Taş yeşerir mi?

M. Faik Özdengül

Mutsuzum…

Huzur arıyorum…

Sükûnete öyle ihtiyacım var ki…

Ya böyle söyleyenlerdensiniz, ya da böyle söyleyenleri işitenlerden…

Söyleyenler de iki grup, buna nasıl ulaşacağını bilip yapmayanlar veya ulaşılabilirliğinden emin olmayanlar, bilgiden de yoksun olanlar. Yapmayanların yapmama nedenleri bizi ilgilendirmiyor. Onlara şikâyet etmeyi sevenler diyebilirsiniz veya yapmamalarının önündeki engeli anlayışla karşılar ve saygı duyarsınız. Yapmamalarının getirdiği acı engeli aşınca zaten hareketleneceklerdir. Bilgiye sahip olmayanlara ne demeli? Onlara yardım edilebilir mi?

İsterlerse evet.

En azından bunu arama zahmetine katlanırlarsa yakınlaşabilirsiniz. Yakınlaştınız. O zaman aktarım için bir araç gerekiyor. Bu sözler olur ya da sizin bildiğiniz ve kullandığınız başka bir dil. Bunu yapmayı istemeniz de gerekiyor. Bu da ancak seviyorsanız olur. Öncelikle içinizde diğerine karşı bir sevgi kırıntısı olup olmadığını test etmelisiniz. Bunu yapabilmeniz için de öncelikle kendinizle aranızın iyi olması gerekecek. Kendinizi seviyor olmanız şart. Kendini seven insanlar ancak koşulsuz sevgiden söz ediyorum, hayatında en az bir kez koşulsuz sevilmiş olmalılar ve bu deneyimi yaşamış olsunlar ki bir diğerine bunu yapabilsinler gerektir.

Onu götüreceğiniz huzur ve sükûn dünyasından bir kez olsun tatmadıysanız ona bunu hissettiremezsiniz. Gitmediğiniz yere götüremezsiniz.

Bugün burada aranılan sükûnet ve huzurun sadece bir yönünden söz etmek istiyorum. Bahsedilen şey bir yerlerde. Hiç yok değil. Nerede? Ya da vardıysa nereye gitti? Biz mi ondan uzaklaştık, o mu bizi terk etti? Benim kanaatim biz uzaklaştık. Şöyle de denilebilir. Aranılan şey ana kucağı. Ana kucağı denilince her kesin aklına anneleri geliyorsa bir ölçüde doğru olmakla birlikte tam doğru değil. Ana kaynaktan söz ediyorum ben oysa. Kaynağımızdan. Ham maddemizden. Topraktan.

İnsanların mutsuzluğu yerden daha doğrusu topraktan uzaklaşmalarıyla doğru orantılı. Ona temas etmekten ne kadar uzaksa birisi o oranda sükunetten de uzak. Toprağa ya da yere en yakın olduğunuz anlar en çok rahat ve sükuneti hissettiğiniz anlardır. Rüzgârların en sert estiği yerler dağların zirveleri ve denizlerdir. Kullandığınız eşyalar, giydiğiniz giysiler doğallığından topraktan ne kadar uzaksa o kadar sükunet bozucudur. Konuştuğunuz konular, vakit geçirdiğiniz yerler, bindiğiniz araçlar ne kadar topraktan uzaksa o kadar uzaksınız kaynağınıza. Ve en çok da başınız en yakın olmalı toprağa. Örneğin en çok sükûnetten uzak olanların başında inatçılar gelir, inattan ve öfkeden baş yukarı kalkınca hemen başlarına toprak saçılmasını önerir Mevlana bunların.(Mesnevi 1/284) En sükûnet bozucu karşılaşma ihanettir, hayal kırıklığıdır mesela. Eminlik, emniyet, sükûnetse topraktadır. Toprak olmak ve toprağa yakınlaşmakta. Toprak emindir; ona her ne ekersen ihanet görmeksizin onun cinsini toplar, devşirirsin.T oprak bu eminliği o eminlikten bulmuştur, çünkü adalet güneşi ona nur saçmıştır. (Mesnevi, 1/509-510)
Sükunet, verimlilik, cömertlik, tevazu, enginlik, emniyet, güzellik, coşku, güven tüm bunlar toprağın özellikleri. Tersi ise taşlaşmak veya çölleşmektir. Huzursuzluk, zevksizlik, kaos, depresyon ve benzerleri de bir bakıma taşlaşmak katılaşmak ve çölleşmektir. Toprağa yakınlaşmak hatta toprakla hemhal olmak adalet güneşinin nuruyla beslenmek avantajını da getirir.

Yıllarca ondan uzaklarda aradığımız bizi aradıklarımıza ulaştırmadı. Onu yok saymak düşünmemek bize istediklerimizi vermedi. Sıkıntılarımız arttı. Huzursuzluğumuz arttı. Bu artan problemler de bir bakıma zorla da olsa yeniden ona dönelim diye bize gönderilen ulaklar aslında ve nimet. Bir tohum gibi yeniden ona gömülüp, onunla bir olup filiz verelim diye. Ve insan ne zaman başını eğdi ve yeniden toprak oldu. Onu düşündü. Ona yakınlaştı. Mütevazı oldu. Yerle yeksan oldu. Ona yakınlaştı. İşte o zaman yeşerir. Yüzü güler.

Baharların tesiriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.
Yıllarca gönüller yırtan, kalplere elem veren taş oldun; bir tecrübe et, bir zaman da toprak ol!(Mesnevi. 1911-1912).

Zaten bir zaman sonra toprak istesen de istemesen de seni bağrına çekecek. O çekmeden sen yaklaş. Başını yere koy. Onu unutma. Huzur da sükûn da ona yakın olmakta.

www.pozitifdegisim.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.