Tek parti kasırgası

Konya'da cami ve türbeleri kim yıktı? Milli Gazete'den Fahri Güven yazdı...

Konya’da Şeyh Şerefeddin’in na’şını belediye çöplüğüne atmak ve Sulukahve’de dansöz oynatmak…

“Burası Selçuklunun nefesiyle dirilmiş bir payitaht, âlemleri gülşenin rayihasıyla mest etmiş Mevlâna şehridir. Yeşil Türbe’den taşan ney şehridir burası…”

Ne var ki, Tek-Parti döneminde estirilen kasırga bu şehrin ruhunu da tarumar etmiştir. Anlatacağımız iki örnek bunun bariz göstergesidir.

1925’te yeşil alan tesis etmek maksadı ile tam yedi asırdır Konya’yı bekleyen, Konya’yla özdeşleşen Selçuklu’nun büyük bilgesi Şeyh Şerefeddin Türbesi bir çırpıda yıkılır, bununla da yetinilmez Şeyh Şerefeddin Efendi’nin na’şı fütursuzca çöplüğe attırılır... Bu yıkımın müsebbibi kim diye sorarsanız anlı şanlı koskoca bir paşadır. İzmir’de dahi isminin bir meydana verildiği paşa… Bu akıları durduracak denli fecaatı İbrahim Hakkı Konyalı merhum şöyle anlatır:

“On ikinci Kolordu Kumandanı Miralay, sonra paşa, Fahrettin Altay Konya’da sayısız tarihî ve mimarî abidelerin katili olmuştur. Birçok câmi, medrese, türbe, hankâh, mektep, çeşme ve kabristan yıktırmış, yok ettirmiştir. Bu gibi tarihî yadigârlar yalnız müsâmaha edildiği zaman değil, horlandığı, Türk ve İslâm tarihinin kara lekesi gibi görüldüğü zamanda, Fahrettin Altay elinde bastonuyla Alâeddin Tepesi’ne çıkarak gözüne kestirdiği herhangi bir mimâri âbideyi göstererek:

“- Yıkın bunu!” derdi.

“Kimse de itiraz edemezdi. Bunu sözde şehri imar kastiyle yapıyordu…“Bir gün Şerefeddin Camii’nin bitişiğindeki Şerefeddin Türbesinin yıkımına başlanmıştı. Fahrettin Paşa’nın emir ve kumandasıyla kazmalar ve kürekler faaliyete geçmişti. Bu Selçuklu devrinin mahrutî kümbetli türbesi sanki yekpareleşmiş ve kayalaşmıştı. Ben (bu) eski eser cellâdının gölgesi olmuştum. Onu takip ediyordum…

“Korkunç yıkım işi devam ediyordu. Mahrutî kubbe erimiş, ikinci ve mescid kısmı yok olmuştu. Yıkım devam ederken Selçuk türbe mimarisinin o vakte kadar bilinmeyen bir hususiyeti ortaya çıkmıştı. Cenazeliğe konan cesetlerin neşredecekleri kötü kokuları dışarıya atmak için mimar tâ bodrum kattan itibaren hamam tüfekleri tarzında hava delikleri yapmıştı. Bütün delikler bütün duvar içinden kümbetin üstüne kadar devam ediyordu. Bunları gördüm ve Paşaya da gösterdim. Dinamitle devam eden yıkma işi bodrum kata gelmişti. Şerefeddin’in tabutu göründü. İçinde na’şı vardı. Belediyeciler çöp arabasıyla bu büyük Selçuklunun naşını alarak bir çukura götürüp attılar. Ben yıkım işi başlarken paşadan rica etmiştim:

“– Paşam bu türbe Konya’nın en eski Selçuk eserlerindendir. Câmiin ilk bânisidir. Câmi yıkılmayacağına göre bu türbe de yıkılmasın!”

Fakat ona kimse mani olamazdı.”

Ya Konya’nın has evlâdı Üstad Ali Ulvi Kurucu Bey’in hatıralarında anlattığı Mevlana Dergâhı’nın önünde bulunan Sulukahve Gazinosu’nda dansözlerin oynatılmasına ne demeli?

“Mevlâna Dergâhı”nın önündeki, Sulukahve dediğimiz gazino, tam kadro ve tantana ile çalışıyordu.

Burası, Sultan Selim Camii’ne bağlı Yusuf Ağa Kütüphanesi’nin bitişiğiydi. Büyük iki mağazayı birleştirip, kocaman bir gazino hâline getirmişlerdi. Kışın camları kapalı olurdu. Ama yazın dışarı taşarlardı. Üç dört tane de zilli çengi kız getirmişlerdi. İçerler, çalıp kızları oynatırlardı.

Gerek amcam, gerek babam camilerine giderken bu gazinonun önünden geçiyorlardı.

Bir yaz akşamıydı. Masalar dışarıya, kapının önündeki meydana çıkarılmıştı. Rakı şişeleri ve mezelerin etrafına sarhoşlar oturmuş içiyorlardı. Çalgılar çalınıyor, zil takınmış çengi kızlar masaların arasında göbek atıyorlardı.

Sarhoşların kimi bağırıyor, kimi el çırpıyor, kimisi de “Filan şarkıyı isterim!” diye haykırıyordu.

O sırada Sultan Selim Câmii’nin baş müezzini, sesiyle, makam bilmesiyle, güzel okumasıyla meşhur Hâfız İsmail Efendi, yatsı ezanını okumaya başladı. Fakat ezan, çalgıdan, çengiden, bağırtıdan… duyulmuyordu.

Amcam durdu. Bir minareye, bir sarhoşlara baktı. Sonra başını kaldırıp müezzine seslenir gibi, acı bir sesle şunları söyledi:

“Hafız İsmail Efendi! Ezanını insanlara dinletemedin; meleklere dinlet! İsmail Efendi, insanlar dinlemiyor, insanlar çalgı sesiyle, nâra sesiyle meşgul; ezan sesini dinlemiyor. Ezanını insanlara dinletemedin, meleklere dinlet… Semalara söyle, semalara dinlet!”

Amcam merhum derdi ki:

“Ne garip tecellidir. Ben oğlumu ve iki talebemi okutamıyorum. Kaçak ders veriyorum. Sarhoş bağırıyor, ezan sesleri duyulmuyor…”

Fahri Güven / Milli Gazete

Medya Haberleri

Sosyal medya fenomeni Murat Övüç hakkında hapis talebi
Megastar Tarkan’dan 9 günde 50 bin kişilik konser rekoru
Barış Murat Yağcı, Survivor dönüşü gözaltına alındı
Sosyal medya fenomeni Mika Raun gözaltına alındı
Acun Medya yöneticisi Esat Yontunç havalimanında gözaltına alındı