"Toroslarda bir Yörük düğünü"

Yol boyu gördüğümüz manzara gelen sonbaharın habercisiydi. Hasat çoktan bitmişti. Zeki Oğuz yine yollara düştü..

Zeki Oğuz

 

“İyi fotoğraf için biraz cızıdan çıkmak gerek.”

 

Bu söz fotoğraf sanatçısı arkadaşım İbrahim Dıvarcı’ya ait. Gerçekten onunla ve başka fotoğrafçı arkadaşlarla çoğu zaman cızıdan çıktık ve dönüşte iyi fotoğraflarla döndük. İbrahim’in bu sözü ilk kullandığı günü anlatırsam ne demek istediğimi daha iyi anlatabilirim sanırım.

Dört arkadaş Beyşehir tarafına fotoğraf çekmeye gideceğiz. Sabah erkenden rektörlüğün önündeki parkta buluştuk. Aslında bu park gezginlerin ve fotoğraf sanatçılarının buluşma noktasıydı belediye burayı ne demeye ören haline getirdi hala aklım ermiyor. Neyse, hava çok sertti, gidip gitmemekte tereddütlüydük, en sonunda düştük yola. Akyokuşu çıktık kar atıştırmaya başladı. Dönelim, devam edelim tartışması sürdü bir süre sonra İbrahim o güzel sözü söyledi. Gerçekten Beyşehir’e vardığımızda ortalık günlük güneşlikti.

 

Geçtiğimiz cumartesi günü gezgin arkadaşım Bayram Sarıtaş ile öğleye doğru eski garajda aldık soluğu. Bu kere bir Yörük düğününe gidiyorduk. Bayram gezilerde yorulmayı, zorluklar yaşamayı, bunların üstesinden gelmeyi pek sever. Bu yüzden baştan karar vermiştik, otostopla yapacaktık yolculuğu. Aslında gideceğimiz yaylalara ulaşmak için Taşkent’ten itibaren otostop yapmaktan başka şansımız yoktu. Doğruca o yaylalara giden bir araç bulamazdık.

Yol boyu gördüğümüz manzara gelen sonbaharın habercisiydi. Hasat çoktan bitmişti, bahçelerde sadece elma ağaçlarında meyve vardı. Ekin tarlalarında başlamıştı güz sarısı görüntüleri.

Taşkent’e arabadan inince bir manava uğrayıp soğan, patates, patlıcan aldık közlemek için. Hiç denemeyenlere öneririm. Gerçi yaylalara ulaşabilirsek Yörük dostlarımız bunları yememize zaman ve izin vereceklerini sanmıyordum ama zaman bulabilirsek iyi bir ağız tadı olurdu. Sultansuyunun yanındaki parkta birer bardak çay içtikten sonra çantalarımızı sırtlayıp düştük Sarıveliler yoluna. Alanya yol ayrımı buradan 16 km. uzaktaydı ve otostop için ilk etabımızdı bu.

 

Daha üç-beş adım atmadan ağustos güneşini tepemizde hissetmeye başladık. Bir yandan gelip geçen arabalara el kaldırıyorduk. Kimi dolu olduğu için almıyor, kimi boş olsa da geçip gidiyordu. Tepeye doğru biraz daha yürüyüp bir ağacın gölgesine sığındık. Bayram Karamanlı olduğu için özellikle 70 plakalı arabalardan medet umuyordu ama durmayınca öfkeleniyordu. İnsanlar iyilik duygularını yitirmişler, diye söyleniyordu ama en sonunda 70 plakalı bir araba durdu önümüzde. İki kişilerdi, Göktepe’ye gidiyorlarmış. Çok beklemediğimiz için sevinçliydik, hemen bindik arabaya. Alanya sapağına varınca indik. Aslında gideceğimiz yeri tam olarak bilseydik oraya kadar iletivereceklerdi bizi. Vedalaşıp ayrıldık. Kuş Ali iki hafta önce kamp yaptığım obasının yerini değiştirmişti. Oğlu motorla gelip alacaktı bizi. Alanya tabelasının altına oturup birer siğara yaktık. Daha iki nefes çekmeden eski bir  anadol pkap durdu yanımızda. İki kişi vardı arabada. Selamlaşmadan sonra ne tarafa gittiğimizi sordular, Kuş Ali’nin obasına gideceğimizi, oğlu Bayram’ı beklediğimizi söyleyince, biz de oraya gidiyoruz haydi binin arkaya, dediler. Şanslı günümüzdeydik, Bayram’ın istediği gibi kepazelik çekmeden ulaşacaktık obaya. Yani ben şanslı günümdeydim.

 

Kuş Ali’nin oğlu bayram motoruyla geldi, o önümüze düştü biz arkadan onu takip ederek yaylaya ulaştık. Hatice Hanım her zamanki güler yüzüyle karşıladı bizi. Fatoş cadım koyun otlatmaya gitmiş sadece Nuray cadım vardı yaylada. Bir de İlknur cadısı ve annesi Ayşe. Hemen çay koydular kara çaydanlığa. Adamlar deve sütü arıyorlarmış, bunun için gelmişler yaylaya. Yaylada iki kuzulacı deve varmış ama ancak ilkbaharda kuzulayacaklarmış. Adamın dediğine göre inek ve koyun sütünden daha besleyiciymiş deve sütü.  .Boş dönmemek için biraz peynir aldı adamlar.

 

Bizim derdimiz karanlık çökmeden düğün yapılacak olan yaylaya varmaktı. Sizi Keşşaflı yol ayrımına kadar iletivereyim, dedi şoför. Oraya kadar vardıktan sonra yaylaya iletiver, dedim. Kuş Ali’de düğün yerindeymiş, şoförün arkadaşı da onu görmeyi çok istiyordui.

Tamam, sizi oraya kadar bırakalım, diyerek ayaklandı. Keşşaflıdan sonra hayli bozuktu yollar ve o insanlar olmasaydı otostopla düğün yerine hiçbir zaman ulaşamayacağımızı anlayacaktım düğün yerine varınca. Eskilerin deyimiyle kuş uçmaz, kervan geçmez yollardan geçmiştik. Keşşaflıdan birkaç yüz metre sonra tam bir bozkır ortamına düşmüştük. Tek bir ağaç yoktu tepelerde. Çeşmeler, pınarlar kurumuştu. Tepelerin arasındaki kar çukurları susuzluktan çatlamıştı. Keşşaflı yaylasından seyrettiğimiz cennet gibi Gevne vadisi bir düş gibi çoktan geride kalmıştı. Gevneden Hadime kadar bu dağlar gerçek bir çöl görünümündeydi ve Yörüklerden başka yaşayan kimse yoktu bu çöl ortamında.

Gün inmeden düğün sahibi Ali Yağalın obasına ulaşmıştık. Orada da Kuş Ali karşıladı bizi. Düğün sahibi ve akrabaları hazırlık yapıyorlardı. Kimi odun kırıyor, kimi traktöre bağladığı tankerle su taşıyordu. Burada en zor bulunan şeydi su.

 

Kız evindeydik biz. Ali Yağal kızını Karamandan bir delikanlıya vermişti ve oğlan evi biraz sonra gelip birlikte kına yapacaktık. Gün batmasıyla birlikte müthiş bir soğuk çökmüştü dağlara. Biz üşüyorduk ama Yörükler farkında bile değillerdi soğuğun. Kara çadırın yanına benim mavi küçük çadırı kurmuştuk, hayli komik görünüyordu o koca kara çadırın yanında ama içine girip ısınmak aklımıza bile gelmiyordu. Bunu yapmak kına törenini kaçırmak demekti. Az önce Yörük kadınlarının yemek yaptıkları ateş köz olmaya yüz tutmuştu. Kalkıp birkaç odun parçasıyla ateşi canlandırdım. Ateş canlanınca Yörük gençleri de toplandı çevremize. İçlerinde Veli adında genç, yakışıklı bir çocuk vardı. Ailesinin hikâyesini anlatırken, daha önceleri Yatağan köyünde Erenkilit dağına çıktıklarını, babası orada ölünce onu Yatağan mezarlığına gömdüklerini söyledi. O anlattıkça yıllar önce Erenkilit dağının doğu yamaçlarında çektiğim Yörük fotoğrafları geldi aklıma. Babasını tarif ettim Veli’ye, evet onlardı fotoğraflarını çektiklerim. Veli ve kardeşleri küçücüktüler. Söz verdim Veli’ye o zaman çektiğim fotoğrafları tabettirip gönderecektim ona.

 

Gecenin bir yarısı kız evi geldi.

Onların gelmesiyle birlikte bir gerginlik başladı obada. Yörük geleneğine göre kına gecesinde damat kızın yanında mutlaka bulunmalıymış. Damat olmayınca kınayı yaptırmak istemiyorlardı. Oğlan evinin ricalarına karşılık kızın babası yumuşar gibi oluyor sonra öteki Yörükler olmaz diye diklenince oda inatlaşıyordu. Bir şeyler almak için çadırıma geçtim Yörük kadınları çevremi sardı, en yaşlıları, emmi sizin orda nasıl bu adetler, diye sordu. Belki gerginlik sona erer diye, bizim oralarda damadın kız evine gelmesi âdeti yoktur, dedim, Karamanda da yoktur diye abarttım biraz. Sessizce çekilip gittiler yanımdan. Belli ki inanmamışlardı dediklerime. Gelin kız melül mahzun oturuyordu çadırın içinde, yanında küçük kız kardeşleri vardı. İpin kopma noktasında kızın babası son noktayı koydu, yapın kınanızı, diye. Böylece bir yuva daha kurulmadan yıkılmamış oldu. Yine de kız evinin dediği olmuş, biz yattıktan sonra damat gecenin üçünde sağdıcı ile gelmiş yaylaya.

Pazar sabahı davul zurna çalmaya başladı. Sofralar kuruldu. Etli pilav, etli nohut, yayık ayranı ikram edildi konuklara. Her düğünde olduğu gibi silahlar atılmaya başladı. Gelin çadırdan çıkarılırken daha da yoğunlaştı silah atma işi. Kızlar bile irkilmeden silah atıyorlardı.

Gelin kızın bulunduğu çadırın önüne küçük bir masa kuruldu. Gelinle damadı dışarı çıkardılar. Kız evi armağanlarını verdi ve Yörük beyi Cemal Candanın türküleriyle kızı uğurladık.

 

“orak eline gerek 

Ergen kız çeker merak

Baba çoban olamaz

Buna bir damat gerek

 

Bir yastık iki başa 

Eşinle koca yaşa 

Mevlam ömürler versin

Cemi cümle kardeşe

 

Allahın emri Peygamberin kavli ile 

Dünya böyle kurulmuş, elkızı el oğlu ile”

Karaman’dan gelen bir minibüs Sarıoğlandan geçecekmiş hemen bindik ona. Sarıoğlan bizim her zamanki dinlenme yerimizdi. Ağaçsız bozkırları geçerek ulaştık Sarıoğlana. O bozkırlardan geçerken oralarda müthiş safariler düzenlenebileceğini düşünüyordum…

 

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?