Siyahlar bizi affetsin

M. Ali Köseoğlu

Görüyorsunuz işte…

Hükümetin samimi niyetle başlattığı demokratik açılım çabasına güneydoğu sokaklarında yaşanan taşlı sopalı kavgalar gölge düşürüyor…

Büyük millet olmak geçekten zoru başarmaktan geçiyor.

Bunu bir kez daha anlıyoruz; haklarını kendilerine teslim etmeye çalıştığınız kimselerin suikastlarını bile dinlemeden yolda kalabilmektir büyüklük.

Türkiye inşallah bu sancılı dönemi derin yaralar almadan atlatır.

Fatih Poyraz hatırlattı…  Ali Ulvi Kurucu Hocamızın hatıralarında naklettiği bir anının, bu ülke insanının hesapsız kardeşliğine nasıl misal teşkil edeceğini…

İşte o hatıralardan birkaç satır:

1930’lu yılların Konya’sı…

Dedemin, (Hacı Veyis Efendi) birlikte bulunduğumuz son beş yıl içinde, evde on defa akşam yemeği yediğini bilmiyorum. Akşam yemeği için koskoca bir tencereye et suyuna tirit yaptırırdı. Koca tencereye ağzına kadar ekmek doğranırdı. Çoğu zamana bu tencereyi onun camiine ben götürürdüm. Akşam yemeğini camiinin medreselerinde oturan muhacirlerle birlikte yerdi. Bunlar Şark İsyanı sebebiyle Van civarından buraya sürülmüş Kürtlerdi. İçlerinde daha önce Şam tarafından gelmiş Seyyid aileleri de vardı. Hükümet bunları sürmüş, getirmiş, buraya atmıştı. Onlara sahip çıkmak Müslüman halka düşmüştü. Dedemin mütevellisi olduğu Cevizaltı Medresesinde terk edilmiş yirmi iki oda vardı. Dedem bu göçmenleri oraya yerleştirdi. Ayrıca camiinin bulunduğu Dolav Mahallesinde, yeri müsait olanların evlerine de birer aile verdi. Birkaç da boş ev buldu. Sürgünlerin arasında varlıklı, görgülü aileler vardı. Burada mahrumiyet ve sıkıntı içinde idiler. Dedem, erkeklerini akşam namazından sonra camide alıkoyar, onlarla sohbet eder, kitap okurdu. Bu arada yemeği yerler, yatsıdan sonra yerlerine giderlerdi. Bu insanların kazançları ve varlıkları az, yiyecekleri kıt olduğu için, mevcut erzakları kadın ve çocuklara kalsın diye, dedem erkekleri camide ağırlardı. Dedem ve diğer Müslümanlar, sürgün edilen ve çoğu mazlum olan bu insanlara sahip çıktılar. Müslümanlar arasında...... bazı idareciler yüzünden uyanması muhakkak olan kin ve fitne hislerinin dal budak salmasını önlediler. Zulme uğrayanlar, bu kötülüğün sadece belli bir zümrenin eseri olduğunu, diğer Müslüman kardeşlerinin bu suça katılmadığını, aksine kendilerine el uzatıp gönüllerini açtıklarını görerek teselli buldular. Ninem bir gün dedeme:

“Efendi, sen bu muhacirlere pek çok acıyıverdin, neden ki?” diye sordu.

“Muhsine, ne diyorsun? Bunların içinde Peygamber sülalesi var yahu! Sadattan olanlar var. Dün aziz iken bugün zelil olmuş, mevkiini parasını kaybetmiş olanlar var. Dün memleketi olan Van'ın, Mardin'in ayanı, eşrafı, sadatı iken, bugün Dolav Mahallesinde Cevizaltı’na sürgün düşmüş, muhacir olmuş, ekmeksiz, sabunsuz kalmış, çamaşırsız kalmışlar. Sen ne diyorsun?”

Efendimiz buyururlar ki: Aziz iken zelil olmuş, mevkiini kaybetmiş olanlara iyilikte bulunup yardım ediniz... Muhsine, siz Allah'ın Peygamberin emrini yalnız namaz, oruç, hac, zekâttan ibaret mi zannediyorsunuz?

...

Sonra af çıktı ve bu sürgünler memleketlerine döndüler. Onlardan dedeme mektuplar ve tebrikler gelirdi. Hatta onlardan gelen Arapça bir mektubu okurken dedemin ağladığını ve “Bizim o basit tirit ziyafetleri onlara bu mektupları yazdırıyor; bu insanlar o sıkıntılı günleri nasıl unutacaklar?” dediğini hatırlıyorum. (M. Ertuğrul Düzdağ, Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar, Birinci Cilt, Kaynak Yayınları)

***

Mevlana’nın 736. Vuslat Yıldönümü etkinlikleri de başladı. Eminim ki bu etkinlikler ‘demokratik açılım’ sancısı çeken Türkiye’ye ilaç gibi gelecek.

Tabi ki bu ilacı, kullanmak isteyenler kullanacaklar…

Mevlana’nın ‘ne olursan ol yine gel’ mesajındaki eşitliği fark ettiğimiz zaman bu açılım serüveninde epey mesafe kat etmiş olacağız…

Bir de Apo’nun hücresini bahane ederek ‘taşlara’ sarılanlara Hacıveyiszade hocamızın basit tiridini hatırlatalım…

Zaman içinde ‘bazı idareciler yüzünden’ yaşanan yanlışların bugün saf değiştirerek devam etmesinin Türkiye’ye enerji kaybettirmekten başka bir getirisi olabilir mi?

Kürtler gerçekten çözüm istemiyorlarsa orası başka…

Çünkü kendi kaderlerini taşa tutuyorlar.

***

Ömrü olan neleri görüyor…

Peru Devlet Başkanı Alan Garcia, önceki gün başkent Lima’da düzenlenen törende, sömürge döneminden beri siyahlara reva görülen muamelelerden ötürü Peru devleti adına resmen özür diledi. Garcia özür dilerken şu cümleyi kuruyor: Sömürülen, ticari mal gibi muamele edilen ve hayvanlar gibi aşağılanan siyahlar bizi affetsin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.