Ötekilerle yaşamaya mecburuz!

'Kur'an-ı Kerim'in farklı inanç mensuplarına yaklaşımı' konulu sempozyumda Prof. Dr. Ahmet Önkal, yakın bir gelecekte Müslümanların kendileri gibi yaşamayan insanlarla bir arada yaşamaya mecbur kalacaklarını vurguladı.

Meram Belediyesi ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nin ortaklaşa düzenledikleri 'Kur'an-ı Kerim'in farklı inanç mensuplarına yaklaşımı' konulu sempozyum, Sadreddin Konevi Kültür Merkezi’nde başladı.


Konevi Kültür Merkezi'nde düzenlenen ve Meram Belediye Başkanı Refik Tuzcuoğlu, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal, İl Genel Meclisi Başkanı Mustafa Sabri Ak ve Türkiye'nin birçok üniversitesinden öğretim görevlileriyle, aralarında hanım öğrencilerin ağırlıkta olduğu çok sayıda üniversite öğrencisinin katıldığı sempozyumun açılış konuşmasını Refik Tuzcuoğlu yaptı.


Daha sonra kürsüye gelen SÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Önkal, Kur'an-ı Kerim'in ‘ötekiler’ diye tabir edilen farklı inanç mensuplarına ilişkin ayetler içerdiğini belirterek, "Kur'an-ı Kerim, 23 sene boyunca ayet ayet inmiştir. Müslümanlar'ın toplumsal bir yaklaşımla farklı inanç mensuplarına karşı almaları gereken tavırları içeren ayetler mevcuttur. Peygamber Efendimiz, farklı inanç mensuplarıyla münasebetler kurmuştur ve kıyamete kadar örnek alınacak ilişkiler sergilemiştir. Sosyal hayatın bir gereği olarak Müslümanlar her zaman ötekilerle ilişki kurmak mecburiyeti içerisindedir” dedi.


Küreselleşen dünyada iletişim kurmanın eskiye göre daha yoğun şekilde gerçekleşmeye başladığına dikkat çeken Önkal, özellikle ülkemizin içerisinde bulunduğu AB süreci dikkate alınacak olursa, vatandaşlarımız yakın bir gelecekte kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yaşamayan farklı inanç ve ırka sahip insanlarla temas etmeye, bir arada yaşamaya, bunu istesinler ya da istemesinler mecbur kalacaklardır. Müslümanların ‘öteki’ olarak tabir edilen farklı inançlardaki insanlarla ilişkilerini Kur’an zemininde yapılandırmaya ihtiyaçları vardır. Gerek batı ülkelerinde gerekse İslam ülkelerinde bazı bahtsız kişilerin Peygamber Efendimiz'i hedef alarak Müslümanlar'ı uzlaşmacı olmayan barbar, terörist kimliğiyle tanımlamalarına cevap vermek, bunu ele almak gerekmektedir. Sempozyumumuzun üst başlığını ‘Kur’an Sempozyumu’ olarak belirledik, çünkü Müslümanlar’ın hayatına Kur’an yön vermelidir. Kur’an’ın referans olduğu İslam tarihi birlikte yaşamanın en güzel örneklerini vermektedir. Gerek Hz. Peygamber döneminden, gerek Hulefa-i Raşidin döneminden, gerekse de Osmanlılar gibi daha sonraki dönemlerden bu ilişkilere dair bir çok örnek vardır. Fazla tarihe ya da uzağa gitmeye gerek yok. Aramızda canlı şahitleri olmasa da yakın zamanlara kadar Konya da farklı inançlardan insanların birlikte yaşadığı bir şehirdi. Genellikle Konya’ya 20 km uzaklıktaki Sille’de yaşayan birçok gayrimüslim insan, Konya halkıyla son derece sıcak münasebetler geliştirebilmişti. Hatta Müslüman komşularına mallarını, canlarını bile emanet etmişlerdi. Uzun asırlar boyunca barışı ve huzuru temin eden medeniyetimiz, bundan sonra da ortaya çıkabilecek problemleri göğüslemeye, onları çözümlemeye hazırdır. Kur’an Müslümanlara bu ruh ve şuuru kazandırmıştır. Çok hukuklu, çok uluslu, çok kültürlü bir toplum anlayışı Kur’an’ın anlayışıdır. Merhum İslam tarihçisi Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ın da belirttiği gibi dünyanın ilk yazılı anayasası Medine Vesikası’dır. Bu vesikayla Hz. Peygamber, ileride kendisine düşman olacaklarını firasetiyle bildiği halde, Yahudileri İslam devletinin vatandaşı olarak kabul etmiştir" şeklinde konuştu. Önkal, gelecek yıllarda “Sünnet”, “Siyer” gibi başlıklarla düzenlenecek sempozyumlarla bu ilmi faaliyeti gelenekselleştirmek istediklerini söyleyerek konuşmasını tamamladı.


Konuşmaların ardından geçilen sempozyumun Prof. Dr. İsmet Ersöz’ün başkanlık ettiği ilk oturumda tebliğci olarak yer alan Doç. Dr. Mustafa Öztürk, Ehl-i Kitapla ilgili ayetlerde geçen Tevrat, İncil ve tahrif kavramlarının açıklığa kavuşturulması gerektiğine vurgu yaparak “Tahrifin gerçek mahiyeti nedir? Müfessirlerin tahrif kavramına yükledikleri anlam nedir?” sorularına klasik tefsirlerdeki görüş ve anlayışlar çerçevesinde cevap bulmaya çalıştı. Oturumun ikinci konuşmacısı Doç. Dr. İsmail Çalışkan ise “Kur’an, İslam dışındaki dinleri vakıa olarak kabul eder. Ayrıca Allah’ın insanların tek bir inanç etrafında birleşmesini zorlamadığını hatırlamak gerekir. Hal böyleyken müfessirlerin öteki dinlerin ortadan kalkacağını iddia etmeleri sünnetullaha uygun değildir” dedi. Müslümanların ondört asır sonra doğrudan Kur’an’a dayanarak dinlerinin niteliklerini ve “Öteki” karşısında benimsedikleri konumlarını yeniden gözden geçirmeleri ve tartışmaları gerektiğini söyleyen Çalışkan burada vurgulanması gerekli olan noktanın hakim olanın aynı zamanda belirleyici olma isteği olduğunu öne sürdü. İlk oturumda Prof. Dr. Lütfullah Cebeci ve Doç. Dr. Mustafa Aydın da müzakereci olarak tebliğcilerin ileri sürdükleri tezleri muaheze ettiler.


Programı takip edenler arasında zaman zaman fısıltıyla da olsa sempozyumu halkın da takip etmesini sağlayacak ve İslam medeniyetinin geçmiş dönemlerindeki gibi halk ile din alimlerinin karşılıklı görüş alışverişinde bulunabildiği bir düzeyde yapılması gerektiği konuşuldu. Sempozyumda seçilen tebliğ konularının, hatta sempozyumun asıl başlığının halkın ilgisini çekmekten uzak düştüğünü savunanlar, “Keşke halk da burada olsaydı, istifade edecek çok şey konuşuldu” dediler. Murat Güzel-Memleket

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?