Tömük'te üç gün

Cumartesi sabahı erkenden uyandım. Sultan çoktan kalkmış mavi çinko çaydanlığı ocağa koymuştu bile.

Cumartesi sabahı erkenden uyandım. Sultan çoktan kalkmış mavi çinko çaydanlığı ocağa koymuştu bile. Gün doğmamıştı daha. Birlikte dama çıkıp denizin üzerinden doğup gelen güneşi çektik.Güzel bir gün başlıyordu gezgin için.

Sultan kahvaltı sofrasını hazırlarken eşi Rafet arabaya eşyaları yüklüyordu. Küçük minderler, çullar ve yiyeceğimiz yemekler. Tıka basa doldurmuştu arabanın arkasını. Beş-altı büyük pet şişe almıştı yolumuz üzerindeki çeşmelerden doldurmak için. Şişelerin bir kısmını da Yörüklere bırakıp gelecektik.
Nefis bir işkembe çorbası hazırlamıştı Sultan. Çay keyfini hızla tamamlayıp düştük yola. İlk durağımız limon kasalayan işçilerdi. Beş-altı işçi çalışıyordu deponun önünde. Kasalara yerleştirilen limonlar depolanmak üzere Kapadokya tarafına gönderiliyordu. Depo sahibi Muharrem Gürbüz kahve yaptırmıştı. Sohbet ederek kahvemizi yudumlayıp kalktık. İkinci durağımız bir limon bahçesiydi. Erkekli kadınlı bir gurup işçi limon topluyorlardı.
Limon en büyük ekmek kapısı Tömük ve Erdemli için. Her taraf limon bahçesi. Nerdeyse bir yıl sürüyormuş limon işi.

Tömük bir yanı deniz bir yanı toroslar. Limon bahçelerinin arasından toroslara doğru çıkmaya başladık. Yükseldikçe bitki örtüsü de değişiyordu. Limon ağaçlarının yerini ardıç ve başka ağaçlar alıyordu. Ülkemizde gezmediğim pek az bölge var en çeşitli bitki örtüsünü buralarda gördüm. Sultan doğayla çok ilgili, nerdeyse bütün bitkilerin adını biliyor ve kök ya da yapraklarının nerelerde kullanılacağını anlatıyor.

Bir köyün çıkışında bir çeşme başında durup pet şişeleri dolduruyoruz. Buz gibi çeşmenin suyu. Karşımızdaki vadinin müthiş bir güzelliği vardı. Zirveye varınca ana yoldan ayrılıp bir dağ yoluna saptık. Fazla ilerlemeden bir sürü çıktı karşımıza. Bu bölge Yazın Bolkar Dağlarının eteklerlindeki yaylalardan inen Yörüklerin sahile inmek için son duraklarından biriymiş.

Arabayı durdurup çobana merhaba dedik. Kuzular çoktan doğmaya başlamış üç küçük çocuk sürünüp çevresinde oynaşıyorlardı. Taşlık kayalık bir yoldan Sultan’ın dayısı Mehmet Ünlü’nün obasına vardık. Keççi Doğanlık mevkisiydi vardığımız yer. İki küçük çocuk oynaşıyorlardı çadırın çevresinde. Küçük bir çocuk da çadırın içinde yatıyordu. Az sonra gülerek geldi Mehmet, tanıştık. 1966 doğumlu Mehmet. Eşi Elif sürünün başındaymış. Daha küçücük çocuklar. Gizem, Sinem ve en küçükleri Ali Turgay.
Yaz aylarında Bolkar Dağının eteklerinde kalıyormuş. Güz gelince Damlakaşı, gavuruçtuğu, Mazgana yoluyla kendi mülkleri olan Dingellere, kendi yerlerine dönüyormuş. Orman Bakanlığı kendi yerlerinde bile rahat vermiyormuş onlara.

130 koyunu 50 erkek çebici varmış Mehmedin. Geçimini sağlamak için besicilik te yapıyormuş. Sultan ve Rafet’le birlikte uçurumun kenarına kadar gidip aşağıdaki vadiyi seyrediyoruz. Birçok köy var vadinin yamaçlarında. Bu köylerde de seracılık hayli gelişmiş.

Çevrede birçok oba var. Onların arasından geçip Mehmedin obasına dönüyoruz. “Çay koyalım, Elif de birazdan gelir “diyor Mehmet. Israr ediyor “Gitmeyin size bir keçi keseyim”diye. Keçiyi Bolkar dağlarının eteklerinde yemek için sözleşerek ayrılıyoruz yanından.

Yolda Elif ile karşılaşıyoruz. Sürüyü obaya doğru getiriyordu. Arabadan inip merhaba diyoruz ona. Sultanın anlattığına göre lise mezunuymuş Elif. Fotoğraflarını çekiyorum. Hayatından pekde memnun değil. En çokda okuyacak bir şeylerin olmaması canını sıkıyormuş. Yanımda kitap götürmemenin pişmanlını hissediyorum Elif’in yanından ayrılırken.
Tekneli Tepede koca bir ardıcın altında mola veriyoruz öğle yemeği için. Tepenin bir yanı ormanlık bir vadi. Ardıcın altına hemen çulları seriyor Sultan. Rafet ateşi yakıyor. İkisi de çalışkan, eli işe yatkın insanlar. Oturup bir yandan gazetemi okuyor bir yandan onların çalışmalarını izliyorum.
Kuru dalları toplayıp ateş yakıyor Rafet. Köz olunca kurbandan kalan kaburgaları çıkarıyor. Etin kokusu sarıyor Tekneli Tepeyi. Yiyecek bol ve çeşitli. Koca bir torba dolusu kuruyemişimiz var.

Başka bir yoldan dönüyoruz Tömük’e. Geçtiğimiz köylerin çoğunda Sultan ile Rafet’in akrabaları var. Onların bu akraba bağlılıkları çok hoşuma gidiyor.
Akşam balık yemek için Elvanlı beldesinin Dedekavak mevkiine gidiyoruz. Çok güzel ve sulak bir belde Elvanlı. Önceleri Adana’ya bağlıymış. Mersin il olunca Erdemli’ye bağlı bir belde olmuş. Elvanlı’daki kaynaklar beş beldenin suyunu sağlıyormuş.

Cuma günü Erdemli’yi gezmiştim Sultan ile birlikte. Cumartesi ise yeni Yörük dostlarla tanışmıştım. Elvanlı’dan ayrılırken Pazar proğramımız çoktan belliydi. Tömük’ün doğasını ve insanlarını tanımıştım. Pazar ise Silifke’ye kadar uzanan sahil boyundaki tarihi yerleri gezecektik.

 

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?