İstiklal Marşı’na tahammül edemeyen General
Nevzat TARHAN - Haber 7
Emekli General Sayın Doğu Silahçıoğlu’nun bir gazete köşesine yazdığı yazı bazı kavramları tartışmamız gerektiğini gündeme getirdi..
Emekli generalimiz özetle İstiklal Marşı’mızın Türk Milli Marşı olarak kabul edilmesinin talihsizlik olduğunu, Türklerin asıl dininin Şamanizm olduğunu, camilerin silahlı şeriat kalkışmalarının merkezi olduğunu sözünü esirgemeden ifade etmiştir.
Öncelikle siyasi ve milli münafıklık yapmadan, doğrudan ve eğip bükmeden sözünü söylediği için kendisini kutlarım. Bir askere de zaten ‘oryantal’ davranmak yakışmazdı. Çünkü topluma, diğer subaylara ve kamuoyuna karşı vatan millet nutukları atıp hep dünyalık peşinde olan generalleri çok gördük. Samimi milliyetçileri cepheye, teröre sürüyor, en zor görevlere gönderiyor ancak kendisi hep büyük şehirlerde görev yapan, karargahtan çıkmayan, ateşeliklerden aşağı inmeyen ve emekli olduktan sonra da bir yönetim kurulu kapan emekli generalleri biliyoruz.
Doğu paşa harbi adam, cesur çıkışları var. Herhalde birileri onu havaya sokuyor, oda yazıyor. Belirli bir maddi menfaatinin de olduğunu sanmıyorum.
Konunun birinci boyutu; Kimlik boyutu ile ilgilidir. Doğu paşayı böyle konuşmaya sevk eden saiki bilmiyorum. Ancak bugün Türkiye’de kimlik tartışması yapacak farklılıkları konuşmak, güvenliği önemseyen bir kimse için çok anlamlıdır. Ya olay çıkarıp bazı kimlikler yok edilmek isteniyor veya patolojik derecede korku var demektir.
Bahçedeki zararlı böcekleri yok etmekle karşı kimlikleri yok etmek benzer algılanır.
Kimlik tartışması insanların barındığı, yaşadığı alanları tartışmak gibidir. Komşu senin binana veya mahallene saldırır, sataşma yaparsa eğer sen de mahalleni koruyamazsan “Ben ve ailem güvende değiliz” duygusu uyanır. Doğu Paşa’nın böyle bir duyguyu toplumda uyandırmak isteyip istemediğini bilmiyorum. Ancak açtığı bu tartışma kimlik kavgalarını, dolayısıyla güvensizlik duygularını besler. Huzur içinde yaşayan komşu mahalleler arasında kavga çıkar.
Bulunduğu mahallenin huzurunu ve barışını düşünen kimlik farklılıklarını kaşımaz, diyaloglarla tarafların aynı havuzda erimesini sağlar.
Osmanlılar tarihte her kimliğe kendi içinde özgürlük vermiş, birlikte yaşama bilinci oluşturmuş ve çoğulculuğu pekiştirmiştir. Aynı modeli bugün ABD uyguluyor. Amerikalı kimliği, Afrikalı, Asyalı, İspanyol, Beyaz Amerikalılar arasında ayrım nedeni olmuyor. Herkes aynı bayrağı seviyor.
Konunun ikinci boyutu ise, milliyetçilik anlayışımız ile ilgilidir. Irk merkezli milliyetçilik “benim ırkım senin ırkından üstündür” duygusu uyandırır. İkinci dünya savaşının ortaya çıkışında Hitler’in üstün ırk ideolojisinin rolü olduğunu hepimiz biliyoruz. Hatta Türk ve Japonlara kültür taşıyıcı ırk, Yahudilere mantarlaşmakta olan ırk tanımlamaları Hitler’in ‘Kavgam’ kitabından alınma Darwinden etkilenen tariflerdir.
Bugün bakıyorum ulusalcılık bağlamında milliyetçiliği savunanlar seküler bir milliyetçiliği savunuyorlar. Benim ırkım üstündür “ya sev ya terk et” diyorlar. Kültürel kimliğin dini ayağını yok sayan bu milliyetçilik anlayışı adil paylaşımı öngörmez. Hep kendisine ‘aslan payı’ düşmesini ister. Diğer ırkları küçük görür. Seküler Türküçülük de seküler Kürtçülük de bu temelde aynıdır. Hakimiyetin ırklar mücadeleleri ile sağlanacağını savunan nazizm doktrini ile aynı görüştedir.
Vatan merkezli milliyetçilik ise bugün ABD’nin ve tarihte Osmanlı’nın yaptığı milliyetçiliktir. Kültürel kimliğini korur ama başka kimlikleri yok etmek gibi bir niyet taşımaz.
Coğrafi birliktelik kültürel kimlik tanımlamasında ana şemsiyedir. Din ve ırk farklılıkları çeşitlilik oluşturur. Adil paylaşım içinde oldukları duygusu yaşanıyorsa kavga olmaz. İsteyen Müslüman, isteyen Şaman, isteyen Türk, isteyen Kürt olduğunu göğsünü gere gere söyler.
Ancak bugün Türkiye’mizdeki milliyetçilik Türk ırkı ve Sünni İslam merkezlidir. Kürt, Alevi, Şaman, Hıristiyan kültüre mensup kişiler göğsünü gere gere kimliğini söyleyemiyorlar.
Başka bir ifade ile coğrafi kimlik en dış elbise, diğer kimlikler iç çamaşırları gibidir. İç çamaşırlar özel durumlarda sergilenir. İç çamaşırlarını toplumun içinde çıkarıp sergileyen kişi ya aklını kaybetmiştir yahut da olay çıkarmak istiyordur veya tecavüz etmek istiyordur.
Şimdi durup dururken büyük mutabakatla, alkışlarla kabul edilmiş İstiklal Marşı’nı tartışmaya açmak akıl karı bir iş midir?! Etle tırnak gibi birbiri içine girmiş Müslümanlık ve Türklüğü birbirinden ayırmaya çalışmak toplumda yeni ıstıraplar çıkarmak değil midir?
Sayın Silahçıoğlu kendisi şaman olmayı istedi, nüfus kağıdına yazdırmayı istedi de engel olan mı oldu? Bir parti kursun adına ‘Şaman Türk Partisi’ desin. Tarihte Türklerin yaptığı hatayı düzeltsin. Cumhuriyetin başında en güçlü dönemlerde devletin dinini Şamanizm yapmak isteyenler olmuştu. O günlerde gerçekleşemeyen bu hayalin şimdi gerçekleşmesini istemek sağlıklı bir düşünce değildir!
Şunu herkes kulağına küpe yaptırsın ve Türkiye mahallesinde kimse kendisi gibi olmayana saldırmaya kalkmasın. Bu millet Avrupa zalimlerinden ve Asya münafıklarından çok çekti. Kazandığı değerleri öyle kolay terk etmez.
Geçen yıllarda Kuleli Askeri Lisesi’ni ziyaret ettiğimde Yaşar Büyükanıt paşanın şu sözünü not almıştım.
‘Bir milleti millet yapan ortak dil, tarih bilinci ve ideal birliğidir.’
Çok şükür ki generallerimizin çoğu Silahçıoğlu gibi düşünmüyor.
Tarihimizden kopmayacağız.