MÜSİAD Konya Şube Başkanı Selçuk Öztürk bir yazılı açıklama yaparak gündemdeki Vakıflar yasası konusundaki görüşlerini açıkladı. Konuyla ilgili Konya milletvekillerine de bir yazı gönderdiklerini ifade eden Öztürk “Vakıflar yasası çok stratejik bir konudur. Bu kanun, çıkmadan önce kamuoyunda daha fazla tartışılması gerekir. Bu gün atılacak adımlar ülkemizde yarınlar için istenmeyen neticeler doğurabilir. Yapılan düzenlemelerde ülkemizin geleceği düşünülerek hareket edilmelidir. Vakıflar Kanun Tasarısının görüşmeleri acilen durmalıdır ve bu konu gündemden çıkmalıdır. Bu kanunun yasalaşması geleceğimiz açısından ciddi mahzurludur” dedi.
Öztürk açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
Yasada yer alan Azınlık Vakıflarına Mülk İadesi ile ilgili maddeler birçok açıdan mahzurludur. 1936 yılında yayınlanan yasada Vakıflar Yasasında azınlık vakıfları ile ilgili yeterince çalışma yapılmıştır. 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1936'da azınlıklardan bir beyanname alınmıştı. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve tapu idarelerine verilen bu beyannameler hem Osmanlı döneminde verilen beyannamelerde yer alan taşınmazları hem de çeşitli yollardan 1936'ya kadar elde edilen gayrimenkulleri kapsamaktadır. Cemaat Meclisleri tarafından hazırlanıp resmi makamlara verilen bu beyannameler üzerine, vakfiyeleri olmadığı halde bugünkü Azınlık Vakıfları, vakıf statüsü kazanmıştır. Bizce alınan bu beyanname ve yürürlükteki yasalar ile oluşmuş durum, mevcut haliyle kalmalıdır. Yine yasa maddelerinde, vakıflara geçmişe yönelik mal edinme hakları verilmektedir. Bu durum ciddi mülkiyet sorunu oluşturacaktır. Tasarının Geçici 7 maddesiyle, geçmişten bu yana yasal sınırlamalar nedeniyle, hazine yahut Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal eden ne kadar taşınmaz varsa, bunların hepsinin cemaat vakıfları adına tescil edilmesi yönünde bir düzenleme yapılmaktadır. Bununla birlikte tapuda ne kadar müstear isme yahut bilinmeyen isme kayıtlı taşınmaz varsa cemaat vakıfları adına tescili öngörülmektedir. Diğer taraftan iade edilecek mallarla ilgili de yetkililerin oluşturduğu rakamlarda çelişki vardır. Bu durum konu ile ilgili yeterince çalışma yapılmadığının net göstergesidir. Hatta üçüncü şahıslara intikal eden taşınmazlar için de bu düzenleme yargı yolunu açacaktır. Nitekim cemaat vakıflarına dönüşü öngörülen taşınmazların, hazine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğüne intikal etmesi ile üçüncü şahıslara intikal etmesi arasında bir fark bulunmadığı yönünde kararlar alınabilecektir. AİHM’nin bugüne kadar verdiği kararlar emsal alınırsa ileride Türkiye çok büyük tazminat yükü ile karşılaşabilecektir. Konu son derece vahim sonuçlar içerecek niteliktedir. Neticede bu yasadan zararlı çıkacak olan devletimiz ve halkımız olacaktır. Memleket