Gönül verilen renklerin kirli pazarlıklara meze edildiği Türk futbolunda, bahis skandalları sadece sahayı değil, taraftarın saflığını ve güvenini de yıktı. Artık tribünde heyecan değil, "sonu belli mi?" şüphesi hakim.
Yeşil Sahadan Kara Tahtaya
Eskiden "top yuvarlaktır, her şey olur" derdik. Bu cümle futbolun içindeki o güzel belirsizliği, mucizeyi ve alın terini anlatırdı. Bugün ise bu cümle, "topun nereye gideceği çoktan belli" manasına gelmeye başladı. Artık sahadaki 22 kişinin mücadelesini değil, kapalı kapılar ardındaki bahis oranlarını, telefon trafiklerini ve "ince hesapları" izliyoruz. Türk futbolu, spor olma vasfını yitirip, tamamen finansal manipülasyonların döndüğü bir kumar masasına dönüştü.
Sonucu Belli Bir Kumarda "Kazanma" Yanılgısı
Öncelikle şunun adını net koyalım: Bahis oynamak bir tercih, bir kumardır ve her kumar gibi kendi içinde bir bedeli vardır. Ancak burada mesele sadece bir oyunun kaybedilmesi değil, bir illüzyonun peşinden koşulmasıdır. Kendi rızkını, çoluğunun çocuğunun geleceğini bir kuponun ucuna bağlayanlar, aslında adil bir şans oyununda değiller. Ortada bir rekabet yok; ortada kasası çoktan dolmuş, sonucu kapalı kapılar ardında mühürlenmiş bir senaryo var.
Emeğinizi, alın terinizi, "belki bir umut" diyerek bu kirli çarkın dişlileri arasına atıyorsunuz. Sonucu sahadaki yeteneğin değil, masadaki pazarlığın belirlediği bir sistemde bahis oynamak; aslında cebinizdeki parayı o kirli ellerin arasına kendi rızanızla bırakmaktan başka bir şey değil. Kimse kimseyi kandırmasın; bu bir "şans" meselesi değil, çoktan kaybedilmiş bir davanın peşinden gitmektir.
Konyaspor ve Güvenin Çöküşü
Bu yozlaşmanın en acı tarafını ise biz Konyaspor taraftarları olarak kalbimizin tam ortasında hissettik. Alassane Ndao gibi güvendiğimiz, sahada performans beklediğimiz isimlerin bu bahis girdabına kapılıp tutuklanması, sadece bir oyuncunun kaybı değil, bir camianın inancının sarsılmasıdır. Yeşil-beyazlı formanın o asil duruşuna, mücadelesine inanmak isterken, böyle bir lekenin bulaşmış olması tarif edilemez bir hayal kırıklığı.
Artık tribüne giderken ya da ekran başına geçerken o eski heyecan yok. İnsan ister istemez kendine soruyor: "Acaba bugün gerçekten kazanmak için mi sahadalar?" Kimseyi doğrudan töhmet altında bırakmak ya da delilsiz suçlamak niyetinde değilim; ancak futbolun üzerine düşen bu kara gölge, her pozisyonu, her kaçan golü, her yapılan hatayı sorgulanır hale getirdi. Bir hata gerçekten insani bir sakarlık mı, yoksa bir planın parçası mı? Bu şüphe zehir gibidir; bir kez kanınıza girdi mi, o oyundan aldığınız zevk biter.
Futbolun Vedası
Futbolu sadece bir "spor" olarak gören, o rekabetin adaletine ve saflığına inanan taraftara yapılan bu ayıp, tarihe bir utanç vesikası olarak geçecek. Taraftarın saflığını, armasına olan aşkını sömüren bu düzen, aslında futbolun ölüm fermanını imzaladı. Sahadaki terin değil, hesaplardaki paranın konuştuğu bir yerde ne şampiyonlukların bir anlamı kalır ne de atılan gollerin.
Bugün Türk futbolu, tribünlerdeki o samimi gözyaşlarını ve çocukların kurduğu hayalleri bahis masalarında meze yaptı. Ve ne yazık ki, bu güven bir kez yıkıldıktan sonra, sahalara tekrar o eski ruhu getirmek, en görkemli transferlerden çok daha zor olacak.