15 Kasım'da, “Düşünmek taraf olmaktır” sloganı ve 1 YTL fiyatıyla okurların karşısına çıkan Taraf, İslamcı camianın önde gelen kadın edebiyatçıları arasında gösterilen bir ismi transfer etti. Kadrosunda, Neşe Düzel, Yasemin Çongar, Etyen Mahçupyan ve Alper Görmüş usta gazetecileri bulunduran Taraf'ın yeni yazarı, yedi yıldır Gerçek Hayat Dergisi'nde yazan Cihan Aktaş...
Geçtiğimiz günlerde, "Seni Dinleyen Biri" adlı romanı çıkan Aktaş, Türkiye Yazar birliği tarafından 1997'de 'yılın hikayecisi' seçilirken, İlk romanı olan "Bana Uzun Mektuplar Yaz" ise 2002'de yılın romanı seçilmişti.
Çıktığı günden beri Gerçek Hayat Dergisi'nde yazan Aktaş, dergideki yazılarına son verirken, Pazartesi ve Perşembe günleri Taraf'ın kültür sanat sayfasında yazacak
İşte Aktaş'ın ik yazısı:
UZUN KARANLIK GECE
21 Aralık Çarşamba günü İran’da iki kutlama biraraya geldi. Öncelikle Kurban Bayramı kutlandı. İranlılar Kurban Bayramı’nı tek gün ve özellikle de hacılara özgü bir bayram olarak kutluyorlar. Aynı günün gecesi ise Şeb-i Yelda’ydı; yani, yılın en uzun gecesi. Eskiden insanlar şeb-i yelda sofrası için aylar öncesinden yiyecekler hazırlamaya başlarlarmış: Kurutulmuş meyveler, turşular, özellikle kavun ve karpuz bulunmalıymış yılın en uzun gecesini kısaltması umulan sofranın başında. Şimdi bu denli titiz bir hazırlık dönemi yaşanmıyor: Yaz meyveleri, mesela karpuz her mevsimde manavlarda bulunabiliyor.
İtimat-ı Milli gazetesi manşet atmış: Yağmurlu Yelda’da Kalabalık Trafik. Tahran belediyesi şehrin farklı bölgelerine yayılan kültür saraylarında kutlama törenleri düzenlendiğini hatırlatıyor: “Vatandaşlarımız bu merkezlere gelip eğlensin, birkaç saatlik Hafız Okuma programlarına katılsınlar...” Özellikle gençler dış mekanlara yöneliyor Şeb-i Yelda kutlamaları için; bu da eski kuşaklarda, “Nerede evlerde geç saatlere kadar süren kalabalık, neşeli kutlamalar!” şeklinde dile getirilen buruk duygulara yol açıyor.
Şeb-i Yelda eğlencesi içeriğiyle yılbaşı eğlencelerine pek az benziyor, yine de bir paralellik kuranlar yok değil. Mesela Kerman ahalisi arasında Şeb-i Yelda gecesi sabaha kadar efsanevi Karun’u bekleyenler olduğuna dair bir rivayet okudum Cam-ı Cem gazetesinde. Karun o gece bir oduncu kılığında yoksulların evlerini dolaşır ve onlara çuvallar dolusu yakacak odun getirirmiş. 90’lı yılların ilk yarısında yaşadığım Bakü’de yılbaşı yaklaşırken Noel Baba’yı andıran ‘Şahta Baba’ yani ‘Ayaz Baba’ tasvirleriyle kaplanırdı meydanlar. Tahran’da ise birkaç yıldır Nevruz yaklaşırken meydanlardaki reklam panolarını beyaz sakallı bir dedenin tasvirleri kaplamaya başlıyor: Bu da, ‘Nevruz Baba’!
Bütün bu ak sakallı gözleri gülen adamların Yeşilçam filmlerinde bir karşılığı var: Kavuşmakta zorlanan aşıklara, zalimle mücadeleye devam eden gözü kara yiğitlere akıl veren, yol gösteren derviş duruşlu ‘Kutsi Baba’lar.
Simgelerin bir dolaşımı var yeryüzünde ve uğradığı her yerde, dokunulan zeminin kalitesine bağlı olarak kazandığı yeni biçimleri, anlamları. Şeb-i Yelda, sonradan yüklenen bir sürü açıklamanın yanında Zerdüşt inancının doğurgan gecesi. Uzun karanlık gece, bir açıdan da Kant’ın betimlediği, o içinde ham varlığın bir biçim kazanmaya çalıştığı ‘balçıksı’ kara çukur ya da ben’in savaş alanı. .
Hamlıktan, hantallıktan kurtulmaya zorlanıyor insan bir yanıyla, var oldu olalı, benliğini sıkıştırıyor, sınırlarını zorluyor, bir biçim bir anlam kazanabilmek için
Aynı zamanda uzun karanlık geceler, Felak Suresinde geçtiği gibi karanlığın şerrinden korunmak üzere ellerini semaya açan kulun her dileğinin kabul edildiği cömert anlardan dokunmuştur; bunu hatırlatan sayısız hadis-i şerif de var.
Sanki, Şeb-i Yelda sofrasına eşle dostla oturarak, uzun, karanlık gecenin hayra ve şerre açık anlardan dokunmuş örtüsünü daha rahat kaldırabilirsin... Karanlık gece bir yandan kötülüklerin örtüsü ama aynı zamanda iyiliklere gebe: Kış var önümüzde, fakat bahar şimdiden gelmiş gibi; en uzun karanlık gece yemeğe, duaya, sohbete eğlenceye katılarak atlatılmakta. İşte, iyilik kötülüğe galip gelecek; gece sona ermekte. Karpuz dilimlerinin kırmızısı: Sıcak geliyor. Ayvanın sarısı: Işık geliyor. Nar taneleri: İyilik, güzellik, helâl kazanç, bin bereket...
Yeni yılın ilk gecesi yaklaşırken bir mucize beklentisine doğru tırmanıyor umutlar: En azından bir eğlence ve unutma gecesi yaşanılabilir. “Sonuç olarak dinsiz insanların çoğu hâlâ sahte dinleri ve yozlaşmış mitolojileri sürdürmektedirler”, diye yazıyor Mircae Eliade, Kutsal ve Dindışı’nda. Bütün bu kutlamalar, yeniden başlama törenleri, bitimler ve başlangıçlara odaklanan ayinlere yüklenen büyük anlamlar, mucize beklentileri... az çok ‘laikleşmiş bir şekilde’, anlamından epeyce boşaltılmış olarak dinsel kökenli bir yenilenme ayininin yapısını sunuyorlar, Eliade’ye göre.
Cihan Aktaş Kimdir:
1978’de Beşikdüzü Öğretmen Okulu’nu, 1982’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Fakültesi’ni bitirdi. Mimar, basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı.
Yeni Devir gazetesindeki köşe yazılardan oluşan Sömürü Odağında Kadın isimli kitabı 1985’te yayımlandı.
Hz. Fatma (1984) ve Hz. Zeynep (1985) üzerine yaptığı biyografi çalışmalarını, Veda Hutbesi (1985) üzerine incelemesi izledi. Sistem İçinde Kadın (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar (1989), Tesettür ve Toplum: Başörtülü öğrencilerin Toplumsal Kökeni Üzerine Bir İnceleme (1991), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri: İran Sineması (1998), Bacı’dan Bayan’a: İslâmcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001) gibi, araştırma incelemeye dayalı çeşitli kitapları yayınlandı. 1991’den itibaren edebiyata ağırlık vererek, Üç İhtilâl Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azize’nin Son Günü (1997), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001), Halama Benzediğim İçin (2003), isimli hikaye kitapları yayımlandı. 1991 Körfez Krizi sırasında tuttuğu günlüğü Turuncu Günler (2003) ismiyle kitaplaştırdı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından 1995’te, Gençlik dergisi tarafından 1997’de “yılın hikâyecisi” unvanına lâyık bulundu. İlk romanı Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002), TYB tarafından “yılın romanı” seçildi. Evli ve iki çocuk annesidir.