Bir insanın en büyük serveti nedir?
Parası mı?
Makamı mı?
Malı mülkü mü?
Hayır…
İnsanın en büyük sermayesi, geri dönüşü olmayan zamandır.
Ne yazık ki çağımızın en büyük israfı da para değil, zamandır.
Bugün milyonlarca insan sabah gözünü açar açmaz telefona uzanıyor. Bir bildirim, bir video, birkaç fotoğraf derken “Sadece beş dakika…” diye başlayan yolculuk, saatlerce sürüyor. Farkına varmadan gün bitiyor, hafta bitiyor, ay bitiyor… Sonra yıllar…
Araştırmalar, Türkiye’de internet kullanıcılarının sosyal medyada günde ortalama 2 saat 43 dakika vakit geçirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle 18–24 yaş grubunda bu süre çoğu zaman 3 ila 4 saate ulaşıyor.
Burada özellikle altını çizmek gerekir ki; söz konusu süre yalnızca sosyal medya platformlarında (Instagram, TikTok, Facebook, X, WhatsApp ve benzeri uygulamalarda) geçirilen zamanı kapsamaktadır. Cep telefonu oyunları, internet tarayıcısında geçirilen süre, video platformları veya diğer mobil uygulamalar bu hesaplamaya dâhil değildir.
Başka bir ifadeyle, ekran karşısında geçirilen toplam süre düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo çok daha çarpıcı bir hâl almaktadır.
Rakamlar ilk bakışta sıradan görünebilir.
Ama onları zamana çevirdiğinizde insan ürperiyor.
Günde üç saat…
Yılda yaklaşık 46 gün.
Günde dört saat…
Yılda yaklaşık 61 gün.Tam iki Ay…
Genç bir insan, erkek kadın hayatının her yılında iki ayını yalnızca ekran karşısında geçirebiliyor.
Şimdi kendimize şu soruları sormamız gerekiyor:
Bu iki ayın sonunda elimizde ne kalıyor?
Kaç yeni bilgi öğrendik?
Kaç kitap bitirdik?
Kaç insanın hayatına dokunduk?
Kaç beceri kazandık?
Yoksa sadece başkalarının hayatını izlemekle mi yetindik?
Düşünün…
Aynı süre içinde onlarca kitap okunabilir.
Yeni bir yabancı dil öğrenilebilir.
Bir meslek edinilebilir.
Baristalık, Emlak Danışmanlığı, Dijital Pazarlama Asistanlığı, Tıbbi Sekreterlik, Yazılım kodlama , Grafik tasarım gibi geleceğin alanlarında eğitim tamamlanabilir.
Yüzlerce spor antrenmanı yapılabilirler.(Kilo sorununda kalmaz)
Belki de hayatımızın yönünü değiştirecek bir fikir üretilebilirsiniz .
Sorun teknoloji değil.
Sorun telefonu cebimizde taşımamız da değil.
Asıl sorun, zamanımızı nasıl kullandığımızdır.
Sosyal medya doğru kullanıldığında büyük bir nimettir; bilgiye ulaşmayı kolaylaştırır, iletişimi güçlendirir ve üretime katkı sağlar.
Ancak ARAÇ olmaktan çıkıp AMAÇ hâline geldiğinde, insanı fark ettirmeden tüketen bir alışkanlığa dönüşebilir.
İşte tam bu noktada, asırlar öncesinden gelen bir uyarı kulaklarımızda yankılanıyor.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Kıyamet günü kul; ömrünü nerede tükettiği, gençliğini nasıl geçirdiği, malını nereden kazanıp nereye harcadığı ve ilmiyle ne amel ettiği sorulmadıkça yerinden ayrılamaz.”
Ne kadar derin bir muhasebe…
Dikkat ederseniz hadiste ilk sorulardan biri “ömür,” hemen ardından ise “gençlik “geliyor.
Çünkü gençlik; enerjinin, öğrenmenin ve üretmenin en verimli dönemidir. O dönemde kaybedilen zaman, çoğu zaman bir daha geri gelmez.
Bugün elimizde tuttuğumuz telefon, ya geleceğimizi inşa eden bir ARAÇ olacak ya da ömrümüzü sessizce tüketen görünmez bir HIRSIZ…
Kararı algoritmalar vermeyecek.
Kararı biz vereceğiz.
Çünkü insanın gerçek zenginliği, banka hesabında değil; ömrünü neye harcadığında gizlidir.
Ve unutmayalım…
Takvimden kopan her yaprak yeniden yerine konabilir sanırız; oysa eksilen takvim değil, ömrümüzdür. Telefonun şarjı yeniden dolabilir, silinen dosyalar geri getirilebilir; fakat tüketilen zamanı hiçbir güç geri döndüremez.
İşte bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve Allah’ın zamana yemin ederek , dikkat çeken en kısa ama en derin surelerden biri olan ”Asr Suresi,” hepimize adeta bir hayat pusulası sunmakta.
“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.”
Ne kadar ekranımız olduğundan çok, ömrümüzü neyle doldurduğumuz önemlidir.
Çünkü parmağımız ekranda kayarken, farkına varmadan ömrümüz de kayıyor.