TEŞEKKÜRÜN AĞIR YÜKÜ

Haşim Akın

 

                Geçen haftalarda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde bir görevim vardı. Belediyenin park bahçeler biriminde çalışın bir grup işçinin de orada çalışıyorlarmış. Adını bilmediğim, daha önceden hiç tanışmadığımız ve belki de bir daha karşılaşmayacağımız bir Müslümanla beraber kurumun lavabosunda yan yana abdest aldık.

                Ben abdestimi bitirince yanımdaki arkadaş, yüzüme bakıp;  “Hocam dikkatiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu konuda hassasiyet kayboldu da…” dedi. Ben de onun teşekkürüne teşekkürle karşılık verdim ama bu şekilde teşekküre değer ne yaptım ki? Diye yüzüne baktım. Konya gibi bir şehirde abdest almış olmak, çok da ayrıcalıklı ve taltife değen bir davranış değildir. Kaldı ki o da abdest almıştı.     Neyse ki beni daha uzun süre merakta bırakmadan meramını açıkladı:

                “Sizi abdest alırken izledim. Musluğu çok açmadınız, sadece yetecek kadar açtınız. Hem de ayaklarınızı yıkamak ve çoraplarınızı giymek için kullandığınız zamanda musluğu kapattınız. İsraf etmemek içi bu gayreti gösterdiğiniz için teşekkür ettim…”

                Tabii ben şaşırmadım değil. Bu israf düşmanı arkadaşın dediklerini yapmaya gayret gösteririm. Mümkün olduğu kadar israftan kaçınmaya çalışırım.  Lakin bunların izlenilmiş olması ilginçti. İki yıllık bir sürede Afrika’da bulundum. Suyun ne demek olduğunu orada daha yakından müşahede ettim. Yaşı altmışın üzerinde görünen bir Müslümanın “Bu güne kadar namazlarımın çoğunu teyemmümle kıldım. Bizim köyde su sıkıntısı hep oldu. Geçen ay eve gelen misafire ikram edecek bir bardak su bulamamıştık…” dediğine şahidim. Bu cümlelerin insanın içine nasıl ok gibi saplandığını bilirim. Bir bidon suyu temin için çektikleri sıkıntıyı yakından izledim…   

                Yarım litrelik su ile iki kişi nasıl abdest aldığımızı da unutmadım. Yarım litre su iki kişinin abdestine yetmişti. Buna hayret edeceğinizi ve “ben o kadar su ile elimi bile zor yıkarım. Abdest nasıl alınır?” Diyeceğinizi de biliyorum.  Başka bir zaman da yarım litrelik su şişesiyle abdest almıştım ve bir kısmını da artırmıştım. Belki lazım olur diye… Zira arabada başka su yoktu.

Bunları yaşadım. Allah’a ne kadar hamt etsek azdır ki; bugün evlerimizden sıcak su ayrı, soğuk su ayrı bir musluktan gelir. Sokakta tatlı su çeşmelerimiz vardır. Bunu da beğenmeyince hazır su kullanırız. O da yetmez markaya da dikkat ederiz. Zira elimizdeki nimetler çok… Rabbimiz; “Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız, buna güç yetiremezsiniz ...” buyurur. Elimizdeki su nimeti bile böyledir. Daha diğerlerine ne diyelim?

                Ben de yanımdaki bu arkadaşa teşekkür ettim. “Allah israfı herkese, her yerde ve her şartta haram kılmıştır. İsraf edenleri de şeytanın kardeşi olarak tanımlamıştır. Buna para ödemek de israfı değiştirmez. Allah hepimizi israf belasından muhafaza etsin…” diye de ekledim. Sonra ayrıldık.

Ama benim için işin zor tarafı bundan sonra başladı. Zira ne zaman musluğa elimi atsam adamın teşekkürü kulağıma bir daha ulaşıyor. Sanki bana teşekkür etmedi de her gün başıma inecek bir tokmak yerleştirdi… Unutup musluğu biraz fazlaca açsam, hemen kısma ihtiyacı hissediyorum. Adamın “sana boşuna mı teşekkür ettik, bu musluğu daha az açmalısın…” deyişini duyar gibi oluyorum.  Bu teşekkür sanki beni altında ezecek. Suyu israf etmeme konusunda dikkatli davranamamayı hem bir nankörlük hem de bu duyarlı insanın iltifatına ihanet gibi hissediyorum.

Size böyle bir teşekkür edildi mi bilmiyorum. O zaman ben sizlere aynı söz ve duygularla teşekkür edeyim ve dikkatli olmaya davet edeyim.

Dere kenarında abdest alırken bile israf etmemeyi öğütleyen bir peygamberin ümmeti olarak...

Haydi bismillah…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.