“Pembeler”-Maşalar

yazar-34

M Şevket Eygi büyüğümüz geçenlerde yayımlanan “Adnan Menderes Niye Öldürüldü” başlıklı yazısında, Adnan Menderes’in esasen ‘pembeler’den olduğu halde samimi olarak Müslümanlığı seçtiği için öldürüldüğünden ve ‘pembelik’e devam ettiği halde tarikat postnişinliğine kadar yükselen takıyyeci ‘pembeler’ yanında, gerçekten Müslüman olup şeyhliğe kadar yükselmiş ‘pembe’ kökenlilerin de bulunduğundan söz etmişti. Adnan Menderes’i yargılayanlardan birinin “seni buraya tıkan irade böyle istiyor” dediği de azıcık tarih bilgisi olan herkesin malumudur.Konu üzerinde biraz çözümleyici düşünmeyi deneyelim:Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede takıyye yapmak suretiyle yüzlerce yıl gizli emelleri doğrultusunda faaliyetlerini aksatmaksızın sürdürmüş bir topluluk olacak. Bu topluluk, içlerinden çıktığı halde pembelik dininden uzaklaşıp ülke çoğunluğunun dinine girmiş, çoğunluk dinine nefes aldıracak bazı şeyleri yapmış ve bazı şeyleri de yapma hazırlığı içinde olan birini cezalandırmayı kararlaştıracak… Bunlara karar odağı diyelim.Alınan karar gereğince belki de kendilerini İslâm’a nispet etmekten çekinmeyen, yani duygusal seviyede de olsa kendilerini Müslüman sayan bir kısım kişiler eliyle darbe yapılacak…Sanırım bu darbeci ekibe taşeron diyebiliriz.Darbeci ekip bir mahkeme kuracak; Bir kısım hakimler, savcılar tayin edecek; “Biz teknik gerekçeler nasıl oluşturulur, bilmeyiz. Bizim istediğimiz bu şahsın asılmasıdır. Gerisi sizin işiniz” diyecek. Yargılama yapılacak ve sonuçta ‘oraya tıkan irade’nin istekleri doğrultusunda mahkemeden idam kararı çıkacak… İşte ben burada isim koymada zorlanıyorum. Bu heyete ‘maşa’ mı demeli, yoksa başka bir şey mi?Bu ülke önceki meş’um süreçlerin bir benzerini 28 Şubat’ta da yaşadı. Bu süreçte bazı yargı mensupları birifinglendi. Bu birifinglerden sonra biz, “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” kabilinden çok dava seyirleri izledik; halâ da izlemekteyiz. Oysa bu süreçte gerekçe kılınan laikliğe sığınarak milletin canına tükürüldüğü, soyulup soğana çevrildiği şimdilerde çarşaf çarşaf ortaya dökülmektedir.Şu odak-taşeron-maşa ilişkisi hiç mi bitmeyecek? O dönemlerde taşeronların kim oldukları biliniyordu. Şimdi bir sıkıntı da burada; taşeron kim/kimler bilemiyoruz. Şu taşeronlar içerisinde halâ kendisini samimiyetle İslâm’a nispet edenler var mı acaba? Merak ediyorum. Eğer varsa bunlar, laiklik gerekçesiyle koparılan gürültülerin arkasındaki ülkenin bitiriliş planını halâ göremiyorlar mı?Peki şu maşalara ne demeli? Bunlar maşa olmaktan hiç mi sıkılmazlar? Zulüm değirmenine ıkına sıkına gerekçe suyu taşımaktan hiç mi yorulmazlar? Tumturaklı, ama içi zulüm kokan; serbestlik derken esaret kasteden, ilim derken cehaleti hayale getiren cümleleri gerekçe diye nasıl ardı ardına sıralarlar. Bunlar, Adnan Menderes’e iade-i itibar yapıldığı gibi milletin bugünkü mağdurlarına da iade-i itibar yapılabileceğini; bu çerçeveden olmak üzere, Menderes’i asanların ve astıranların lanetle, buna karşılık, Menderes’in hayırla anıldığını da mı görmezler; ve bundan kendi akıbetlerine ilişkin bir sonuç da mı çıkarmazlar?Bunlar ideolojik gerekçelerle böyle davranıyorlarsa, ideolojilerinin ‘odak/odaklar’ tarafından sadece bu ülkenin sömürülmesine yarayan bir araç olarak kullanıldığını fark etmelerinin zamanı gelmedi mi? Yoksa bunlar bilerek ve isteyerek mi ihanet ediyorlar?Eygi büyüğümüz ‘pembeler’den ve odaklardan bahsediyor ama, kendisine de bir kısım odakların bir kısım maşalar eliyle hesap sorabileceklerini hiç düşünmüyor zahir ki, başına son gelen geldi! Biz, kalemine sağlık diyoruz. Dün merhum üstad Necip Fazıl korkup sussaydı belki bugün biz -Allah korusun- zalimlerin safında saf tutuyor olacaktık. Bugün eli kalem tutanlar, dili söz söyleyenler susmazsa, yarın bu çizgi daha gür devam edecek ve odakların hükmü kırılacaktır inşallah.Bir-kaç cümle de iktidardaki muktedir olamayan dostlara: Siz geldiğiniz gün göz açtırmayıp odaklar ve maşalar arasındaki irtibatı koparmadığınız için bugün maşalar ‘şöyle şöyle söylemeleri, böyle böyle davranmaları kendileri ve partileri için iyi olmaz’ yollu tehditler savuruyorlar. Fakat iş işten geçmiş değildir. İktidar olmanın yolu gerektiği yerde sert davranmaktan, hak edenin rütbesini, koltuğunu elinden almak suretiyle kararlılık göstermekten geçer. Bazen de büyük edepsize ihtar, küçük edepsizi acilen cezalandırmak suretiyle verilmiş olur. “Size alışamadım” diye telgraf çektirileni attırırsınız; onu bu işe teşvik ederek sizi sınayanlar yılarlar.Bir de şu: Kur’an öğretimini izinsiz kurs açmak sayan ve bu yolla Müslümanlara ceza getiren maddeleri acilen düzeltmezseniz, kendi kuyunuzu kazacak ve çok beddua alacaksınız, bizden söylemesi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.