Türkiye GDO krizinde

1994 yılından bu yana kullanılan ve ticari olarak büyük bir paya sahip olan GDO’lu ürünler 1998’yılından itibaren hiçbir denetime tabii tutulmadan Türkiye’ye giriyor.

Özellikle yılda iki milyon ton düzeyinde dışalıma konu olan GDO’lu mısır ve soyadan üretilen işlenmiş ürünler, 800’den fazla çeşitle tüketici sofrasına ulaşıyor. Hiçbir etiketleme yapılmadan satışa sunulan bu ürünler, halk sağlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.

Konya Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hasan Hüseyin Motuk, bu durumun tüketicinin bilgilenme hakkını ihlal ettiğini kaydederek, “10 yılı aşkın süredir tüm çarpıklığı ile sürerken, bu kez Tarım ve Köy işleri Bakanlığı tarafından hazırlanan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı. İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Anlaşılıyor ki, şimdi sıra, GDO’lu tohumları Türkiye’nin temiz topraklarına ekmeye geldi” dedi.

Kamuoyundan sır gibi saklanan ve tamamen insanlığa karşı bir tehdit olan tasarı taslağında ise, GDO’ların üretimi ve tüketimine izin verilecek, bu ürünlerin risk değerlendirmesi şirketlerin kontrolünde olacak, GDO’lu ürünlerden zarar gören çiftçiler ve tüketiciler zararlarını ispat etmek zorunda bırakılacak, bu ürünlerin zararlı olmadığının ispatı şirketlerin üzerinde olmayacak, bu ürünleri ülkemize sokan veya üreten şirketlerin cezai sorumlulukları oldukça düşük olacak, zarara uğradığını iddia eden çiftçiler zamanaşımı tehdidi ile karşı karşıya kalacak.

Risk denetimine tabi bu ürünlerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanmayacak, şirket sırrı olarak korunacak, tüketicilerin sağlıklı gıda tüketme hakları, küçük çocuklarla sınırlandırılacak, sadece küçük çocuk ürünlerinde GDO kullanılmayacak, ülkenin tüm genetik varlıkları şirketlerin kontrolü altına bırakılacak, çiftçiler, tohumluk ayırma haklarını yitirecek; tozlaşma vb. yollarla ürünlerine GDO bulaşmışsa şirketlere tazminat ödemek zorunda kalabilecekler, bu ürünlerin denetimi konusunda çiftçi, tüketici, ekoloji örgütlerinin; bağımsız bilimsel kurumların, meslek odalarının herhangi bir söz ve karar yetkisi olmayacak” şeklinde maddelerin olduğunu kaydeden Motuk, “Yukarıda özetlenen tablo, öncelikle ülkemiz tarımını doğrudan üç - beş şirkete bağımlı hale getirecektir. GDO’lu tohum ve pestisitleri (zirai mücadele ilacı) üreten şirketler arasında yapılan evlilikler, bu sürecin tohum ve ilaç için üreticinin her geçen yıl bu şirketlere daha çok ödeme yapmak zorunda kalacağını göstermektedir.

Çünkü terminatör teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumlar, üreticinin tohum ayırma hakkını da elinden almaktadır. Böylece tüm dünyada krmvansiyonel ürünlere göre daha verimli olmadığı ve daha çok pestisit tükettiği kanıtlanmış olan GDO’lu tohumlar, temiz topraklarımızı ve üreticimizi, çokuluslu şirketlerin kar aracı haline getirecektir” dedi.

BİYOÇEŞİTLİLİK VE ÇEVRESEL

DEĞERLER TAHRİP EDİLİYOR
GDO’lu ürünlerin biyoçeşitliliği ve çevresel değerleri de yok ettiğini kaydeden Motuk, GDO’lu ürünlerden olacak gen kaçışlarının, hem kültür bitkilerini hem de bunların yabani akrabalarını kontamine edeceğini, bu tabloya eklenebilecek yatay genç kaçışları ile doğada geri dönülmez bir sürecin başlayacağını kaydetti. Tüketici ve halk sağlığı açısından tablonun daha vahim olduğunu söyleyen Motuk, GDO’lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki. Artan doğum anomalileri ve kısırlık gibi sağlık sorunları ile karsı karşıya bırakacaktır” dedi.

Ali Murat Mırçık-Memleket

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?