Petrol çıkmazındaki ABD

Derviş Argun

 

Petrol çıkmazındaki ABD ve ABD’siz bir dünya

 

Kaostan ömür çıkartmak, ancak meselelere bütüncül bakmayı becerebilmiş ve mazisi olan devletlerin işidir. Çünkü bu iş, beraberinde oldukça yüksek bir riskte taşır. Eğer bu risk, sürecin sahiplerince iyi götürülemezde menfaat değil zarar dönüşürse, hezimet kaçınılmaz olur. Ancak bu hezimet, yenilmek değil yıkılmaktır. Geldiğimiz noktada dünyadaki tüm gelişmelerin bir tarafında süper güç olduğu varsayılan ABD duruyorsa, diğer tarafında, ama neredeyse her meselede onu dengeleyen olarak İran var.  

İran, mazisi olan bir devlet. Bu anlamda Türkiye’yle ortak özellikler taşır. Ama aynı zamanda İran, toplumsal menfaatlerine bütüncül bir bakış ve yöntem geliştirmeyi de becerebilen bir ülke. Bu yönüyle de Türkiye’den ayrılır. Zira Türkiye, kendi toprakları üzerinde bile yönetim mutabakatı sağlayamamış, bir oraya bir buraya savrulup duran ve oldukça kadük, verimsiz bir yönetim tarzıyla tam yüzyıldır boğuşuyor. Bu, hem enerjinin, hem de bu enerjinin neticesi olan bereketin yok olmasına sebep oluyor.

Oysa Türkiye’de bulunmayan bu iç mutabakat, İran’a, son otuz yılı tüm dünya tarafından dışlanmakla geçmiş olmasına rağmen kazandırdı. Bu kazancın en temelinde ise kasten, taammüden ve bir o kadarda bilinçli olarak ortaya koydukları “krize krizle cevap verme” taktiği yatmaktadır. Şimdilerde bunu, Ak Parti iktidarı da Türkiye’de iyi bir şekilde ortaya koymaktadır. İran’ın krize krizle cevap diye özetlenebilen bu tutumu, ABD için orta doğunun cehenneme dönmesine sebep oldu.

Görünen o ki, Kaos kültürünün mimarı ve bu kültüre rahimlik yapan ABD, “kaosa karşı kaos”u kendisinden daha iyi uyguladığından hiç şüphe olmayan acemlerin elinde yıkılıp gidecek. Zira ABD, kendi doldurduğu havuzda boğulmak üzere. Kurulduğu tarihten itibaren sahip olduğu zengin topraklara, dünyanın birikimlerini taşıyarak kendi coğrafyasını fırsatlar ülkesi yapan ABD, dünya toplam nüfusunun yaklaşık yüzde beşine sahip olmasına rağmen, dünya nimetleriyle ilgili orantısız bir talebe sahiptir. Bu gün dünyada üretilen günlük enerjinin ve özelliklede petrolün yüzde otuzunu kullanıyor. Bu yüzde otuzu her geçen gün yükselen petrol fiyatları ve Amerikanın petroldeki açığıyla birlikte düşündüğümüzde ABD için bırakın diğer ihtilaf ve defansları, sadece bu sebeple batmak bile çok mümkün. Birde petrolün keşfedildiği tarihten bu güne kadar her dönemde, çıkartanlar ve ihtiyaç hissedenler arasında kıyasıya savaş ve yok oluşlara sebep olduğunu düşünürsek bu oldukça anlamlı bir son olur.

Bu sonda Ahmedinejat’ın katkısını görmezden gelmek haksızlık olur. Kaostan ömür çıkartmaya çalışan ABD nin,  “karşı kaos teorisi”yle duruşunu bozan İran’da Ahmedinejat iktidara geldiğinde petrolün varil fiyatı yaklaşık 55 dolar idi. Bu gün üzerinden geçen üç yılla birlikte petrol neredeyse üç katlayarak 140 dolarlara yaklaştı. Bu konuyla ilgili olanlar, petrolün çok daha yüksek rakamları görebileceğini söylüyor. Ülkesinin ürettiği petrolün neredeyse üç katına denk gelen 26 milyon varillik ihtiyacın aşağı yukarı 18 milyon varilini dışarıdan temin eden ABD, para akışındaki açığının kapanması için petrol de iç tüketime ihtiyacı varken, cari açığını ve ekonomik dengelerini koruyabilmek içinde petrole ödediği trilyon dolarlardan kurtulması gerekiyor. Bir adamın ömrünün de ölümünün de aynı ilaca bağlı olması diye ancak buna denir.

Gücün petrole bağımlı olması, petrolünde ancak güçlü olmakla elde edilebilecek bir meta haline gelmesi Amerikanın yakın gelecekteki en önemli çıkmazı. Bu çıkmazı keşfeden İran, petrolü elde etmek için kullanacak gücü her geçen gün kaybeden ABD nin, artan petrol fiyatlarıyla oluşturulacak çıkmazda boğulacağını pekâlâ biliyor. ABD nin bu çöküşüne bölge ülkelerinden kim katkı sağlar bilinmez ama Türkiye ile ilgili olarak “ABD ve İran arasındaki Türkiye” sorgulamasının bu günlerde yapılıyor olması çok anlamsız bir değerlendirme değil. Zira hem ABD, hem İran bu çatışmayı kimin dâhil olup olmadığına bakmaksızın devam ettirecek. Yaşamları birbirine bağlı, düşenin diğerini yükselttiği tahterevalli siyasetinden de bunun dışında bir sonuç beklemek zaten adil olmazdı.

Bu terazide baskın tarafın İran olacağı çok açık bir şekilde önümüzde duruyor. Son üç yılda esasen, ama son beş yılda da sistematik olarak çöküşe doğru giden bir ABD ekonomisi mevcut. Eğer yaşayacağı varsayılırsa ABD nin tüm gayrisafi hâsılası 2040 yılında ancak borçlarının faizlerini ödeyebilecek. O sebeple de Dünya bu günden kendisini ABD siz günlere hazırlamakta ve o olmadan olacakların hazırlığını yapmaktadır. Gayrisafi Milli Hâsılasının üç katı olan 38 trilyon dolarlık iç ve dış borcuyla, bir trilyon doları bulmuş yıllık cari açığıyla ABD artık ne kendisi için nede dış dünya için umut olmaktan ve ümit vermekten çok uzak bir görüntüdedir. Lübnan’da ABD siz uzlaşmanın ya da İsrail ve Suriye’nin Türkiye’nin gözetiminde ABD olmaksızın masaya oturmasının en temel sebepleri bunlardır. Dünya Amerikasız günlere hazırlık yapıyor.

Hayat kanallarını ABD ye bağlamış olanlar, hortumlarını çıkartıp yeni yaşam kanalları arayışına girmiştir. Amerikan halkı bile ABD(!) siz bir yaşamın tercihine ramak duruyor. Çünkü Amerikan halkı da “Amerikan rüyası”nı kâbusa dönüştüren “ABD Kültürüne” artık isyan ediyor. Bunun en özel işareti ABD de yaklaşan seçimin görüntüleridir. Çok değil bundan elli yıl önce otobüslere önden binmelerinin bile yasak olduğu bir kesimin temsilcisi bu gün Amerika’da halen mevcut olan “beyaz faşizme” rağmen demokratların adayı olmak üzere, bu adaylığın birde ABD başkanı olmakla neticelendiğini görürsek, bilmeliyiz ki, işte bu üç yüz milyonluk halk şimdi reddi miras yapıyor ve eski politikaları istemiyor.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.