sayın hocam katılımın azlığından yakınarak halkımızın, kültürümüze olan soğukluğunu dile getirdi ve üzüntülerini iletti. Ama burada bulunanların da birer kültür dostu olduğunu az ama öz dinleyiciler olduğunu söyledi. Haksız da değildi. hani bir pop veya rock konseri olsa salonlar almaz ama kendi kültürümüz olan halk türküleri veya sanat müziğine karşı soğukluğumuz eleştirmeye değerdi doğrusu. Ahmet Hoca mızrabını sazına uydurarak bir iki selamlama konuşmasından sonra “Gelin canlar bir olalım” adlı türküyü kendi tarzıyla okuyup mızrabı bırakarak “Bugün ben bir güzel gördüm” türküsünü kıvrak bir saz sunumu ile bitirdi


Tam karşısında oturmakta olan Konya’nın medarı iftiharı isimsiz müzik çınarı olan üstat Sayın Nuri Cennet Bey’i işaret ederek sahneye lütfetmesini rica etti. Gelmez mi? O bir gönül dostuydu Nuri abi hemen sahnedeki Ahmet Bey’in yanında yer alırken büyük bir saygı ile sağ el göğüste karşısında oturan seyircilere çelebi üslubu bir tevazu ile selam verdi.


Başladı o da orada olup da programın tamamını dinlemeden ayrılan türkü yazarları için “Neredeler niçin burayı çabuk terk ettiler? Bizler onları dinledik neden onlar bizi dinleme lütfunda bulunmadılar olmadı bu çooook ayıp oldu” diye dert yanıp, “Türkü okumayacağım türkü yazanlar gelmedikçe türkü okumak yok” dedi. Konya’dan gelip geçmiş Saz ve Ud, Keman üstadlarını andı. Ve birkaç dörtlüğü daha seslendirdiğinde orada bulunanların alkışları sanki bin kişiden çıkmış gibi yükseldi.


Nuri abi çıkar da merhum Âşık Şemi’den ve onun Konya ayağı divanından bahsetmez miydi.


Daha Nuri Cennet abi kimlerden bahsetmedi ki. Ama bahsettiği isimleri orada bulunanlardan benim gibi kaç kişi biliyordu ki.


Mesela Merhum Mehmet Tataroğlu, merhum Tatköylü Mevlit Belgen, merhum Mazhar Sakman’dan bahsederken ben adeta kırk yıl geriye gidiyorum. Çünkü adı geçen Konya’nın değerli saz üstadlarını ben de 70’li yıllarda tanımıştım.


Mehmet  Tataroğlu Eski Garaj civarında ufak bir çay ocağı işletirdi. Düğünlere götürmek için onun o küçücük çay ocağında pazarlıklar yapılır, verilen söz üzerine merhum keman ustası Mehmet Tataroğlu kanun ustası Mevlüt Belgen, udi Mustafa Kazanova ve Konyalı keman ve saz ustası Ali Ercan ve yanına bir de darbukacı bulur, söz verdiği saatte köy veya kasaba neresiyse o düğüne mutlaka birkaç saat önceden gelir, provasını yapar, aksatmadan düğünün bir iki günlük eğlencesini eski Konya Türküleri ile ağır azam şenlendirirlerdi. Bunların konuşmaları ve sohbetleri müzikleri bile saygı ile dinlenirdi.


Nasıl dinlenmesin Çuhacıoğlu peşrevi ile girerlerdi. Sandıklı, Bağlar Gazeli, Enginli Yüksekli Kayalarımız, Sille, Şerif Hanım ve daha akıllara gelmeyen Cezayir ve kahramanlık türküleri Burası Huştur, Asker Ettiler Beni Kıdemli Çavuş gibi o mükemmel Konya havalarını hatasız icra ederlerdi. Sanatlarını tam yerine getirmek için darbukayı sazlardan uzağa atar, sesi fazla çıkmasın bizim sazlarımızın ahengini bozmasın, derlerdi.


Şimdi öyle mi tam aksine darbukayı ve orgu ayıbımızı örtsün diye sazlara yakın kullanırlar.


Sayın Ahmet Çakır Nuri ustanın repertuarında olup başkasında bulunmayan bir türküden bahsetti. Ve Nuri ustadan onu söylemesini rica etti. Nuri abi Gonya ağzıyla “ulen oğlum yapmayacaktın Ahmet’im Türkü okumayacağıdım amma seni gıramam” dedi. Usta çok dertlenmişti. Türküye başlamadan dedi ki: Bir zamanlar TRT Ankara Radyosu’nda benden bu türküyü Gülşen Kutlu hanımefendi kendisi okumak için rica etti. Ben de kabul ettim. Okudu ve mansiyon aldı. Bir de Hale Gür hanım İnginli Yüğsekli Kayalarımız adlı türküyü benden aldı, okudu. O da büyük sükse yaptı.


Ve İnginli Yüğsekli Kayalarımız adlı türküden birkaç name söyleyecekti gözleri doldu dili sürçtü adeta eskiyi yaşıyordu.


Askerin bıyığı burmadan burma aman aman


Bir yanı ibrişim de bir yanı sırma


Asker karısıysan karşımda durma aman aman


Derken gözlerinden yaşlar akıyor ve


Mektupların dizime de kâküllerin yüzüme.


Ne dedim de darıldın da bakmıyorsun yüzüme


Diline sağlık koca Nuri Cennet usta. Yine büyük bir tevazu ile dinleyenleri selamlayıp inerken salon alkıştan inliyordu. Çünkü üç beş gönül dostu elleri patlarcasına alkışlıyordu koca ustayı. Koca usta kendi deyimiyle kültürlü bir aileden gelmenin ve bilhassa Konya kültürüne 65 yıl hizmet vermenin gururunu taşıyordu. Ne kadar övülse azdı bence. Nuri ustanın türkü okumayacağım demesine rağmen Ahmet Çakır Bey’i kırmayarak seslendirdiği türküler ve ilahi kulaklarda ve kalplerde yerini alıyordu.


Annem beni kaldırmışsın atmışsın


Bilinmedik bazarlarda satmışsın oy oy


Şu garşıki dağda bir guzu meler


Guzunun meleyişi bağrımı deler oy oy


Annesiz yavrıyı kim çözer beler


Anam anam garip anam ağlarım oy oy


Ağlar ağlar garaları bağlarım oy oy


Nesimiden:


Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi


Gah inerim yeryüzüne seyreder alem beni


Gah giderim meyhaneye dem çekerim aşk için


Nesimi ye sordular ki yarin ile hoşmusun


Hoş olayım olmayayım o yar


Benim kime ne haydar haydar


diye içten söylemesi herkesi adeta kendinden geçiriyordu.


Ahmet Çalışır da sonlara doğru coşarak


“Bin cefalar etsen almam üstüme


Gayet şirin geldi dillerin dostum” türküsünü söyledi.


***


Bu yıl bu dağların karı erimez eser badi saba yel bozuk bozuk


Türkmen kalkıp yaylasına yürümez bozulmuş aşiret el bozuk bozuk


Mavilim mavişelim tenhada buluşalım mavilim.


Mavilim yazık sana bal koydum azık sana mavilim


bir daha buluşmak üzere, Allah dost toprak post.


diyordu o mütevazı üslubu ve tatlı diliyle Ahmet Çakır hoca…


 


 


 


 

Kültür Sanat Haberleri

Hierapolis’te Yeni Dönem: Antik Kentin Ruhuna Dokunan Modern Dokunuş
Atıklardan yaptıkları müzik aletleri ile konser verdiler
Antalya'da Şafak Vakti Sıra Dışı Manzara
Alanya Kalesi'nin 800 Yıllık Sırrı
Türkiye’de Sadece 7 Tane Kaldı: İşte Küllerinden Doğan Mavi Değirmen