Zeki Oğuz
Geçtiğimiz yaz torunum Umutcan ile Yörük beyi Kuş Ali’nin yaylasına gitmiş, kara çadırın yanına küçük çadırımızı kurmuş, Kuş Ali’nin kızı Yasemin ile keçi gütmeye gitmiştik. Taşkent ile Gevne vadisi arasında korunaklı bir koyaktaydı Kuş Ali’nin yaylası. Bu yaylaya her yıl gelir bir iki gün kamp yaptıktan sonra geri dönerdik. Şehre döneceğimiz gün Kuş Ali’nin kızı Kezban önümüze geçmişti. “Zeki emmi kışın düğünüme beklerim, diye.
Doğrusu şaşırmıştım. O bir çocuktu benim gözümde. Demek büyümüş, annesi ve babasından önce davet ediyordu beni düğününe.
“Elbette gelirim, yeterki düğün gününü haber verin bana, demiştim. Ocak ayının son haftası, Cuma akşamı küçük cadılarım Fatoş ile Nurcan telefon ediyorlardı. “Zeki dede, yarın akşam düğünümüz var, diye. “Geliyorum, deyince çığlık çığlığa bağrışmaya başladılar telefonda. Onlar telefon açtıklarında çılgın bir yağmurun altında Manavgat civarında yol alıyorduk arkadaşım İsmail Akçay ile. Düğün haberini almış, İsmail arkadaşımı aramıştım. “Haydi, düğüne gidiyoruz, diye. Cuma günü Antalya’da buluşmuştuk. Isparta’dan arkadaşım Nuri Gönendi ve ailesi vardı İsmail’in evinde. Yemek ve çay arası bir sohbetten sonra onlar Isparta’ya bizde Aydıncık’a Doğru yola düşmüştük.
Puslu, yağmurlu bir hava vardı. Doğrusu bu moralimizi bozmuştu biraz. Onca yolu gitmişken bolca fotoğraf çekmeyi umuyorduk. Erken yola düşmemizin bir nedeni de buydu. Tek umudumuz bir sonraki günün açık ve güneşli olmasıydı. Cuma gecesi Aydıncık Öğretmenevinde konaklayacak, cumartesi günü de o çevredeki Yörük obalarını gezecek, akşam da Kezban cadımın düğününe gidecektik.
Değerli eğitimci, yazar Mustafa Yalçıner’e haber etmiştim öğretmenevinde yer ayırtması için, ayırtmış sağ olsun. Gece yarısı öğretmenevindeydik. Hayli yorucu bir yolculuk yapmıştık. Yolun bazı kısımlarında yol yapım çalışmaları olduğu için güçlükle aşmıştık o eğri büğrü yolları. Alanya Aydıncık arasında dağlar dimdik yükseliyor denize paralel. Kıvrım kıvrım yol. Yıllar önce başlatılmış genişletme çalışmaları, daha yıllarca sürecek gibi. Aslında çoktan yapılmış olması gerekirdi çünkü Adana-Antalya arasında en kestirme yol burası ve hayli işlek. Otobüsler, büyük tonajlı yük arabaları epey zorlanıyorlar yapım çalışmaları süren kısımlarda. Hemen odamıza çıktık, sabah erken kalkacaktık.
Sabah gün doğmadan balkona çıktığımda müthiş bir çirkinlikle karşılaştım. Ana cadde ile deniz arasında dar bir kıyı şeridi vardı ve burayı da inşaatlar işgal etmişti. Vatandaşın rahatça yürüyebileceği yeşil bir sahil şeridi yoktu.
Kahvaltıdan sonra Aydıncıklı arkadaşım Ayşegül Silifke’yi aradım. Kardeşi Semral Muğla Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde okuyordu ve Yörükler üzerine bir tez çalışması yapıyordu.Onlar da geleceklerdi bizimle. Yine Aydıncıklı arkadaşım Zübeyde Levent’i aradım. Birlikte yola düştük Musa Gök’ün obasına doğru.
Musa Gök Silifke yolu üzerinde kışlıyordu. Yazında Duragan, Yağarat, İlibas, Gucum, Bardat, Erikderesi, Mazı Beleni, Görmeli, Ermenek, Kovanlık, Boncuk çayırı, Altıntaş, Yörük Pazarı, Çağşır Kısığı, Ispatlıyayla yoluyla Ahırlı taraflarına geliyordu.
Biz vardığımızda oğlakları emiştiriyorlardı karısı ve çocuklarıyla. Bir yandan bizimle ilgileniyor bir yandan işlerini görüyorlardı. Keçinin sütünü haziran ayının ilk haftasına kadar sağmıyorlarmış, oğlakların iyi gelişmesi için.
Çayımızı içtikten sonra izin alıp ayrılıyoruz Musa Gök’ün yanından. Bundan sonraki durağımız, benim “Günümüzün Karacaoğlanı”dediğim, Cemal Candan’ın obasıydı. Bulabilirsek ona şiirler söyletecek, sesini kayda alacaktık.
Durmadan yağan yağmura rağmen Aydıncık’ın kuzeybatısına düşen tepelere doğru tırmanmaya başladık. Tam zirvede bir araba duruyordu. Yaklaşıp yanında durduk. Cemal Candan’ın obasının yerini sorduk.
“Ben de o tarafa gidecem ama yağmurdan çıkamıyorum”dedi,adam. Biraz bekleyip yağmur dinince obaya yürümeye karar verdik. Adam Kuş Ali’nin dünürünün obasına gidecekmiş. Onun düğün davetiyelerini dağıtmaktan geliyormuş. Cemal Candan’ın obası da dünür Mustafa Gök’ün obasının biraz ilerisindeymiş.
Mustafa Gök’ün obasına traktörden başka bir aracın girmesi mümkün değildi. Yağmur biraz dinince yürümeye başladık. Obaya yaklaşınca yeniden hızlandı yağmur. Kendimizi çadıra attık. Düğün için geldiğimizi anlattık, hayırlı olsun dedik. Bütün Yörük obalarında olduğu gibi hemen sofra çulunu serdiler. Çayımızı koydular.
Müthiş sinirliydi Mustafa Gök’ün eşi. Nasıl olmasın. Bir yanda yağmur, bir yanda düğün telaşı, bir yanda keçilerin oğlakların emişmesi, yemlerinin verilmesi, üstüne üstlük onca telaşenin arasında çadıra giren bizler.
Cemal Candan’ın obasına gitmekten vazgeçtik. Yağmur biraz yavaşlayınca arabamıza döndük. Araba ile oba arasında nerdeyse iki km.lik bir mesafe var ve gece düğünden sonra Kezban gelin bu obaya getirilecekmiş. Onun gelinliğiyle bu yolu nasıl yürüyeceğini konuşarak döndük Aydıncığa.
Ayşegül’ün annesi yemek ve çay hazırlamış. Çaylarımızı içtikten sonra Tekeli’ye doğru yola düştük. Bu kere Ayşegül yoktu yanımızda. Oğlu Barış sabah onu almadığımız için tavrını koymuştu. Bende sizle geleceğim diye tutturmuştu şimdide. Semral ve Zübeyde’yi alarak düştük yola. Semral fırsat bulabilirse röportaj yapacaktı yaşlı Yörük kadınlarıyla.
Tekeli Aydıncık ile Bozyazı arasında küçük bir belde.Kuş Ali kış aylarını bu bölgede geçiriyor.
Düğün salonuna vardık, biz erkenciydik ama Yörük cadıları Ümran ve kardeşi bizdende erkenciydiler. Hemde bir motosikletle gelmişlerdi. Biraz onlarla sohbet ettik. Onlar kışı Tekeli’ geçiriyor yazın Bardat taraflarına çıkıyorlarmış.
Bütün Yörük hısımlarım, cadılarım düğün salonundaydı. Kuş Ali’nin küçük kızı Fatoş cadım küçük makinamı kaptı. Benim yüzümden o da fotoğraf meraklısı oldu. Çok güzel de fotoğraf çekiyor.
Kınadan sonra dostlarla vedalaşıp ayrıldık. Yol boyunca gelinin koca evine nasıl gideceğini, o kayalık yolda nasıl yürüyeceğini konuşuyorduk. Pazar sabahı erkenden kalkıp birer çorba içtikten sonra yola düştük İsmail Akçay arkadaşımla. Niyetimiz geçtiğimiz yollarda gördüğümüz bütün güzellikleri çekerek dönmekti Antalya’ya. Anamur’da Mamure Kalesini, Alanya Kalesini, Manavgat Şelalesini fotoğrafladık.
Pazartesi sabahı ise İsmail Akçay, eşi ve kızı Ümran ile birliktke Antalya Kaleiçine indik. Rüzgarlı, soğuk bir hava vardı. Ona rağmen bol bol fotoğraf çektik. Antalya- Aydıncık gezisini arkadaşım İsmail Akçay sayesinde gerçekleştirdim. Ona ve ailesine teşekkür borçluyum. İsmail arkadaşımla sözleştik, Yörük dostlarımız yazın yaylalara gelince bizde çadırımızı kuracağız onların çadırlarının yanına.
Tekeli'de bir Yörük düğünü
Yazarımız Zeki Oğuz Tekeli beldesindeki bir yörek düğününü kaleme almış..
Yerel Haberleri
Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?