Sıdkî Baba

Zeki Oğuz

Değerli Bir Halk Ozanımız: Sıdkî Baba

 

1968-69 yıllarında Yeni Meram gazetesinde sanat sayfası hazırlarken, Selçuk Eğitim Enstitüsü’nde okuyan arkadaşlardan çok güzel ürünler gelirdi. Sanırım Manisalıydı. İbrahim mezun olur olmaz bizim köyde göreve başladı. Geldiği ilk gün onu yemeğe çağırdım. Yemekten sonra yaşıtlarımızla oturup sohbet etmeye başladık. Her toplulukta küfürü seven bir arkadaş çıkar ya bizim o akşamki toplantıda da vardı böyle bir arkadaş.  Söz nereden açıldıysa bu ağır bir küfür savurdu ve arkasından “Alevi gibi” deyimini ekledi. Baktım,  İbrahim’in yüzü kıpkırmızı oldu tatsızlığı önlemek için küfürlü konuşmaları bırakmalarını istedim ve çok geçmeden herkes evine çekip gitti. İbrahim’le yalnız kalıncı alevi olup olmadığını sordum Alevi imiş. Alevilik hakkında çok az bilgim vardı ve ilk defa sohbet ediyordum bir Alevi ile.

1972 Çorum Sungurlu’da askerlik yaparken Alevi kültürünü daha yakından tanıma imkanım oldu. Anadolu’nun gerçek, öz kültürünü o dönemde tanıdığımı söyleyebilirim. Göreve gittiğim her köyde sazla, sözle, semahla iç içe oluyordum. Olay olmuyordu Alevi köylerinde. Olsa bile dışarıya aksettirmeden kendi aralarında çözüyorlardı.

Alevi kültürü. Halk kültürümüzün gürül gürül akan kollarından biriydi ve sazı-sözü ile türkülerimizi en çok onlara borçluyduk.

Çocukluk yıllarımdan bu yana türkülerimizi  çok severim. Örneğin Ali Ekber Çiçek dinlemeye doyamadığım sanatçılardan biriydi. Özellikle Haydar Haydar’ı.

“On dört yıl dolandım Pervanelikte

Sıdkı ismim buldum divanelikte

Sundular aşk meyin mestanelikte

Kırkların ceminde dar’a düş oldum.”

Ne yalan söyleyeyim bu türküyü seviyordum ama sözlerinin  kime ait  olduğunu iki haftaya kadar bilmiyordum. Bir zamanlar marş niyetine söylediğimiz birçok şiirin sahibinin kim olduğunu bilmediğim gibi.

Bizim halkımız bir umman ve nice cevherler var o ummanın içinde. O cevherlerden birini tanımama sevgili arkadaşım  Bakiye Öz vesile oldu.

Hayırlı bir torun olan Muhsin Gül, dedesi Sıdkî Baba’nın şiirlerinin bir bölümünü toplamış ve “Halk Ozanı Sıdkî Baba Hayatı ve Şiirleri” adıyla 1984 yılında yayınlamıştı. İki haftadır, Bakiye Hanımın verdiği bu kitabı okuyor, o ummanda bilemediğimiz ne cevherler olduğunu düşünüyorum.

Sıdkî Baba, Oğuz Türklerinin Bozok  koluna bağlı Dedekargın aşiretinden. Aşiret Anadolu’nun çeşitli bölgelerine dağılırken bir bölümü de Malatya’nın Tomha Çayı kenarındaki Çemre köyüne yerleşir, uzun zaman burada kalırlar ama Osmanlı’nın gerileme döneminde aşiret kavgaları dayanılmaz dereceye ulaşır. Bir gurup aşiret üyesi ve Sıdkî Baba’nın ailesi Hacı Ahmetler Önce Silifke civarına sonra Tarsus’un Ynice Beldesine yerleşirler. Asıl adı Zeynel Abidin olan Sıdkî Baba küçük yaşta saz çalmayı öğrenir.12 yaşında Hacı Bektaş Dergahına gider.  Dergah postnişini Feyzullah Efendi dergahta kalıp eğitim görmesini ister. Feyzullah Efendi’den sonra postnişin olan Cemalettin Efendi bağlılık ve sadakati nedeniyle ona Sıdkî mahlasını kullanmasını önerir.

Sıdkî Baba evlenir ve 1894 yılındı Merzifon’un Harız köyüne yerleşir.

Sözünü esirgemeyen yürekli bir ozandır Sıdkî Baba.

Bir yolculuğu sırasında Karaman civarında atları çalınır. İz sürerek hırsızı ve atları bulurlar. İş kadıya intikal eder ama ozanın Hacı Bektaş’ın Dergahı’ndan olduğunu öğrenen kadı ipe un sermektedir. Son duruşmada Konya Müddeumumesi vardır. Ozanımız duruşmada 45 beyitlik bir şiir okur, şiirin son dizeleri şöyledir:

“Söylerim sözümü bir Bektaş diye

Gerçi gelirse de yüz bin taş diye

Niçin dahledersin Kızılbaş diye

Sen İbn-i Süfyan  necaset kadı.”

Bu şiirden sonra atlarına kavuşur Sıdkî  Baba.

Onun dizeleriyle bağlayalım sözü:

“Siyah perçemlerin hatem yüzlerin

Garip bülbül gibi zareler beni

Milal ebrûların ahû gözlerin

Tığı sevda ile yareler beni.”

***

“Muhammed Mehdiye hak sancağı

Çekelim bakalım nic’olursa olsun

Teber çekelim müşriklerin kanını

Dökelim bakalım nic’olursa olsun.”

***

“Sular gibi çağlayalım

Özü hakka bağlayalım

Bir yürüyüş eyleyelim

Tevekkeltü  taalallah.”

 

Kaynak: Halk Ozanı Sıdkî  Baba Hayatı ve Şiirleri (1865-1928) Der. Muhsin Gül.(1984)

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.