Savaş TAŞKESEN
Ona o kuşlar yüzünden attığı dayaklar geldi aklına. Yeniden ağladı. İkindi vakti için camiye doğru evden çıktı. Etrafında ölümün halesi vardı. Kuşlar havalandı. Haleba, Göv Meverdi, İstanbullu, Baştan kara. Murat ölmüştü. Yem veren olmamıştı.
Esmerdi. Üzeri sürekli tozluydu. Futbolu ve kuşları severdi. Okula her zaman ayaklarında kramponlarıyla gelirdi. Kayar, düşerdi bazen teneffüste, okuldan önce, okuldan sonra. Futbol: varoluş sebebi. Siyah, fıldır fıldır dönen gözleri vardı. Çocuklarla, kendinden küçük ya da büyük fark etmez, kavga eder, dayak yer dayak atardı. Sigara içerdi. Bahis konusunda üstüne yoktu. Arkadaşları arasında ön plana çıkmak, onların yapamayacağı şeyleri yapabileceğini iddia ederek onlara karşı üstünlük elde etmeye çalışırdı. Komik duruma düşerdi bazen iddia ettiği şeylerden. İnandırıcılığını yitirirdi bu yüzden. Gülerdi arkadaşları. Sürekli onun üzerine giderlerdi. Ondan nefret eden kıza "-Okul bitince seni alacağım, benim olacaksın" diyordu inatlaştığı için. İnat ve iddia onun yaşam biçimiydi. Okuldaki yaramazlıkları, bayan öğretmenleri ağlatması, komşunun evine girmesi, pazardan elma, komşunun bahçesinden erik, kiraz, çoban köpeğinin yavrusunu çalarak kendini ispat ediyordu. Kendini buluyor, anlamlı hissediyordu. Yapılan işlerde bir fecaat, gözlerinde bir aldatılmışlık ışığı bulunurdu. Bu yüzden hem biraz hain hem de oldukça saf görünürdü. Arkadaş kurbanı deniliyordu. Derslerdeki yetersizliği ve geriliğini diğer çocukların yapmaktan korktukları, çekindikleri şeyleri yaparak, örtmeye çalışırdı. Birisinin bahçesine mi girilecek, öğretmene karşı mı gelinecek, yazılıda boş kağıt mı verilecek, dersten izinsiz mi çıkılacak hepsini yapardı diğerleri yapmıyor/yapamıyor diye. Bunların sonucu duyduğu sözler, yediği dayaklar onun için övünç madalyasıydı. Mağrur mağrur gezerdi. Kuşlarını çok severdi. Başkalarının evinden çalacak kadar çok! Gömleği dışarıda, yüzü, saçı tozlu ve pis, dudağı patlak, kollar yanlarda, boyun hafif eğik, kafasının üst tarafında saçlar dik, düzensizdi. Çünkü diğer çocuklar temizdi. Okumayı sevseydi Tom Sawyer hoşuna giderdi.
.....
Tatildi. Çandır'ın havuzunda yüzeceklerdi. Altı kişiydiler. Bir tanesi "-Gölette yüzelim" dedi. Bisikletlerine bindiler. Arkalarında ince bir toz bulutu bırakarak gittiler gölete. Dikenli telleri aştılar. "Suya girmek tehlikelidir" yazısına aldırmadılar. Kimseler görmedi. Bisikletleri kenara bıraktılar. Üzerindekileri çıkardılar. O da, her an maça hazır olmak için sürekli giydiği, kramponları çıkardı. Suya girdi. Dünyadaki son izleri kenardaki çamura bıraktı. "-Ben hepinizden daha iyi yüzerim" dedi. Yüzmeyi kötü denecek kadar dahi bilmiyordu. Arkadaşları güldüler. Çamurlu, balçık kıyısında göletin yavaşça suya girdiler. O sırt üstü iki üç kulaç attı. Ayağının altından zemin kaydı. Gölet çamurlu bir karanlıktı. Çamur rengi karanlıktan göğün maviliğine, beyaz bulutlara bakarken kuşları geldi aklına. Ve annesi ve babası, kardeşleri. Bağırmadı. Kendi kendine kurtulmak için el ve ayaklarıyla çırpındı. Bir kez battı. Bir daha çıkmadı. Arkadaşları sadece baktı. Kurtarma girişiminde bulunan olmadı.
.....
Aradılar. Sordular. Kimseler bir şey demedi. Yer yarıldı içine mi girdi? Yoktu. O yoktu. Kuşlar açtı. Çocuklar sorgulanınca çözüldü tespihin taneleri. Yaşı daha on dörttü. Daha ileriye gidemedi. Üç gün sonra çıkardılar. Su yutmaktan şişmişti. Balıklar elini, dudaklarını yemişti. Saati o yaşta doldu. Gölette boğuldu. Kuşlar göğe doğru savruldu, savruldu. Karnesi dolmadı. Okulda sırası boş kaldı. Mezun olmadan mezara girdi. Kaydı düşüldü: Öldü. Karne almadan ölen çocuklar sırasında kaçıncıydı?