Telgrafçı Hamdi Bey

Mustafa Yiğit

Unutulanlara.... Telgrafçı Hamdi Bey.. Onun ismini ilk kez Milli Mücadele tarihinde duyarız. Okuduğumuz her inkılap kitabında görürüz kendisini. Aslında öğrencilik yıllarında öğrendiğimiz Paşa’yla haberleşmelerinin dışında hayatı hakkında pek bir bilgimiz yok.. Manastırlı bir aileden gelmesi dolayısıyla Manastırlı Hamdi Bey olarak biliniyor. Soyadı kanunu ile birlikte Martonaltı soyadını alır. Sonra Ankara Postanesi’nde rastlarız O’na, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Ankara’da bir görev verilir..Hafızam beni yanıltmıyorsa Postane Baş müdürlüğüdür görevi. Daha sonra Hamdi Bey Konya’da Musalla Mezarlığında tesadüf eseri bulunan bir mezarda karşımıza çıkar. Hazin bir ölümü vardır. Hayatının son dönemini çok bedbaht bir biçimde geçirdiğini, kendini alkole verdiğini söyler tanıyanlar. Hayata gözlerini yumarken ne yaptı, nasıl bir haldeydi bilmiyoruz? Belki ‘bozgunda fetih düşleri” görüyordu. Belki telgrafın tellerine takılıyordu yüreği..Gitmek istiyordu, gidemiyordu, son düşünde bile.. Neden alkolle yaşamaya başlamıştı, anılarıyla baş başa kalmak için mi? Yoksa herşeyi unutmak için mi..Milli Mücadele, Cumhuriyet, Hilafetin kaldırılışı, tek parti iktidarı..Bu kadar önemli tarihi olaylara şahit olmak insanı yoruyor mu ne? Büyük adam olmak ne zor iş.. Büyük güçlerin, büyük çöküşleri oluyor. Çok çabuk yıkılıyorlar, çok derinden bir çatırtı geliyor ve viran eyliyor perdeyi. Ne çok şeyi görmüştü Telgrafçı Hamdi göz perdesi kapanmadan önce... Unutulanlar.. ne zordur unutulanların hikayesini yazmak. Unutulanların hayatından geriye kalanlara ulaşmak. Bunu Telgrafçı Hamdi’den bize kalan bilgileri görünce daha iyi anlıyor insan. Kitaplarda, ansiklopedilerde bile birbirinden kopya edilmiş, Telgrafçı Hamdi biyografilerine rastlıyorsunuz. Sanırım bu da unutulduğunuzun başka bir delili oluyor. Unutulmaktan korkar mıyız? Hiç düşündünüz mü, sizi bir zamanlar en yakınınız olan birisi unutursa ne yapardınız? Hani adınızı bile hatırlamasa..”Kusura bakmayın ama adınızı bahşeder misizin?” diye nazikçe söylemiş olsa bile.. İnsanın içine oturuyor, günlerce düşünüyor beni neden hatırlamadı, oysa ne güzel günlerimiz olmuştu onunla, komşunun bahçesinden çaldığımız elmaların içinin nasıl kurtlarla dolu olduğunu ve hiç birini yemeden dereye fırlattığımızı nasıl hatırlamaz diyorsunuz.. Unutulmamanın en garantili olanını söyleyeyim size! Unutulmamak için bir caddeye, bir sokağa isminizin konması gerekir bu ülkede. Ya da bir spor salonuna. Gerçi isminizi okuyanların sizi ‘Popstar Abidin’ kadar tanımayacağı kesin. Ucuz programlara çıkmayı göze alıyorsanız sürekli gündemde kalabilirsiniz, ama öldükten sonra durumunuz diğer şahsiyetlerden farklı olmuyor. Aslında insanlık tarihine baktığımızda pek de hatırlanma iddiamızın olabileceğini de düşünmüyorum.Sezar, Napolyon, Hitler gibi büyüklerimiz dururken bizi hatırlamasalar da olur diyor insan içinden. Yanılıyor muyum.. Sahi neden hatırlasınlar ki bizi? Ne yaptık, kimin tavuğuna kış dedik.. Telgrafçı Hamdi Bey’de kimsenin tavuğuna kış dememişti… Sadece yenik düşmüştü zamana. Bugün olsaydı yine kaybederdi, fiber teknolojiye yenilirdi. İletişim çağında kendi evlatlarıyla hiç iletişim kuramazdı, kurması için kendisinin de mağluplar safında yer alması gerekirdir. O belki vefasızlığa yenik düşmüştü. Ama teknolojiye yenik düşmek daha da acıtırdı yüreğini. İyi ki o gün yenildin, bugün yenik düşmek daha acı Telgrafçı..