İsmail DETSELİ
Bundan 50 sene önce bir büyüğümden dinlemiştim. Olay İkinci Dünya Harbi sıralarında bir dağ köyünde geçer.
Adam şöyle başladı anlatmaya: Bizim yörelerimizde bu yasak aşklar genç kız ve erkekler arasında yaşansa da çok nadir olur. Her ne kadar bir genç kız veya genç erkek birbirlerini sevseler bile illa ebeveynlerinin rızası alınmadan veya onlar tarafından kabul görmeyen bu aşk o sevenlerin kavuşması ve izdivacı zor olurdu. Bunun için o birbirlerini çok seven gençler arasında zamanla bir başkasıyla evlenip çoluk çocuğa karışmalarına rağmen içlerindeki aşk ateşi bir ömür boyu devam eder gider, veya ilk ellerine geçen fırsatta birbirlerine karşı yanan kor ateşi bazen alevli bir aşka dönüştürdükleri de olurdu.
İşte böyle Alaman harbi veya bir başka adıyla İkinci Dünya Savaşı denen o vahşet yıllarının sürdüğü bir zamanmış. Askere gidenler 4 yıl kadar askerlik yapmışlar. Bazıları evli yeni hanımını burada anne babasının himayesine bırakmış. İşlerin yoğunluğu, teknolojinin olmayışı dağ köylerinde bilhassa her işin insan eli ve hayvan gücü ile yapıldığı senelerde. Kıtlık var, yokluk var, sadece kara sabanla ekin ekiliyor, öküzlerle çiftçilik yapılıyor, merkeplerle dağlardan yakacak ve hatta satacak odun taşınıyor şehre indiriliyor, satılıp eve yiyecek, sırtlarına giyecek, yağ tuz gaz bunlarla temin ediliyor.
Yılların yorgunluğu yolların yorgunluğu var. Bu arada köyden temin edilen, tarladan kaldırılan gıda maddesi veya odunlar merkeplere yükleniyor, uzunca bir yolculuktan sonra şehre indirilip paraya dönüştürülüyor. Han parası, lokanta parası vermemek içinde aynı gün gece gündüz demeden geriye dönülebiliyor. Ama uykunun ağır bastığı, karanlık gecelerin yol vermediği bir zamana rastlanırsa o zaman da yol üzerindeki ücretsiz bir handa veya yol güzergâhında bir köy odasında misafir kalınıp sabah yola devam ediliyor. İşte o yıllarda köylerden birinde başka köyden gelmiş ve bir ağaya çoban durmuş bir adam var.
Adı Avni. Çoban durduğu gençlik yıllarında köyde bir başka adamın davar otlatmakta olan kızına abayı yakar ama. Bu gizli bir sevdadır, dağda devamlı davar güden bir zengin kızı olan Eşe’nin de Avni’ye karşı gönlü boş değildir, ama bu aşkın bu sevdanın gerçekleşme olanağı yoktur. Bu âşıklar da bunun farkındadır. Çünkü Eşe kızın babası varlıklıdır, oğullarından ikisi de askerde olduğu için kızının davarları otlatmasına razıdır. Avni niye askerde değildir derseniz Avni’nin nüfus kaydı bile yoktur. Yani Avni dünyada kanunsuz yaşamaktadır. Bu zengin ağanın, kızını başka köyden gelmiş, üstelik çobanlık yapmakta olan fakir Avni’ye vermeyeceği aşikârdır.
Bu aşk böyle küllenir, kapanır, harp biter, askerler terhis olur gelir.
Eşe’nin babası kızını bir başka zenginin oğlu olan ve bayağı becerikli, Mahmut isminde birine verir. Gel zaman git zaman ortalık durulur, yıl artık 1946- 47 yıllarıdır. Avni de köydeki ağasının uğraşmasıyla nüfus kaydı yapılır ve kanunen yaşadığını ispatlar. Yine ağanın münasip gördüğü, çobanlık yaptığı köyden bir başkasının kızı ile evlenir.
Bu şehre gelip gitme işleri gittikçe artarak devam eder, çünkü nüfus çoğaldıkça ihtiyaç artar. Kadın erkek ya yetiştirdiği bakliyatı ya da ormandan kestiği odunu şehre getirip satmakta, evlerinin ihtiyacını görmekteler.
Bu arada Eşe’nin gelin olduğu eve Avni de yakın durmaktadır. Evin büyüğü olan Eşe’nin kayınpederinin iltifatını kazanmıştır. Onların evlerine serbestçe girip çıkmasında bir beis görülmemektedir. Hatta bazı sıkıştıkları işlerde Avni’yi paralı parasız çalıştırmaktadırlar. Avni de bunu severek kabul etmektedir, çünkü o küllenmiş aşk ateşi halen hem Eşe’nin hem de Avni’nin içinde yanmaktadır. Aslında Avni çok fakir bir aile reisidir. Tarla yok, ekin yok, eşek öküz yok, hâsılı yokluklarla mücadele ediyor. Eşe’nin gelin geldiği ev ise çok variyetli ve sahavetlidir, hatta bazı günler Avni eşinin giyim kuşam elbisesini ve evinin ihtiyacı olan yiyeceği bile bu evden temin etmektedir.
Bir gün Eşe’nin kocası olan Mahmut dağdan kestiği odunları at arabasına yüklemiş, şehre getirirken yasak orman emvali olarak ormancıya yakalanmış ve hapse atılmış, kendisine 4 ay hapis cezası verilmiştir.
Mahmut hapiste yatırken köyde ev işleri tabii çok yoğunlaşmış, evin büyüğü olan Mahmut’un babası işlerin hakkından gelememektedir. Eee, bu durumda zaten çalışmaya ve paraya ihtiyacı olan Avni yine bu Eşe’nin kayınpederinin evine gidiş gelişlerini fırsattan istifade sıklaştırmış. Bundan hiç gocunmayan Avni ile gelini Eşe’nin evveliyatını bilmeyen kayınpeder Eşe ile Avni’yi beraberce her işe gönderir olmuş. Ama bunların o gizli aşkı henüz daha dışarı vurmamış, için için yanıyormuş.
Aşk başlıyor:
Bir gün genç gelini kocası görmek istemiş. Mahmut köye gelip gidenler ile haber salmış, falan gün benim açık görüş ve bir gün izinim var, eşim gelsin bir görüşelim demiş. Haberi alan gelin gideceğim, kocamı göreceğim diye tutturur. Kayınpeder genç gelini kırmaz ve kediye ciğer sipariş edercesine Avni’ye der ki Eşe seninle şehre gitsin gelsin. Nasılsa bütün köylü gidip geliyor sen de Eşe’yi götür. Beyi ile görüştür, geri beraber gelin der. Avni kabul eder ve o gün gece erkenden yola çıkılır. Çok arkadaş vardır, aynı köyden kadın erkek yollarda merkeplerle ormancıdan gizli kaçmak için gece yolculuğu tercih ediliyor. Ve erkence şehre inilmiş merkeplerle getirilen metalar (gelen yükler) satılmış ve Avni ile Eşe hapishaneye giderler. Hapishane müdürüne eşinin kendisini görmek için köyden geldiğini söyleyen mahkûm Mahmut iyi halden o gün akşama kadar izin alır. ve Avni’ye sen çarşıda dolaş, akşama işte 4–5 gibi gel der. Avni Mahmud’a arkadaşlar köye saat 2 de dönerler biraz erken gelin bizde onlarla gidelim der. Ama ne yazık ki uzun zamandır birbirine hasret olan Eşe ile Mahmut gecikince arkadaşları bunları beklemezler ve bırakıp giderler. Avni ile Eşe akşamın kararmasında köylerine gitmek üzere yola çıkarlar.
Bir iki saat giderler, ortalık iyice kararır yorgunluk ve uykuda basar yol güzergâhında olan bir köyün misafir odasında kalmak mecburiyetinde kalırlar.
Geceler her şeye gebedir, zaman güz mevsimidir, zaten sadece bu ikisi vardır bir köy odasında. Oradan buradan derken konuşma arasında Avni Eşe’ye Mahmut ile ne yaptıklarını sorar. Eşe de bir otele gittiklerini ve birkaç saat aşk yaşadıklarını, kocasını çok özlemiş olduğunu anlatıverir. Anlatır da eski bu ilkinin arasında küllenmiş olan aşk ateşi de birden alevleniverir o uzun geceli yabancı köyün odasında.
Sabah kalktıklarında artık Avni ile Eşe birbirlerinin olmuşlar ve yasak bir aşk yaşamışlardır.
O gün aşk kapanır, ama için için ateş yanmaktadır Eşe ile Avni her fırsatta birbirlerinden faydalanmaktadırlar. Bu aşk Mahmut hapisten çıkıp evine gelmesine rağmen gizli gizli devam etmektedir. Bu meyanda genç Eşe’nin kocası Mahmut da asker olmuştur. Bu durum Avni ile Eşe’nin ekmeğine yağ sürmüştür. Ama bu aşkın zamanla bazı kereler ve bazı yerlerde gizliliğini kaybettiği olur ve köyde duyulur. Ağızdan ağza yayılıverir. Köyün ağzında sakız olmaya başlanınca Eşe’nin kayın pederi köy muhtar heyeti tarafından uyarılır. Hatta bir keresinde sen gelinine niye sahip olmuyorsun diye şiddetli bir dayağa bile maruz kalır. Çünkü bu köylerde öyle gizli aşk yaşamak ayıp ve adaba aykırıdır, bunu kimseler kabullenmez asla.
Ama ne yazık ki adam bir türlü gelininin bu kaçamaklarını engelleyemez ve ona söz geçiremez. Bekçiler koyar evinin etrafına amma aşk baskındır yine de. Avni ile Eşe’nin aşk ateşini söndüremezler.
Hatta bir gecede Avni köy heyeti tarafından bu dayak yeme olayına maruz kalır. Ama o dayak da bu aşk ateşini söndürmez aksine alevlendirir.
Mahmut askerden gelmiştir. Ama dedikodular köyde yayılmış, bu durum dillere destan olmuştur. Babası Mahmut’a oğlum aile şerefimiz iki paralık oldu, bu gelin bizi rezil etti, bundan ayrıl, bunu boşa, seni bir daha evlendireyim der ama Mahmut buna bir türlü yanaşmaz. Nedeni ise karısı Eşe’nin bayağı nüfuzlu ve zalim bir ailesi ve zengin babası vardır. Astığı astık kestiği kestik zalim amcası ve kardeşleri baskı yapar. Mahmut’a eğer kızımızı boşar da bizim haysiyetimizle, onurumuzla oynarsan seni yaşatmayız derler. O zavallı da gururunu ayaklar altına alır ve ölüm korkusu yüzünden Eşe’den ayrılmaz. Köyünü terk eder, başka illerde mekân tutar, yaşar ve ölür gider. Babası bu duruma fazla dayanamaz ve adama inme iner (felç) birkaç gün için de ölür gider.
Bana anlatan adam şunu söylerdi. kulağımda kaldı ve ne düşündürücü bir söz olduğunu halen düşünmekteyim takdir etmekteyim.
Bir gün bir sohbette Mahmut’a arkadaş neden boşamadın eşini dedim. Bana arkadaş eşim bana bu hatanın benim ve babamın olduğunu söyledi ve nedenini de şöyle anlattı.
Beni Avni ile işe gönderdi. Gece geldim, gündüz geldim, gelmediğim oldu, hiç neredeydin diye sormadınız. Beni anlayacak biri lazımdı. Gençtim. Avni benim iç halimi anladı ve onun oldum. Siz dünya malına ve işine beni heba ettiniz. Ben de namusumu heba ettim, istersen beni boşa dedi. Onun için boşamadım bu boynuzlar kafamı acıtsa da taşımak mecburiyetindeyim.
Şunu kimse unutmasın:
Gelin kötü olursa mutlaka kaynanadan
Kız kötü olursa idare bilmeyen anasından
Avrat kötü olursa başındaki herifindendir
At kötü olursa üstündeki binicidendir derdi.
Bu gibi güzel anlamlı hikâyeleri bana anlatmıştı bundan elli sene önce, onlara Allah rahmet eylesin, aşk suçlularının suçunu Allah bağışlasın. Allah kimseye böyle dert ve keder vermesin insanları açlıkla ve namusla da terbiye etmesin Amin