Zeki OĞUZ
Siyasete ve siyasilere hiçbir zaman içim ısınmadı. Birçok seçimde oy vermedim. Verdiğim oylarda ise gönül rahatlığı ile kullanamadım oyumu.
Siyasetçi iktidardadır ama sürekli şikâyetçi durumundadır. Kardeşim iktidarsın, neden şikâyet ediyorsun?
Şikâyet makamında değil, iş yapma makamındasın.
Bir şeyler düzelir gibi olur yine siyasetçi bulandırır ortalığı.
Türbandan çocuğa en masum şeyler bile siyasetçinin oy malzemesidir.
Başbakan ‘en az üç çocuk yapın’ fetvasını verdi. Ortalık yine karıştı.
Başbakan yönetmekte olduğu toplumun çocuklarının ne perişan hallerde yaşadıklarını bilebilse, biri ona o yaşamları gösterebilse aynı sözleri aynı gönül rahatlığı ile söyler miydi, bilmiyorum.
Az çok aklı eren, bütçesinin sınırlarını bilen, bu bütçenin kaç çocuğu adam gibi yetiştirebileceğini bilenler zaten ona göre çocuk yapıyorlar. Kırsal kesim, cahil kesim ise Başbakan söylemese bile o işi fazlasıyla yapıyorlar. Peki, doğan çocukların hali nice? Ben gördüklerimi, yaşadıklarımı yazıyorum, hepsi aç ve perişan. Hiçbirinin geleceği yok, güvencesi yok. Okuma şansları hiç yok.
Uzaklara, şu benim dolaşıp durduğum dağ köylerine bile gitmeye gerek yok. Şehrimizin kenar mahallelerini dolaşıp insanları dinlemek bile yeterli. Bu halkın içinde illaki erkek çocuk babası olacağım, diye 8-9 kız çocuğu olanları biliyorum. İnşaatlarda işçilik yaparak geçinmeye çalışan bu baba hangi çocuğunu nasıl yetiştirecek?
Kilistra’da bir aile tanımıştım. Yoğun bir sefalet içindeydiler. Küçük küçük bir yığın çocuk vardı evde. Sarı, güzel bir kız vardı aralarında. Onun öyküsünü de yazmıştım. İletişim Fakültesinden bir gurup öğrenci arkadaşla çekim için gitmiştik. O sarı cadımı da tanıtmak istemiştim öğrencilere. Onlardan önce girmiştim eve ama girip çıkmam bir oldu. Çünkü yoğun bir pislik içindeydi ev ve çocuklar o pisliğin içinde oynuyorlardı.
Bizim çocukluk yıllarımızda en çok çocuklar ölürdü. Yani doğa seçiyordu en güçlüleri. Günümüzde ulaşım araçları çoğaldı. Hekime, ilaca ulaşmak daha kolay. Ölümler çoğalınca “gıran geldi” ya da “ölet geldi” derdi, köylüler.
Bir başbakan’ın derdi çok çocuk mu olmalı yoksa yönettiği toplumdaki insanların daha insanca yaşaması mı?
Göçerlerin peşinden iki kere Akdeniz sahillerine indim. Oradaki yaşamlarının tanığı oldum. Hepsi çok çocuklu. Anamur Karalar Bahşi köyünden Hasan Bakırhan’ın 8 çocuğu var. Aydıncık Yeni Yörük köyünden Mehmet Can 8 çocuklu. Anamur Hanifeler köyünden Ali Uçar 10 çocuklu. Yani bu insanlar ilerde bir Başbakan’ın çıkarak, çok çocuk yapın fetvası vereceğini bilmişler ve çocuk yapmışlar ama bu çocukların hiçbiri insanca beslenmiyor. Hiçbirinin okuma şansları yok. İlköğretime gidebilenler bile bunu yarım yamalak yapıyorlar. Çünkü nisan ayının ortalarında göç başlıyor. Kışlakta bir yakınları olan okul, tatil olana kadar çocuğunu o ailenin yanına bırakabiliyor. Bu imkânı olmayanlar okuldan erkenden alıyorlar çocuklarını.
Bu sadece göçerlere mahsus bir olay değil.
Bizim birçok dağ köylerimizde de aynı sorun var. Adamlar bahar gelince ekmek parası için yabana gitmek zorundalar. Bir yakını olanın çocuğu okula devam ediyor. Olmayan mecburen yarım bıraktırıyor.
Göçerler
Üç yıl önce Gülnar’dan Silifke’ye gidiyordum. Silifke yöresinde kışlayan Yörüklerin fotoğraflarını çekecektim. Yanımda Yeşilovacık’ta kışlayan, yazları Toros yaylalarına gelen 6 çocuklu Ramazan Göbüt vardı. Şakacı, yaşlı bir yörüktü. Ona takıldım, bütün aile sadece bir çadırın içinde yaşıyorsunuz nasıl beceriyorsunuz bunca çocuk sahibi olmayı, diye. Adam güldü. “O tarafını karıştırma” diye.
Ben de karıştırmadım.
Siyasetçi de karıştırmasa, oy hesabına bu topluma bir şeyleri dayatmasa toplumu ahmak yerine koymasa, bu toplum nasıl yaşayacağını da bilir. Kaç çocuk sahibi olacağını da.
Bunu gördüklerimden, yaşadıklarımdan biliyorum.
Çok çocuklu olarak tanıdıklarım hep yaşlı insanlardı. Çocuk onların geleceklerinin, yaşlılıklarının bir sigortasıydı. Gençler ise insanca yetiştirebilecekleri kadar çocuk istiyor.
Sayın siyasetçi. Giyiminden, kaç çocuk yapacağına kadar insanların her şeyine karışıyorsun. Karışma. Bu toplum nasıl yaşayacağını Senden öğrenecek değil. Sen git Ankara’da siyasetini yap.
Bu ülkenin insanları 9 keçi ile bir yıllık nafakalarını sen olmadan da çıkarmasını biliyorlar.
Hemde senden hiçbir beklentileri olmadan.