Pamuk eller cebe!

Bu da Merkez'e zorunlu karşılık.

İstikrarlı büyüyen bir ekonomi. Üstelik de hem muhalefeti hem de iktidarı, önüne aynı hedefi koymuş. Dünyada belki de önüne bu kadar iddialı hedef koymuş bir tek ülke yok. 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmek. Üstelik bu hedef öyle eften püften de değil. İşkembe-i kübradan uzak, istatistiksel mekanizmaları iyi oturtulmuş, harekat planları inceden düşünülmüş bir hedef. Merakı olan alsın TİM’in raporunu okusun. Tüm yol haritası çizilmiş.

BU İŞTE Bİ EKSİKLİK VAR
Peki bu hedefe nasıl gidecek Türkiye?
Eğri oturup doğru konuşalım. Türkiye’nin dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olması için ihtiyacı olan en önemli şey yatırım sermayesi. Yani Türkiye’de en az olan şey.

Girişim ruhu: Dünya yarışamaz.
Yaratıcı ticari zeka: Fıkra gibi öykülerle kanıtlanmış bir ticari zekamız var.
Emek gücü: Sadece Türkiye’yi değil, Almanya, İsviçre, Avusturya, Danimarka, Belçika’yı bile sırtlıyor.

Coğrafya: Deniz ve havayolu, karayolu ile daha avantajlı bir ülke daha yok.
Genç nüfus, jeo-stratejik konum, Avrupa ve Asya kültürünün sentezi vs vs. Say say bitmez. Bu denklemde bir tek şey eksik. O da yatırım sermayesi. Bu yüzden zaten tarihi boyunca Türkiye yatırım sermayesini daima dışarıdan çekmeye çalıştı. Kimi zaman borçla, kimi zaman sattığı, özelleştirdiği varlıklarla.

Hedef önümüzde. Çok net ve açık. Kararlılık büyük. Televizyonlarda reklamları bile şimdiden dönmeye başladı.

BANKALARA OH MU OLSUN?
Fakat şu sıralar bir şeyler değişiyor. Merkez Bankası stratejisini değiştiriyor. Faiz üzerinden uyguladığı politikanın yerine denenmemiş bir silah alıyor: Zorunlu karşılık politikası.

Nedir bu zorunlu karşılık? Çok basit anlatalım. Siz bankaya götürüyorsunuz bir para yatırıyorsunuz. Banka sizin yatırdığınız bu para karşılığında size faiz veriyor. Sizin yatırdığınız paranın da büyük bölümüyle kredi olarak veya borçlanma senetleri alımında kullanıyor. Siz 1 yatırıyorsunuz. Banka onu 3-5 kez kullanıyor ve yatırdığınızın misli misli kaydî para yaratıyor. Fakat banka bu para yaratma mekanizmasını çalıştırırken sizin paranızın hepsini kullanamıyor. Çünkü bu paranın belli bir bölümünü Merkez Bankası’nda tutmak zorunda. Ne kadarını tutacağına Merkez Bankası karar veriyor. Merkez, eskiden kendisinde tutulan bu paralar karşısında bankalara faiz verirdi. O artık yok. Merkez, eğer zorunlu karşılık oranını artırmaya karar verirse, haliyle bankanın kullanabileceği para miktarı azalıyor.

İşte Merkez Bankası, bu yılın başından beri bu karşılık oranlarını oldukça radikal miktarlarda artırdı. Bu da piyasalardan toplamda 41.3 milyar dolar çekilmesine neden olacak bir operasyon.

Sonuç ne olacak? Piyasadaki para miktarı azalacak. Yaratılan para miktarı azalacağı için bankaların kârları da azalacak. Romantik düşünceyle bakarsak: Bankalara oh olsun!

Peki ya objektif ve mantıklı bakarsak? Akıllara birçok soru işareti getiriyor bu politika. Mesela?..

FAİZLER YÜZDE 1'İN ÜZERİNE ÇIKACAK
Azalan para miktarı, parayı daha değerli hale getirecek. Yani çok basit: Faizler artacak. Araba veya ev almak gibi bir niyetiniz varsa kısa vadede elinizi çabuk tutsanız iyi olur. Çünkü bankalar kredi musluğunu yavaş yavaş kısacak. Üstelik kredi almanın maliyeti eskisi kadar ucuz da olmayacak. HT Ekonomi’den Sefer Yüksel’in Denizbank Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Hakan Ateş’le yaptığı ropörtajda her şey çok net şekilde anlatılmış. Merkez’in kararlarının bankalara maliyet etkisi 40 baz puan. Bunun 20-25 baz puanını bankalar karşılayacak (yani kârları düşecek), 15-20 baz puanı da banka müşterilerine yani bize yansıyacak. Kredi faizleri yüzde 1’in üzerine çıkacak. Parayı kullanmak artık daha pahalı olacak.

VERGİ AÇIĞINI KİM TELAFİ EDECEK?
İkinci etkisi?
Bankalar bu ülkede 1 yılda toplanan kurumlar vergisinin yaklaşık dörtte birini ödüyor. 2009 yılında toplanan kurumlar vergisi 18 milyar TL civarında. Bunun 4.73 milyar TL’sini bankalar ödedi. 2010 yılının ilk üç çeyreğinde toplam 14.95 milyar TL’lik kurumlar vergisi tahsilatı yapıldı. Bunun 3.68 milyar TL’sini bankalar ödedi.

Devletin 2011 yılında hedeflediği kurumlar vergisi tahsilatı yaklaşık 23 milyar TL. Yani devletin aynı orantıyla bakarsak bankalardan 5.8 milyar TL’ye yakın vergi tahsilatı yapmaya ihtiyacı var.

Diyelim ki bankacıların bu kararların ardından yaptıkları kehanet gerçekleşti ve banka karları yüzde 20 azaldı. Bu durumda tahsil edilecek vergi miktarı 1 milyar TL azalacak. Toplamda devletin vergi açığı 1.8 milyar TL’yi bulacak. Peki devlet bu vergiyi bir şekilde bulmak zorundaysa nasıl karşılayacak açığı? Her zaman olduğu gibi dolaylı vergilerden mi?

Dolaylı vergi lafını duyar duymaz elinizi cüzdana atmanız gerektiğini sanırım artık hepiniz biliyorsunuz. Eğer bu açık dolaylı vergiden karşılanacaksa dolaylı vergi mükellefinin cebinden ekstra 500-1000 TL bir ilave yıllık vergi çıkması mümkün. Ya da lüks tüketime ilave vergi konulur, sigara vergileri zamlanır, içkiye ekstra vergi gelir, akaryakıta yansırsa bu vergi, o zaman hepimizin cebinden çıkmaz bu para. Ama aramızdan bazılarının cebinden fena çıkar. Veya devlet, “Ne yapalım canım, banka kârları azaldı. Biz de ayağımızı yorganımıza göre uzatırız” diyip, daha az harcar.

Bazı bakanlıkların veya idarelerin bütçeleri azaltma yönünde revize edilir..

BORSANIN YARIDAN FAZLASI
Üçüncü etkisi borsaya. Alınan kararlar İMKB-100 endeksinin yüzde 41’ini doğrudan, yüzde 57’sini ise dolaylı olarak etkiliyor. Banka karlılıklarının yüzde 20-25 azalması, bankaların ‘fiyat/kazanç’ gibi uluslararası değerleme kriterleri açısından yüzde 20-25 daha pahalılaşmasıyla eşdeğer. Zaten bunların piyasaya yansımalarını görmeye başladık. Banka hisseleri dengeyi bulabilmek açısından düşüyor. Dolayısıyla yüzde 41’ini banka hisseleri oluşturan İMKB-100 endeksinin de buna kayıtsız kalma imkanı yok.

Fakat bu etki sadece yüzde 41’le sınırlı kalacak bir etki değil. Çünkü kârlılığının çok ciddi bir bölümünü bu bankalardan sağlayan büyük holdingleri de unutmamak lazım. Banka karlarındaki azalma bu holdinglerin elde ettikleri temettüyle doğru orantılı olarak karlarının da azalmasına, dolayısıyla endeks üzerinde ağırlığı bulunan bu holding hisselerinin de pahalı hale gelmesine neden olabilecek. Yabancıların hakimliği üzerinden bakarsanız piyasanın yüzde 70’inden fazlası bu karardan etkileniyor.

2010 yıl sonu karlarını açıklayan şirketler üzerinden bir hesaplama yapıldığında İMKB yaklaşık olarak ortalama 12.78 fiyat/kazanç oranıyla işlem görüyor. Geçen yılın aynı döneminde bu oran 12.19 civarındaydı.

Dow Jones 15, Hong Kong Borsası 28, Singapur Borsası 21, Meksika Borsası 19, Brezilya 13, Alman Borsası 12.5, Kanada ve Londra 12, İspanya 11.75 ve Rusya 9.5 civarında fiyat/kazanç oranlarına sahip. Yani Rusya’ya göre oldukça pahalı, bazı gelişmiş ülkelere göre de pahalı durumdayız. Bazılarına göre ise ucuz. Fakat uluslar arası sermaye borsa yatırımı yaparken bugünkü fiyat/kazanç oranlarını değil, 12 ay sonrasını hesaplar ve kararını ona göre yapar. 12 ay sonrasında banka karlarında düşüş görünüyor. Dolayısıyla hiç de ucuz bir piyasa görünmüyor.

ENFLASYON İTHALATINA DAVETİYE Mİ?
Dördüncü etkisi. Eğer Merkez Bankası’nın şimdilik “bekleyip-görelim” gibi bir tavırla tanımladığı bu politika eğer tutarsa o zaman TL’nin değeri azalırken döviz kurları daha değerli olacak. Bu durumda ithal malın maliyeti de artacak. Türkiye ithalatla büyüyen bir ülke. Bunu artık hepimizin kabul etmesi gerekiyor. Son gelen rakamlara bakın. Büyüme 2010'da yüzde 8.9. Şubat ayında ithalattaki artış yüzde 48.7, ihracattaki artıy yüzde 22.2.

Yani tüketeceğimiz malı yurtdışından alıyoruz. Zaten Merkez'in yola çıkış noktası da bu. Ucuz dolar, pahalı TL nedeniyle cari açık dert olmaya başlıyor. Tamam, peki, eğer malın yerli alternatifi var ve ucuzsa bu politikayla oh ne âlâ. Cari açık belası yere iner. Sonra da önümüze gelene bir tekme!

Ya alternatifi yok ve olan da pahalıysa. Ya Türkiye o malları hiçbir zaman ucuza üretemiyorsa. O zaman nur topu gibi bir ithal enflasyonumuz olursa hiç şaşırmamak gerek.

Zaten petrol ve emtia fiyatları yükselişte.

Otomotivcilerin işinin zor olacağı bir dönem başlar. Hammaddesini ithal kullanan her sektör için geçerli bu durum. Turizmciler ve ihracatçılar içinse cennet gibi bir dönem yaşanır.

Peki bunlar da bir tercih değil mi? Yani ekonomi yönetimi ve bürokrasisi, "Bugüne kadar olan dönem kapandı. Artık kendinizi yeni şartlara hazırlayın" deme hakkına sahip değil mi?

Elbette sahip. Yukarıda saydığım sonuçlardan biri veya birçoğunu bilerek hareket ettikten sonra sorun yok.
Eğer sonucunda refah varsa, hep beraber sıkıntılarına katlanırız. Zaten bu ülkenin büyük bir çoğunluğu kıtı kıtına bütçelerle ayı geçiriyor. Olan onlara değil, daha çok harcama düzeyini yüksekte tutanlara olur.

Ekonomi Haberleri

Türk Devletleri Arasında Dijital Ticaret Köprüsü Kuruluyor
KONYA'DA TRAFİĞİ DURDURACAK GELİŞME
Toplam 7 milyar lira Evde Bakım Yardımı hesaplara yatırıldı
NOTERLERLE İLGİLİ KARAR
O BİLE KORKUYOR