“Türklük” kavramını negatifleştirme...

Mustafa Yiğit

“Türklük” kavramını negatifleştirme çabası…

Türkiye’de son zamanlarda etnik siyaset tartışmaları yoğun bir şekilde yaşanıyor. Bu tartışmalar daha çok yeni bir dönemin başladığı, bu başlayan yeni dönemin renginin de ne olacağı üzerine yapılan tartışmalar. Yeni dönemin renginin “etnisite” merkezli .bir dönem olacağı görülüyor. Ancak biliyoruz ki, etnik siyaset tartışmaları, hiç de güzel şeyler getirmemiştir toplumlara. Ben bunu Balkanlarda, Mekondonya’da, Hırvatistan’da, Sırbistan’da çok yakın bir zamanda gözlemledim. Yine İspanya’ya gittiğimde de  kanaatim değişmedi. Kiminde Balkanlar’da olduğu gibi sınırlar değişiyor, kiminde İspanya’da olduğu gibi sınırlar olmuyor ama var olan gerçek “büyük kopuş” yani “duygusal kopuş”. Birbirlerinden hiç de hazzetmeyen, aynı mekanda yaşayan ancak birbirlerine yabancı toplumlar gördüm. Çoğu hatta birbirlerine kinle bakıyorlardı. Adlarını bile duymak istemiyorlardı. Yugoslavya pratiği, birbirin kanını akıtan etnik toplumlar, Bask pratiği ise bir arada yaşayan ancak birbirinden nefret eden Basklılar, Kastilyanlar , Katalanlar doğurmuş…

 

Bugünlerde ortaya atılan ve adına yeni dönem, çözüm süreci denen sürece bu açıdan da bakmak gerekir. Toplum matematik değildir. İki kere iki dört etmez her zaman…Hesaplar kitaplar, matematiğe göre değil toplum sosyolojisine göre yapılmalıdır. Bu yüzden yeni dönemi şekillendirmek isteyenlerin çok da toplumun gerçeklerini görebildiğini zannetmiyorum. Teorik bilgiler, hayatın gerçekleriyle örtüşmez çoğu defa…Yeni dönemi şekillendirme çabası olanların özellikle yazar, aydın  olarak ortaya çıkanların geçmişlerindeki “teori” ile “pratiği” karıştırma gelenekleri ben de bu kaygıyı daha da artırıyor. Bir zamanlar “komünizm” getirmeye çalışanlar, bir zamanlar “yeşil sosyalizm” peşinde koşanların bunlardan oluştuğunu görmek bu “çözüm” olarak sunulan yeni sürece de dikkatle bakmamızı, tedbirli olmamızı bize salık veriyor.

Çünkü yeni dönemi şekillendirme çabasında olanlar daha çok eski Marksist yeni liberal yazarlar, enternasyonalist aktivist İslamcılar ve “Yeni Türkiye” söylemini benimsemiş siyaset adamları. Buna biz bir anlamda  “Yeni Türkiye” iddiasında olanların tamamı diyebiliriz.

 

Yeni Türkiye adıyla ortaya atılan bu değişim önceleri “eski statükoyla”  mücadele üzerinden, eskiden yapılan bazı yanlışların “büyük puntolarla” yazılıp çizilmesi, söylem haline getirilmesiyle bu yanlışların üzerinden kendi siyasetini üretmesiyle başlamış, “eski statüko” sisteminin yazarlarının, iş adamlarının, kanaat önderlerinin ellerinde bulunan güç,  zaman zaman doğru zaman zaman yanlış uygulamalarla  tasfiye  edilmiş, bunun yerine yeni sistemin statüko  anlayışı oturtulmuş, yeni statüko  eskiyi aratmayacak şekilde kendi yazarlarını, işadamlarını, medyasını yaratmıştır. Bu yapılırken öyle yüksek sesle itirazlar gelmemiş, bu yüksek sesli itirazı yapanların daha çok “eski statüko”nun adamları olması nedeniyle de  “yeniler” yollarına devam edebilmişlerdi.

Ancak bu dönüşümün ikinci ayağının o kadar kolay olmayacağı görünüyor. Çünkü ikinci ayağında “etnik” siyaset sözkonusu.

Bu toplumu oluşturan ve büyük bir çoğunluğunun kendini tanımladığı “Türklük” kavramı üzerinden yürütülen bir “Yeni Türkiye” söz konusu.  Eski statükoyu yıkarken ortaya çıkanlar, ‘negatif’likler üzerinden yeni bir inşa süreci ortaya atmışlardı.. Çünkü ilkinde halktan kopuk, hatta halkın değerlerine aldırış etmeyen bir “eski” söz konusuydu. Ve ilk dönüşümde haksızlığa uğrayanların olduğu  ve hakkın yerini bulmasının amaçlandığı bir görüntü halk tarafından da benimsenmiş ve 28 Şubatla, 12 Eylülle hesaplaşma gibi söylemler bu nedenle tabanda karşılık bulmuş, toplumsal tabanda geniş bir yer edinmişti. Ancak şimdiki söylem, tıpkı eski statükonun söylemine benzeyen bir yapı arzediyor. Yeni değişim rüzgarı, halkın gözünde “negatif” olan bir kavramı, siyasal anlayışı değil, “Türklük” kavramı gibi binlerce yıllık bir geçmişi olan, tarihi karşılığı olan “pozitif” bir kavramın, bir ortak değerin yıkılmasına yönelik olduğu için büyük bir dirençle karşılaşacaktır. Çünkü Yeni Türkiye’cilerin  halkın büyük bir çoğunluğunun benimsemiş olduğu “Türklük” kavramını değersizleştirmek gibi bir yöntemle, başka alt etnik gruplara yer açılması, onlara  dönük mesajları vermesi söz konusudur.

Şunu peşinen söylemeliyiz ki, ”Türklük” gibi tarih kokan, inanç kokan, din kokan, cesaret kokan, duygu kokan, kadim bir millet kokan  bu “ortak değer”in Yeni Türkiyeliler tarafından  topluma “negatif” bir kavram olarak algılatılması tam anlamıyla  toplum mühendisliği olarak karşımıza çıkar ve topluma yabancı olan her toplum mühendisliği gibi başarısızlığa mahkum olur.

Hiç kuşkusuz, özellikle Yeni Türkiyelilerin “Türklüğü”negatif” bir kavram olarak ele almaları, hatta yok saymaları,  çözüm olarak ortaya koydukları ve barış süreci dedikleri süreçteki ana aktör haline getirilen “Kürtlüğü” bunun karşısında “pozitif” olarak değerlendirip, kamuoyuna böyle sunmaları, değişimin önünde duracak kitlelerin tahmin ettiklerinden çok daha fazla olmasına, giderek artmasına neden olacaktır..  Yeni Türkiyeliler’in yazılarında, konuşmalarında “Türkiye Halkı” ve “Kürtler”  şeklinde bir Türkiye tanımlamasını sık sık kullanmaları, Türk yerine “Türkiye halkı, Türkiyeli” diyerek “Kürt” kelimesini  “büyük puntolarla” yazmaları, bunu sürekli tekrar etmeleri,  bu değişimin nasıl yanlış bir yerden başladığını, büyük kitle dediğimiz “Türkler” i nasıl rahatsız ettiğini göstermektedir.  Öyle ki bu değişimi savunanlar, bunun adına “Çözüm”, “Barış” diyenler sanki “Türkler” bu ülkede hiç yokmuş gibi davranmakta, “Kürt” ulusu inşasını gerçekleştirmek adına, “Türkler”i yok saymak  gibi bir hataya düşmektedirler. Bu ciddi manada sorunlu bir davranış  olarak karşımıza çıkmakta, toplumda büyük bir tepki çekmektedir.  “Türkiye halkları, Türkiyeliler” ve bunun karşısında “Kürtler” söyleminin sık sık kullanılması, bunu kullananlarınsa “çözüm”cü olarak ortaya çıkmaları,  bu ülkede ciddi manada bir “Türk sorunu” yaratmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Bu  durum, “Türk”, “Kürt” ayrımını körüklemek isteyen kimi mihrakların da işine gelmekte, buradan toplumsal barışı dinamitleyeceklere  kozlar verilmektedir.  

28 Şubat’taki, siyaset yapıcıların, toplum mühendislerinin düştüğü hataya şimdi “yeni statüko” da düşmektedir.

Toplumun büyük çoğunluğunun sahip çıktığı Türklük kavramını, binlerce yıldır var olan kadim bir kavramı zaman zaman söylemlerle “itibarsızlaştırarak”,  “değersizleştirerek”, “yok sayarak”, bir dönüşümü gerçekleştireceklerini sananlar 28 Şubatçıların, 12 Eylülcülerin yaptıkları hataya düşmüş demektirler. Çünkü biraz öncede vurgulamaya çalıştığım gibi “Türklük” kavramı bir etnik kavram olmaktan öte  “sosyolojik” bir kavram olup, günümüzde Türkiye üzerinde yaşayan herkesin ortak değeridir. Bu kavramın aşağılanması, tıpkı daha önce yapıldığı gibi “geleneğin”, “muhafazakar değerlerin” aşağılanması gibi bir sonuç doğuracaktır. “Yeni Türkiye”nin toplum mühendisleri, Yeni Türkiye’nin mimarları  bu hatayı sürdürmekte ısrar ederlerse  daha büyük bir kırılmayla toplumu karşı karşıya bırakabilirler.

Bu iş bu şekilde olmaz…Bu işin böyle olacağını sananlar, ne sosyoloji biliyorlar, ne de toplumsal psikolojiden haberdarlar. Dün toplum nasıl “muhafazakar değerlerin”  aşağılanmasına karşı çıkmış ve gereken tepkiyi göstermişse, yine aynı şekilde “Türklük” kavramının değersizleştirilmesine, yok sayılmasına aynı tepkiyi gösterir… “Türklük” kavramı bu şekilde değersizleştirilmeye devam ederse, araya sınırlar çekilmese de, toplumun sinir uçları çekilir, sinir uçları hassaslaşır…Bunu görmemekse yıllardır yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen,  etnik bir kavgaya prim vermeyen bu  toplumun huzurunu, kardeşliğini ateşe atmak demektir…