İlmiyle karanlığa mum olan dürüst hocanın her zaman başımızın üstünde yeri vardır. Onlar başımızın tacı, ruhumuzun ilacıdır. Bizim sözümüz, ömrünü hakikate adamış o sessiz değerlerimize değil! Bizim isyanımız; ekran ışıklarının o sahte parıltısı altında hakikatin sesini boğanlara, milletin umudunu ve güvenini reyting masalarında meze yapan o şovmenler ve vampirler sürüsünedir!
EYYY!! EKRANLARI PAZARA ÇEVİRENLER!
Ne yaptınız bu saf, bu temiz millete?
Doğruyu eğip büktünüz, yanlışı allayıp pullayarak önümüze sürdünüz. Hakikatin yüzüne kara bir perde çekip, cehaleti baş köşeye, kürsülere oturttunuz. İnsanların akıl sarayını yıktınız, vicdanlarını yordunuz ve en acısı, kalplerini o dipsiz şüphe kuyularına mahkûm ettiniz.
Sizi dinleyen ananın ne imanı kaldı ne huzuru; bir gencin yarınlara dair umudunu reyting rakamlarına kurban ettiniz. Cepleriniz dolarken gönüller boşaldı; mikrofonlarınız büyüdükçe vicdanlarınız cüceleşti. Kameralar çoğaldıkça, hakikat görünmez oldu. Sadece ceplerinizi doldurmadınız, bu milletin içindeki son iman sevincini bile kuruttunuz!
EY DİNİ REYTİNGE, AYETİ REKLAMA SATANLAR!
Allah’ın adını dilinden düşürmeyip, dünyanın malını kalbinden çıkaramayanlar! “Kalbin temiz olsun yeter, korkma ölürsen cennettesin” diye diye insanları kulluktan, fıtrattan ve Allah’tan uzaklaştırdınız. Secdeyi unutturdunuz, şükrü bitirdiniz, günahları “bir şey olmaz” diyerek sıradanlaştırdınız. “Ben böyle düşünüyorum” diyerek Allah’ın hükmünün önüne kendi nefsinizi koydunuz.
Hak olan iki kelimeyi yan yana getiremediğiniz gibi, tecvitten ve usulden de bihabersiniz. Ömrü hayatında Kur’an-ı Kerim’i baştan sona aşkla, idrakle okumamış olanlar, bugün ekranlarda din alimi kesiliyor. Bu ne hazin bir ahlaksızlık, ne büyük bir yalancılıktır!
Allah aşkına soruyorum!
O ekrana çıkarıp “hocadır” diye pazarladıklarınızın suratlarına, sıfatlarına lütfen bir bakın... Azıcık bir hidayet ışığı, zerre kadar bir kul nuru var mı? Yok! Göremezsiniz... Çünkü dilleri “Allah” derken kalpleri hesap kitap yapmakta, gözleri “para para” diye dönmektedir.
Rabbimiz buyuruyor:
"Hakkı batıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.” (Bakara Suresi, 42)
Siz hakkı gizlemekle kalmadınız, üzerine kalın kapkara perdeler çektiniz. Ayetleri reytinge, hadis-i şerifleri internetteki tıklanma sayılarına değiştirdiniz. Milleti camiden soğuttunuz, namaz kılmaktan utandırdınız da adına utanmadan “hizmet” dediniz. Yalan! Yaptığınız tek şey; tertemiz imanları şüpheye, annelerin dualarını gözyaşına boğmak oldu. Din gibi kutsal bir sığınağı bu milletin elinden çaldınız, yerine koca bir boşluk, koca bir “keşke” bıraktınız!
AMACINIZ HAKİKAT DEĞİL, KAOS VE KARMAŞA!
Biriniz çıkıyor “Bu haram!” diyor, öbürü bağırıyor “Hayır, helal!” diyor. Sizin derdiniz hakikat değil, kaos! Çünkü millet karıştıkça siz kazanıyorsunuz. Millet ağladıkça kasanız doluyor!
Bu millet saf değil; bu millet temiz kalpli, merhametli, çabuk inanan yüce bir millettir. Siz o temizliği göğsüne bıçak gibi sapladınız. Ahiretle korkutup dünyayı zindan ettiniz. İnsanları yaşarken öldürdünüz. Yaptığınız her şey tek bir kapıya çıkıyor: Daha çok izlenmek, daha çok satmak, daha çok güç! Üç günlük dünya menfaati için bir milletin ruhunu çaldınız.
Sizin yüzünüzden ninenin yüzündeki o asırlık nur söndü. Sizin yüzünüzden delikanlının gözündeki o geleceğe bakan ışık gitti. Tebessümü çaldınız, sevinci kuruttunuz. Herkesi Allah’ından korkutulan birer ruh enkazına çevirdiniz. Değer miydi? Üç kuruşluk dünya için buna değer miydi?
EN AĞIR HESAP, MEYDANI BOŞ BIRAKIP SUSTUKLARINIZDAN SORULACAK!
Ey gerçek alimler... Ey ilmini makamdan ve paradan üstün tutan güzel insanlar... Neredesiniz? Meydanı bu şarlatanlara neden, niçin bıraktınız?
Hakikatin sesini göklere yükseltmeniz gereken yerde neden sustunuz? Oysa suskunluk, bazen yanlışın ve zulmün en büyük işbirlikçisidir. Boş bırakılan kürsüye ehil olan değil, en gür, en edepsiz bağıran çıkar. Ve bugün ekranlarda gördüğümüz bu zifiri karanlık manzara, tam da sizin sessizliğinizin eseridir! Konuşmanız gereken gün dilinizi yuttunuz. Bu aziz millet sahipsiz değildir; sustuğunuz her saniye vebal olarak omuzlarınıza biniyor, boynunuza dolanıyor. Kıyamette hesabı sizden de ağır sorulacak!
SON SÖZ;
Ekranlar babanızın çiftliği, bu aziz millet sizin reyting oyuncağınız değildir! Bu millet; Çanakkale’de toprağa düşerken bile doğruluktan ayrılmayanların, İstiklal Harbi’nde aç kalıp onurundan vazgeçmeyenlerin, bu topraklarda ezan sesini susturmayanların kutsal emanetidir!
Kulak verin ve aklınıza kazıyın:
Din; sizin o kirli reklam kuşaklarınızın arasına sıkışmayacak kadar yücedir!
Hakikat; o şişkin banka hesaplarınıza, kasalarınıza sığmayacak kadar muazzam bir mirastır!
Ya adam gibi çıkıp DOSDOĞRU KONUŞUN, ya da o kameraları kapatıp bu milletin yakasından düşün ve DEFOLUN GİDİN...Yeter artık! Vallahi yeter! Milletin dinini sömüre sömüre imanını vicdanını kuruttunuz. Sabır bitti, bıçak kemiğe dayandı!
Sakın unutmayın!
Gün gelir o stüdyo ışıkları söner... Yüzlerdeki o sahte maskeler, ağır makyajlar akar... Mikrofonlar susturulur ve o çok övündüğünüz reyting tabloları birer çöp kağıdı gibi tarihin buruşturulmuş sayfalarına fırlatılır. Fakat o çaresiz insanların kalbinde açtığınız yaralar, evlere ektiğiniz o zehirli şüphe tohumları kalır.
Hesap günü gelip çattığında; ne stüdyodaki o paralı alkışlar kalkan olacak size, ne ekranlardaki şöhretiniz, ne de ceplerinizi dolduran paralar... Çünkü hakikatin o büyük ve kaçınılmaz mahkemesinde reytingler değil, sızlayan vicdanlar konuşacaktır!