Rüzgar niye eser?

M. Faik Özdengül

Ağaçlar salınmayı öğrenirler mi?

Nehir akmayı kendisi mi bilir? Ya da rüzgar esmeyi kimden öğrenir?

Hadi akmayı öğrendi diyelim coşkulu ya da durgun ya da çağlayan gibi olmayı nerede talim etti? Kim karar verdi? Kendisi durgun akarken çağlayan gibi coşkulu akanları işitince kıskanmadı mı? Niye düz sayılacak kadar eğimli bir ovayı seçti? Diğeri engebeli yerlerden çağlarken? Ya da seçti mi? Peki çağlayan hiç yorulmadı mı? Bir gün olsun sessizce, engellerden uzak durgun akmayı istemedi mi? Ona bakanlar korkmasınlar, rahatça yanına gelip ayaklarını dinlendirsinler istemedi mi? Yolun bir menzilinde bir araya gelip konuştular mı bunları? Ya da uzaktan mı haberleştiler? Yoksa gelip gidenden mi sordular birbirlerini? Hangisi değerli merak ettiler mi?

Hangisi daha çok korkar?

Bence durgun olan dedi, hafif topallayarak yürüyüp geldiğini görmüştüm, bize değil de pencereden dışarı bakmasına da mana veremiyordum. Ayağını sallayıp duran itiraz etti. Çağlayan dedi. Hem kendisi korkar hem de korkutur başkalarını. İkisi de korkar! Gürültülü söyledi. Ne ilginç bir görünüm. Dönüp hepimiz ona baktık. Başındaki külahı kocaman. Garip giyimli. Heybetli görünüyor ama solgun bir yüzü var. Korku emniyete götürür. Bunu daha da yüksek sesle sanki nara atar gibi söyledi. Kızgın mıydı? Sıkıldı da lafımı bitirmek istedi. Meydan okuyor gibiydi. Kendinden emin görünüyordu. Belki de tecrübesi tahammülünü azaltmıştı. Hızlı sonuca gitmek istiyordu.

Akmaktan maksat nedir dedi? Sözün sahibi oldu. Bu kez o garip görünümlü sordu. Şaşkınlıkla birbirimize baktık. Sessizlik oldu. Hem şaşkınlık hem korku. Akmanın faydalarını sıraladı birisi. Ağaçlar sulanır. Tabiat şenlenir. İnsanlar hayvanlar susuzluklarını giderir. Etrafında evler köyler kurulur. Daha söyleyecekti ki, yeter! Dedi. Susturdu adeta. Akmanın maksadı değil bu. Akarken olanlardan söz ediyorsun. Hancı onayladı adamı. Gülümseyerek doğru söylüyor dedi. Akan niye akar? Maksadı nedir? O da mı yolcu? Hayretle sordum. Ulaşmak ister dedi. Kısa yoldan lafı uzatmadan. Okyanustur dileği. Özlemi denizedir. Okyanusadır. Ulaşamamaktan korkar çağlayarak akan bu yüzden daha da arttırır hızını, ondandır çağlayışı. Diğeri durgunluğuna bakıp hayal kırıklığına uğramamak için hayal etmekten korkar. Daha da durgunlaşır. Belki iki adım ötesi derin bir eğimdir, gitse yüzlerce yılı bir günde alacaktır, habersizdir, vazgeçer.

Tereddüt. Endişe. Gidip gelmeler. Korku. Hancı kendi kendine konuşuyor gibiydi:

Bu ikilikte kalış, acaba şu mu iyidir, hayırlıdır, yoksa o mu, diye tereddüde düşüş, gönülde bir savaş gibidir.

Tereddütte de bütün kudretleriyle korku ve ümit birbirine saldırır.(Mesnevi.6/208-209)

Hepimiz içimize gömüldük adeta. Adam da. Adamın gürültülü sesi kayboldu. Adeta naif bir duaya dönüştü:

Ey yüce Tanrı, önce bendeki bu çekiliş ve yükselip geliş senden meydana geldi, yoksa bu deniz, sakindi Yarabbi.
Bana bu tereddüdü, o makamdan verdin, kereminle yine beni tereddütsüz bir hale getir.

Medet ey feryada yetişen Tanrım, sen beni dertlere müptelâ etmektesin. Senin verdiğin dertlerle erler bile kadınlara döner.
Bu derde uğratış niceye dek, yapma Yarabbi. Bana bir yol bağışla, on yol verme bana.

Sırtı yaralı arık bir deveyim; sırtımda bir semere benzeyen ihtiyar yüzünden sırtım yaralandı.

Arkamdaki bu mahfe, gâh ağır gelip beni bu yana çekmede, gâh öbür tarafa yanlayıp beni o yana sürüklemede.
Bu uygunsuz yükü sırtımdan al da iyi kişilerin bahçelerini göreyim.
Uyanık olarak değil de Ashabı Kehf gibi uykuda olarak cömertlik bahçesinde yayılayım.

Sağıma, soluma yatıp uyuyayım, fakat ancak top gibi ihtiyarsız olarak yuvarlanayım.
Ey din Tanrısı, sağıma da dönersem senin döndürmenle döneyim, soluma da dönersem senin döndürmenle.

Yüz binlerce yıllardır havadaki zerreler gibi ihtiyarsızdım.

 O zamanı ve o hali unuttum ama uykuda bu âlemden göçüp gitmem, bana o âlemden bir armağan.
Uyku zamanı bu dört unsur çarmıhından kurtulur, şu daracık yurttan can yaylasına sıçrar, çıkarım.
Uyku dadısından o geçmiş günlerin sütünü içerim ey bir şeye ihtiyacı olmayan ve herkes kendisine muhtaç olan Tanrı.

Bütün âlem, kendi ihtiyarından, kendi varlığından sarhoşluk âlemine kaçmaktadır.

Bu suretle herkes, şarap, çalgı gibi şeylere düşer de kendi aklından bir an olsun kurtulmaya çalışır.

Herkes bilir ki bu varlık tuzaktır. İnsanın kendi ihtiyarı ile bir şeyi düşünmesi, bir şeyi anması cehennemdir âdeta.
Onun için herkes varlığından, kendiliğinden geçme âlemine, yahut sarhoşluğa kaçar, yahut da bir işe koyulup kendini unutur. Fakat yine bu âlemden kendini çeker, varlık âlemine gelirsin. Çünkü o kendini unutma âlemine Tanrı fermanı olmadan gitmiştik.
Ne cin, zaman kaydının hapsinden kurtulabilir, ne insan.

Yüce göklere çıkmak, ancak doğru yolu bulma kuvvetiyle olabilir.
İnsan, doğru yolu ancak Tanrı’dan çekinen kulun ruhunu, göklerden şeytanları kovan şahaplardan koruyan kuvvetle bulabilir.
Yok olmadıkça hiç kimseye ululuk tapısına varmaya yol yoktur.
Göklere yücelme nedir? Şu yokluk. Âşıkların yolu da yokluktur, dini de.(Mesnevi.6/210-234)

Hancı adama ikram etti. Sessizce bir oldular kalabalığın arasında. Duyguda bir gibiydiler. Adeta koptular topluluktan. Aradan vakit geçince, kıskanıp ileri geri konuşanlar oldu bir müddet sonra.

Zengin galiba, büyük bir beyin oğlu, çok gezmiş bilgili… dedikodular arttı. Değil dedi. Süt kazanını karıştırırken bir yandan seslenip. Hancı değer vermez o dediklerinize. Malın sebatı yoktur gündüz gelir gece dağılıverir. Güzellik bir diken yarasından kaybolur. Nice büyük adamların oğlu babalarına ar olur. Bilgiye gelince evet hünerdir, iyidir ama o da değil. İblise bak bilgide ondan ileri giden var mı? Ama din aşkı olmayınca Adem’in sadece suretini gördü de toprak sandı. Bilgide ne kadar ileri gidersen git, onunla can gözün açılmaz. Arif o dedi. O yüzden değer verdi ona. Yine de kesilmedi mırıldanmalar. Fakat aldırmadılar. Aldırmadıkları gibi uzaklaştılar da yanımızdan.

Hangisi çağlayan hangisi ırmak? Kazancı iki eli de kürekte göz kırptı bana. Sonra da ikisi de akıyor önemli olan bu deyip alnında biriken terleri silmek için tezgahın arkasına geçti. Korksan da akmadan kalma. Gah durulur gah çağlarsın. Gah ümit çeker ileri, gah korku tutar eteğinden geriye. Derin bir nefes çekince içime gözlerini gözlerime dikti:

-Rüzgar niye eser sanıyorsun?

www.pozitifdegisim.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.