Serdar Usman Uzak doğu'da

Yazarımız Serdar Usman, Hong Kong, Çin ve Tayland seyahatini sizler için kaleme aldı.

Ekim ayının son haftasında çıkmış olduğum Hong Kong, Çin ve Tayland seyahatim hakkında anılarımı sizinle buradan paylaşmak ümidiyle bu yazımı kaleme alıyorum. Bu yazımı gayet kısaltarak yazıyorum. Çünkü o bölgelerde o kadar çok anlatılacak şey var ki buna gazetemizin sayfaları yetmez. Seyahate sevgili dostum ve iş ortağım Memduh Erdirençelebi ile uzunca bir süreyi içeren seyahate çıkmadan önce Çin vizesi almak için epeyce bir prosedür yerine getirmek zorunda kaldık. Bunun nedenini ise Çin’den vize için davetiye getirttiğimiz firma yetkilisi arkadaş bunun, Türkiye’nin Uygur Özerk Bölgesi’nde ki Çin zulmü karşısında geçtiğimiz aylarda yaşanan gerilim ve iç karışıklık karşısında takındığı kararlı tutum ve Çin hükümetini protesto eden açıklamalarından kaynaklandığını ifade etti.

Uzunca bir çabanın ardından, sonunda vizemizi almaya muktedir olabildik. Konya’dan sabah kalkan ikinci ve son gündüz uçağımızla saat 10.30 gibi İstanbul’a indik. Hong Kong’a gideceğimiz uçağımız saat 23.45’te kalkacağı için epeyce bir süre İstanbul’da ziyaret edeceğimiz kişileri ve yerleri gördükten sonra gittiğimiz Atatürk havalimanından kalkan uçağımızla tam 10 saat süren bir yolculuğun ardından Hong Kong’a oranın yerel saatiyle 15.30 sıralarında indik. Türkiye ile zaman farkı tam 6 saat olduğu için biz Hong Kong’a ulaştığımızda Türkiye’de saat henüz 09.30 idi.

Havalimanına indikten sonra yürüye yürüye bitiremediğimiz devasa havalimanının sürüklediği yöne doğru epeyce yürüyüp sonunda ulaştığımız yürüyen merdivenler kanalıyla iki kat aşağıya inince karşımıza çıkan metro modeli hızlı tren istasyonunu görünce afalladık. Pasaport kontrolüne bile girmeden bindiğimiz trenle ülkeye giriş yapacağımız düşüncesine kapılsak ta bunun imkânsız olduğunu bildiğimiz için oradaki görevlilerden birine pasaport kontrolün nerde olduğunu sorduk. Bize trene binerek bir istasyon sonra inmemizi söyleyince atladık trene ve çok hızlı seyreden trenle bir durak sonra indik. İnanır mısınız hala Hong Kong havalimanı içerisindeyiz.

Çok büyük olan havalimanında uçaktan inen insanları çok fazla yürütmemek amacıyla yapılan bu metro aktarma sistemine hayran kalmadık dersem yalan olur. Trenden inince tekrar yürüyen merdivenlerle iki kat tırmanarak pasaport kontrol mıntıkasına ulaşabildik. Hong Kong tarafından Türkiye’ye vize uygulanmıyor. Girişte pasaport polisi tarafından 3 ay süreli bir ikamet iznini içeren bir kaşe pasaportunuza basıldıktan sonra girişi yapıyorsunuz. Hong Kong’a ilk girişte sizi devasa yapılar karşılıyor. Şehir merkezine, havalimanından hareket eden lüks ve temiz otobüslerle ortalama bir saat süren bir yolun ardından ulaştık. Hong Kong cıvıl cıvıl bir şehir olmakta birlikte çok sayıda turisti kendine çekmeyi başarabilmiş. Hong Kong, Çin'in güney kıyısında bulunan, 1 Temmuz 1997 tarihine kadar Britanyalı Krallığına bağlı sömürge ve adalar grubuyken, bu tarihten itibaren Çin Halk Cumhuriyeti'ne bağlı özel yönetim bölgesi olmuş. Hong Kong; Hong Kong Adası, Kowloon Yarımadası ve 235 kadar küçük adadan meydana gelmiş. Hong Kong, Asya'nın en büyük serbest pazarı ve limanı, en işlek ticaret, endüstri ve turizm merkezidir. Havalimanı yolu üzerindeki gördüğümüz devasa liman, bu ülkenin ticareti hakkında yeterli izlenimi bize verdi.

Uzakdoğu'nun İngiltere ile Çin arasında pinpon topu misali el değiştirmekten başı dönen ama bu hengâmenin arasından, serbest sanayi bölgesi olması sayesinde ciddi anlamda zenginleşerek çıkan Hong Kong, doğal ve yapay güzellikleriyle gözlerin zevkini okşayan bir mekân olmada seçkin bir örnek olarak kendisini gösterdi. Kowloon Yarımadası ve adalardan oluşan Hong Kong, hala birçok aksiyon filminin gözde mekânı olan ara sokaklarının yanı sıra kartpostalları süsleyen manzaralara ve inanılmaz güzellikte ışıklandırılmış gökdelenlere sahiptir. Kalacağımız Imperial otele yerleşir yerleşmez hemen çıkarak önce bir aç karnımızı doyuralım dedik.

Ama Türk mutfağına ve damak zevkimize tamamen zıt lokantalar arasında gezinirken dayanamayıp en sonunda bir pizzacıya girdik. Yerel halkın Budist ve ateist çoğunluk içermesi yüzünden kestikleri etlerin, ehl-i kitab dışında birilerince Allah adı anılmadan kesilen hayvan etlerinin dinimizce yenmesinin mümkün olamayacağından dolayı önümüze gelen listeden birer adet vejetaryen pizza istedik. Ama gelen pizza’da ki domates ve biber gibi tanıdık sebzeler dışında daha ne olduğunu bile bilmediğimiz ve ağzımızda sünger misali yaylanan diğer sebzeler yüzünden pekte zevkli bir ziyafet çekemedik. Hele birde bizim Memduh’un sindirim sisteminin hassasiyeti de bu işin içine girince lokantaya gitmek nerdeyse bir kâbus halini aldı.

 Gücün kendimizi lokantadan dışarı attıktan sonra deniz kıyısında ki dev gökdelenlerin üzerlerine simetrik ve düzenli bir şekilde yerleştirilmiş lazer sistemi ve ışıklandırmalarla yapılan ışık dansını izlemenin apayrı bir zevkini yaşadık. Her gün belirli bir saatte yapılan ışık şovu izlemek için binlerce Hong Kong’lu ve yabancı turist buraya akın ediyor. Ardından da dev kolonlarla verilen müzik sesine ve ritmine uygun olarak bu şovu izliyoruz. Adım başı fotoğrafçıların bizi çekiştirmelerine aldırış etmeden yanımızda götürdüğümüz makinelerimizle epeyce bir fotoğraf alıyoruz. Ama en sonunda dayanamayıp fotoğraf standının birine giderek onların daha profesyonelce ve büyük boyutlu çektiği fotoğraf makinelerinin objektifi karşısında kendimizi buluverdik.

Fotoğrafı çektikten sonra hemen 2 dakika içinde teslim ediyorlar. Hong Kong’un kalabalık ve oynayan ışıklarla bezenmiş dükkân levhalarının arasında gezinirken henüz atamadığımız yol yorgunluğunun vücutlarımızı esir alması sonucu otelimize giderek istirahate çekildik. Sabah kahvaltısı için dışarıda temiz bir yer aradık. Ama gittiğimiz her lokantada kaynayan ve sergilenen gıdaların tuhaf kokuları yüzünden bir marketten aldığımız bisküvileri bir kahve ile içerek açlığımızı bastırdık. İkinci gün bindiğimiz China Southern Hava Yolları’na ait tarifeli bir uçuşla Çin’in Guangzhou eski ismiyle Canton şehrine bir saatte ulaştık. Havalimanında bizi karşılayan Hint asıllı ama babasının Çin’li bir hanımla evlenmesiyle buraya yerleşerek iş hayatına atılan Thaisser Bey’le Çin’li kardeşi bizi havalimanından aldılar.

 İlginçtir Guangzhou havalimanındaki Mc Donalds helal usullere uygun olarak hizmet veriyor. Orada yediğimiz hamburgerlerle ikinci günün sonunda karnımızı iyice bir doyurduk. Yarın fuar gezisi için tekrar geleceğimiz Guangzhou’dan bizi aldıkları araçla geniş otoban yolları aşarak iki saat sonra Shenzen şehrine ulaştık. Çin şehirlerinin genelinde Hong Kong modeli dev ve şık binalar sizi karşılıyor. Yapılaşmada geldikleri aşama inanılmaz boyutlara ulaşmış. Gördünüz en az 40 ile 50 katlı binalar arasında kayboluyorsunuz. Ulaşım olarak ülkenin her tarafı dev otobanlarla örülmüş. Her yere hızlı tren seferleri bulunuyor. En az 40 adet havayolu şirketi bulunuyor.

 Akşam vakitlerinde ulaştığımız Shenzen’de otelimize yerleşerek istirahate çekiliyoruz. Ertesi gün sabah erkenden kalkarak otelde aldığımız zoraki bir kahvaltının ardından lobiye gelen Thaisser Bey’le Shenzen şehrinin merkezi bir yerinde ki firmalarına giderek iş görüşmelerimizi ve sohbetimizi yapıyoruz. İki saat kadar oturduktan sonra ise birlikte bindiğimiz araçla tekrar Guangzhou şehrine doğru yolculuğa başlıyoruz. Otobanlar için değişik aralıklarla giriş ve çıkış yaptığımız her defasında ücret ödedik.

Guangzhou şehrine ulaştıktan sonra ilk durağımız burada medfun olan ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yakın ashabından Sad Bin Ebi Vakkas Hazretlerinin türbesini ziyarete gidiyoruz. Gayet temiz ve bakımlı bir bahçe içerisinde yer alan mescid’de namazımızı eda ediyor, türbe ziyaretimizi yaparak Fatihayı Şerif okuduktan sonra türbe dışında ki tabii ve tebei tabiinin kabirlerinize okuyup bu manevi ortamdan ayrılıyoruz. Çıkışta onlarca dilencinin ve çocuklarının etrafımızı kuşatmaları karşısında kendimizi arabaya zor atabildik. Çoğu Uygur olan bu dilenciler, buraya ziyarete gelenlerin manevi duygularının hassasiyetini düşündükleri için sizden bir şeyler koparmak istiyorlar.

 Arabaya bindikten sonra para vemedik diye arabamız hareket ettikten sonra arkadan tekmeledikleri zaman bir şey vermemekle çok isabetli bir iş yaptığımız anladık. Belki birkaç kişi olsalar vermeyi düşünürdük. Ama onlarca insanın hangi birisine para yetiştirebilirdik ki? Buradan ise çoğunuzun Canton Fuarı ismiyle tanıdığı meşhur fuar alanına gittik. Fuar o kadar devasa yapılmış ki gezmekle bitecek gibi falan değildi. Fuar içerisinde bile arabalarla gezdirme hizmeti veriliyor. Bir köşesinden diğer köşesine varıncaya kadar pergelleri biraz açmazsanız koca günün sonunda fuarın belki onda üçünü ancak görebilirsiniz.

Eğer biraz hızlı gezerseniz o zamanda en iyi ihtimalle fuarın onda dördünü ancak gezebilirsiniz. Dev hollerle kuşatılmış fuar alanında her türlü yardımcı hizmeti görmeniz mümkün. Ama girişte bile size verdikleri giriş kartını belirli bir prosedüre göre alabiliyorsunuz. Size verilen bu kartlar için yanınızda vesikalık fotoğraf bulundurmak zorundasınız. Eğer yoksa hemen fuar girişinde verilen fotoğraf çekim hizmetini kullanarak vesikalık fotoğrafınızı 5 dakika içerisinde bedeli karşılığında alabiliyorsunuz. Uzakdoğu’nun en büyük fuarı olan Kanton Fuarı 1957 yılından bu yana Ekim ve Nisan aylarında olmak üzere yılda iki defa düzenleniyor. Çin'in en büyük ticaret pazarı olup, en fazla çeşit ve katılımın olduğu fuar olma özelliği taşıyor. Canton fuarı çok yönlü özelliklere ve uluslararası bir öneme haiz bir merkez üssü haline gelmiş. Çin'in ihraç ettiği 100.000 den fazla ürün bu fuarda sergileniyor.

Bu fuara ülkemizden her yıl binlerce işadamı katılarak ithalat yapıyor. Bu fuar üç faz olarak düzenleniyor. Birinci fazda genel olarak makine ve ekipmanları sergileniyor. İkinci fazda sanata yönelik ürünler, oyuncak, Hediyelik eşya vb. ürünler sergileniyor. Üçüncü fazda ise ağırlık olarak tekstil, tıbbi gereçler vs. sergileniyor. Her faz 4 gün sürüyor. Buradan sizlere bu fuar hakkında uzun uzun yazmak istersem buna ne zamanımız ne de yerimiz yeter. O yüzden fuar hakkında bu kadar bilgiyi şimdilik yeterli görüyorum. Fuar gezimiz ve görüşmelerimiz bittikten sonra ayrıldık. Guangzhou havalimanına giderek Thaisser Bey’i de yanımıza alarak bindiğimiz uçakla tam üç saat yolculuğun ardından Çin’in kuzeyinde bulunan başkent Pekin’e ulaştık. Pekin’e aslında karayolu ya da trenle gitmeyi ve yollarda daha değişik manzara ve ülke hakkında izlenim edinebileceğim daha çok şeye şahit olmayı istiyordum. Ama hızlı trenle bile Guangzhou’dan Pekin’e yolculuğun 2 gün süreceğini öğrenince hem duyduklarımıza inanmakta zorlandık. Hem de açıkçası o kadar uzun bir seyahate sarf edebilecek kadar bol zamana sahip değildik. Pekin, Guangzhou ve Shenzen’in tam aksine alıştığımız sıcak iklimden daha uzak ve soğuktu. Havalimanında ki otel bürolarından birine giderek ezbere tuttuğumuz oteli daha görmeden ayarlayıp gittiğimizde artık çok geç olduğunu tuttuğumuz odada ki yatak çarşaflarına kadar hakim olan pis kokuyu teneffüs ettiğimizde anladık. Vakitte epeyce geç olduğu için ve yorgun olduğumuz için mecburen uykuya dalmak için beyin frekanslarımızı ortama adapte etmeye çalıştık. Allaha şükür ki sonunda uyumuşuz ve sabahı etmişiz. Hemen uyanır uyanmaz harekete geçerek otelden ayrıldık ve bir taksici ile anlaşarak Pekin’e bir saat mesafede bulunan Çin Seddi’nin bulunduğu bölgeye gittik. Arabayı park ettikten sonra bir süre yürüdük. Ardından bizi hediyelik eşya satıcılarının bulunduğu bir alan karşıladı. Burada herkes önünüze geçerek elindeki ürünlerden satmaya çabalıyor. Eğer yolunuz düşerse sakın size söylenen ilk rakamı kabul etmeyin. Denilen rakamın dörtte birini önerin. O ürünü o rakama almaya yüzde seksen oranında muvaffak olacaksınız. Bu bölgeyi de geçtikten sonra temin ettiğiniz biletle arka arkaya belirli aralıklarla hareket ederek otomatiğe bağlanmış teleferiklerden birine bindikten sonra tırmandığınız dağda aşağıdan pek belli olmayan Çin Seddi dağın zirvesine yakın bir yerde sizi karşılıyor. Çin seddinin Alman Henkel firması tarafından tadilat edildiğine dair yazının yer aldığı bir kaya size önce bir selam veriyor. Ardından da 20 basamaklı bir merdiveni çıkarak kendinizi bir anda Çin Seddi içerisinde buluyorsunuz. İster kuzeye ister güneye gidin artık. Orası size kalmış. Biz sanırım ortalarında bir yerdeyiz. Ama toplam uzunluğu 1.500 km olan bu Seddi baştan sonra giderek dönme gibi bir şansınız asla yok. Orada zaman ve imkânlar elverseydi elbette ki belirli aralıklarla dinlenmek ve erzak stokumu da yanıma alarak dinlenmek suretiyle Çin seddini bir baştan diğer başa kadar adımlayıp Guinness rekorlar kitabına girmeyi isterdim. Her neyse! Çin seddinde yürümeye başladığımızda kısa bir yürümenin ardından Memduh’la ilk fireyi verdik. Memduh kaldığı yerde dinlenmeye ve bizi beklemeye çekilirken Thaisser ve ben yürümeye devam ettik. Yürümemiz esnasından dünyanın onlarca ülkesinden gelen turistlerle selamlaşarak muhabbet etme şansımız oldu. Hele bir Amerikalı karı koca ile karşılaşınca bana nereli olduğumu sorduklarında verdiğim “Türkiyeliyim” yanıtıyla adamın ve eşinin yüzü gülmeye ve ülkemize övgüler yağdırmaya başladılar. Kendileri Tayland’a yerleşmişler. Çin’e turistik amaçla gezmeye gelmişler. Ne yalan söyleyim adamın Türkiye’ye olan sevgisi karşısında şaşırıp kaldım. Yol boyunca Japonya’dan, Hindistan’dan ve çeşitli Avrupa ve Asya ülkelerinden çok sayıda turistle karşılaştık. Beni şaşırtan bir diğer konu ise Çin seddinin dünyanın ilk 7 harikası içerisinde yer almaması olmuştur. Yapılan uluslararası oylamalar sonucunda ikinci 7 harikası arasına girebilmeyi başarabilmiştir. Bir de Çin seddinin uzaydan çıplak gözle görülebilen tek yapı olduğuna dair duyduğumuz söylentilerin aslının olmadığını öğrendim. Epeyce bir yürümenin ardından baktık ki bunun bitesi falan yok. Geri dönüş yolculuğu için rotayı geriye çevirip Memduh’u bıraktığımız yere kadar gelerek onu da aldıktan sonra başlangıç noktasına döndük. Biraz istirahatın ardından tekrar teleferikle aşağı inerek buradaki satıcılardan uzun ve inatçı pazarlıklarımızın ardından ufak tefek bazı hediyelik eşyalar alarak aracımıza geri ulaştık. Tekrar Pekin şehir merkezine dönerek gittiğimiz havalimanından akşam 18.30 ‘ da kalkan uçakla 3 saat uçarak Shenzen şehrine geldik. Vakit geç olduğu için otelimize dönerek istirahate çekildik. Ertesi gün otelden ayrılarak Shenzen şehrinde bazı mağazalara giderek çok ucuza satılan elektronik eşyalardan satın aldık. Burada 100 lira olan bir şeyi orada yarı fiyatına yani 50 liraya alabiliyorsunuz. Devasa mağazalara girdikten sonra ortamın cazibesine kapılarak mecburen bir şeyler satın almak durumunda kalıyorsunuz. Shenzen şehrinde gittiğimiz bir diğer alanda ise et satıcılarının olduğu hal tarzı satış yerlerini gezdik. Çin’de et namına ne varsa yiyorlar. Görmüş olduğumuz kurbanlık kaplumbağalar, yılanlar, kediler, köpekler, timsah parçaları, böcü ve pörtülerin canlı canlı satıldığına şahit olmakla birlikte bir de bu hayvanların pazarlanmak amacıyla kesilmiş ve alıcıya ulaştırılmak üzere vitrinlerde sergilenen halini görünce mide bulantımızla birlikte kendimizi alanın dışına zor attık. Buradan ayrıldıktan sonra otelimize dönerek eşyalarımızı aldık ve tekrar iki saat bir yolculukla Guangzhou şehrine giderek havalimanından bindiğimiz bir uçakla başka bir uzak doğu ülkesi olan Tayland’a geçtik. Havalimanıyla ve Bangkok şehrinin dev yapıları ve hoş görüntüsüyle tanıştıktan sonra kalacağımız Windsor Suites Otel’e bir taksi tutarak geldik. Tayland’da taksiciler hemen sizinle sıkı fıkı olarak ülke genelinde çokça yaygın olan masaj salonlarından birine götürmeyi teklif ediyorlar. Ülkede ki belki de en ciddi geçim kaynakları olan bu salonlardan her sokak başında hijyenik kurallara pek itibar edilmeyenleriyle birlikte pahalı ama tamamen temiz olan masaj salonları da varmış. Biz, ahlaki anlamda pek iç açıcı olmadığını daha önceden öğrendiğimiz bu masaj salonlarına gitmek yerine ülkeye gelen ve tarihe meraklı olan insanların gezip görebileceği yerlerden olan çok sayıdaki Buda tapınaklarından bir kısmın görmeye gittik. Orada Wat ismiyle bilinen yüzlerce tapınak var. Ama bunlar arasında çok ilginç olarak görmeniz gereken Wat Pho, Wat Arun, Wat Traimit tapınaklarıdır. Tabi Bangkok’a gidip te meşhur kanal turunu atmadan dönmek olmazdı. Tuttuğumuz ince uzun ve motorlu bir sandalla çıktığımız otantik kanal turundan çok zevk aldım. Burada bahçeleri envai çeşit çiçeklerle kaplı kanal boyu evlerin arasında tur atarken inanılmaz bir zevk alıyorsunuz. Bu kanal boyundaki evlerde genelde fakir halk barınıyor. Burası Bangkok’un şehirleşmiş bölgelerinden çok farklı bir alemle sizi buluşturuyor. Uzunca süren kanal turunun ardından yolculuğumuz bittikten sonra dönüşte yol üzerinde gördüğümüz İstanbul Shavarma isimli Fas’lı biri tarafından açılmış olan çok nezih ve temiz lokantada lezzetli yemek yemenin zevkine varıyoruz. Vakit geç olunca da otelimize dönerek yarınki planımızı yapıyoruz. Ertesi gün tuttuğumuz bir taksi ile bir saat süren bir yolculuğun ardından ülkemizde yüzen çarşı ismiyle bilinen Floating Shopping alanına gidiyoruz. Burada yine bir kanal turu sizi bekliyor. Bedelini ödedikten sonra bindiğimiz bir botla başlayan yüzen çarşı turumuzun devamında kanal boyunca sağlı sollu sıralanmış hediyelik eşya satıcılarının size yaptığı tezahüratlara aldırış etmeden yolunuza devam edin. İleride çok daha büyük ve kalabalık satıcıların olduğu bir bölge sizi bekliyor. Turistlerin doluştuğu yüzlerce bot kanal boyunca birbirine sürtüne sürtüne yoluna devam ederken yolculuğun tadını çıkarmaya devam ediyoruz. İleride önümüze çıkan birkaç kanal üstü satıcıdan hediyelik eşyayı bağrış çağrış pazarlıkların ardından satın alıyoruz. Eğer biraz saf olduğunuz hissetseler gözünüzün yaşına bakmadan sizi göz göre göre kaba tabirle kazıklamak suretiyle 3 kuruşluk bir şeyi 10 kuruşa hatta 50 kuruşa vermeye kalkıyorlar. Burada ne isterseniz buluyorsunuz. Tablolar, kalem, çakmak, yelpaze, çanta, saat, şapka vs. her şey mevcut. Uzunca bir turun devamında zamanın nasıl geçtiğinizi bilemiyorsunuz ve en sonunda başlangıç noktasına tekrar dönüyorsunuz. Floating Shopping turunun ardından taksimizle bu defa rotayı meşhur Pataya şehrine çevirerek iki saat yolculuğun ardından ulaştığımız şehirde ki dev yeraltı akvaryumunu geziyoruz. Her türlü balığın yüzdüğü dev akvaryumu gezerken deniz canlılarını bu kadar yakından görmenin tadını yaşıyoruz. Şehirde ki bir Mısırlı tarafından açılmış restoranda karnımızı doyurduktan sonra hiç oyalanmadan tekrar Bangkok’a dönüyoruz. Tabi haliyle vakit geç olduğu için otelimize dönerek ertesi günkü Türkiye’ye dönüş için valizlerimizi hazırlamaya başlıyoruz. Dönüş yolculuğumuz Gelişteki Hong Kong yolculuğu gibi tam 10 saat 5 dakika sürüyor. Bu yolculuk sırasında yapmış olduğumuz tam 8 uçak yolculuğunun toplam süresi 35 saati buluyor. Eğer Uzakdoğu da bir yolculuk planlayacak olursanız sadece uçakta geçecek yol için toplamda bir buçuk günü gözden çıkarmanız gerekiyor. Eğer gidecek olursanız yanınıza bolca vakumlanmış peynir, zeytin, kavurma gibi gıdalar almanızda yarar var. Orada aç kalabilirsiniz. Bu seyahat esnasında sahip olduğumuz değerlerin kıymetini anlamakla birlikte şehirleşme alanında ki gelişmişlikleri karşısında da iç geçiriyoruz.

Dünya Haberleri

TERÖRİST HER YERDE TERÖRİST
RUSYA SAVAŞA BENZİNİ DÖKTÜ
Donald Trump'ın ondan önce öleceğini söyledi, espri yaptım diyerek geçiştirdi
İRAN'DAN MÜZAKERE AÇIKLAMASI
EVE DÖNDÜK BARIŞ GÖRÜŞMELERİNE KATILMIYORUZ