Osmanlı şehri Selanik izlenimleri

Arkadaşımız Bahadır Bozoğlan bir konferans için Osmanlı şehri Selanik'teydi.

SELANİK

Bahadır Bozoğlan

tarihinde padişah 'ın yönettiği bir ordusu tarafından fethedilen ve yaklaşık 500 yıl sonra 1909 yılında II. Abdülhamit’in tahtan indirilişinin 3. Yılında 1912’de Balkan harbinde Yunanlıların eline geçen Selanik şehrine doğru bir konferans için…

Konya’dan bir Kasım öğleden sonra Ankara’dan bir turizm şirketinden bir otobüs, şoförü ve rehberi ile yola çıktık. Türk usulü olarak yolda ihtiyaçlarımızı karşılayacak, sandviç, evde yapılan kekler, börekler vs. ve su ve çeşitli içecekler otobüste mevcut. 26 kişilik otobüste 13, şoförle beraber 14 kişiyiz. Ankara ve Bolu’dan yolcuları da aldıktan sonra İstanbul üzerinden Tekirdağ ve Edirne üzerinde sabaha karşı İpsala sınır kapısındayız. Sınırın kendi tarafımızdan kısa sürede geçiyoruz ama sınırın diğer tarafına gelince bizi pala bıyıklı gömleğinin üsten üç düğmesi açık olan bir Yunanlı karşılıyor. Bizi epeyce beklettikten sonra otobüsten indiriyor ama sonra gerek olmadığını anlıyoruz ve gene bindiriyor. Bu arada şoförümüze bağırıp çağırıyor. Ortalıkta pek insan yok karşı tarafın yani Avrupa yakasının kapı girişinde çok miktarda güvercin yuva yapmış ve tahmin ettiğim kadarıyla gene karşı tarafın camlarının üstünde Teksas’ta görebileceğimiz aranan insanların resimleri yer almakta. Neyse, epey sonra sınırdan içeri giriyoruz.

Yunanistan’ın kuzeyi İpsala, Kavala, Gümülcüne ve Selanik genel itibari ile Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgeler. Osmanlı hâkimiyetinin en uzun olduğu bölgeler de denilebilir. Sınırdan yolda gidiyoruz ve yol sahil boyunca ilerliyor ve sağlı ve sollu minareler görülmekte. Yunanistan kuzey ege denizi boyunca ince bir şerit halinde adeta Bulgaristan’ı güneyden soyutlar bir şekilde yer alarak ilerlemekte. Yolda ihtiyaç molası veriliyor bir petrol istasyonunda ama ne istasyon tuvalet tuvaletten başka her şeye benziyor. Dolayısıyla mola kısa sürüyor. Yolda başka mola verecek yer bulamıyoruz epey sonra yol boyunca tek olan mola yerinde duruyoruz. Burada pasta börek tarzı şeyler satılıyor. Biz dışarıdaki masalarda memleketten getirdiğimiz şeyleri çay eşliğinde yiyoruz. Ege denizinin kuzey batısında yer alan bir körfez şehri olan Kavala’dan geçtikten sonra Selanik’e varıyoruz.

Saat 16 gibi geceliği 55 avro olan şehir merkezindeki üç yıldızlı otelimize varıyoruz. Otel yerleştikten sonra konferans merkezine gitmek üzere yola çıkıyoruz. Ama konferans yeri olan Makedonya Üniversitesini bulmamız epey zaman alıyor. Bizi Türk usulünde olduğu gibi ne karşılayan var nede yol gösteren. İşin en ilginç yanı bu uluslar arası konferansın web sayfası da Yunanca. Anla anlayabilirsen. Akşam konferans açılışı ve kokteyl oluyor. Orada Romanya ve Bulgaristan’dan gelen sıcakkanlı hocalarla tanışıyoruz. Konferans salonuna gelince orası da ilginç, her yer adeta çöp götürüyor. Çünkü Yunanistan’da 14.00’da banaklar, eczaneler hatta mağazalar bile kapanıyor. Sadece salı ver perşembe günleri 14.00 ve 16.00 arasında ekstradan açılıyor. Burada sol görüş epey ağırlıkta. Sınav zamanlarında öğrencilerin yürüyüşleri ve okullara aylarca ara verilmesi epey yaygın. Diğer bir önemli manzarada bakkallar dahil olmak üzere bir çok şeyin üzerin sprey boya ile boyanmış ve karalanmış olması.

Oradan ayrılıp otelimize geri dönüyoruz. Eğitim fakültesinde asistan olan dostum Muhittin’le şöyle bir dolaşmak ve resim çekmek için çıkıyoruz. Etrafta eski birçok kilise, han ve hamam görmek mümkün. Ve birkaç tane de kiliseye dönüştürülmüş cami. Şehrin ortasındaki büyükçe parkta resim çekilmek için duruyoruz ve tama o sırada iki genç geliyor. Onlara rica ediyoruz ve İskilip’ten gelen iki Türk olduğunu anlıyoruz. Resim çekilip beraber bir kâffeye gidiyoruz. Anlattıklarından oradaki Türklerin epey problemleri olduğu anlaşılıyor. Epeyce dertleşiyoruz ve e-mail adreslerimizi alıyoruz. Sonra otele dönüyoruz.

Maalesef otel odasının yanı sıra double yatağımı da dostum Muhittinle paylaşmak zorunda kalıyorum. Geceleyin dostumu aynı yatakta görmek bir kabus oluyor ve bir bağırtı sen misin Muhittin deyip uyumaya devam. Ertesi gün 10 kasım ve Selanik’teyiz. Saat 09.00 da sunumuzu yapmak üzere otelden ayrılıyoruz. Bu sefer Üniversiteyi daha hızlı buluyoruz ama sunum yapacağımız yerleri bulmak o kadar da kolay olmuyor. Neyse epey sonra bulduktan sonra sunumuzu yapıp Selanik’te tur atıp Mustafa Kemal’in Selanik’teki doğduğu evi ziyaret etmek üzere ayrılıyoruz. Atatürk’ün ölüm yol dönümü ile ilgili resmi töreni kaçırsak ta evi gezmek kısmet oluyor. Ev son zamanlara kadar bir restorasyona uğramamış. Evin girişinde resmi bir memur dışında da Yunan polisi var. Burası aynı zamanda bir konsolosluk. Bahçede Atatürk’ün çocukluğunda ekildiğine inanılan bir nar ağacı var. Ahşap bir ve şu an müze görevi görmekteyiz. Giriş katında solda ilk oda mutfak, ikinci oda anne ve babasının odası ve geleneksel inanç kültürüne uygun bir oda ve bütün odalar ortada bir oturma odasına açılıyor. Girişte sağda banyo ve tuvalet var ve sağdan ikinci oda çalışma odası. İkinci katta Atatürk’ün yatak odası bulunuyor gene orta kısımda sedirler mevcut. Elbette yıllar sonra Atatürk’ün doğduğu evde bulunmaktan dolayı duygulanıyoruz ve evde birçok resim çekiliyoruz.

Günlerden cumartesi olduğu için açık bir yer bulmak zor. Sadece, lokanta, marke ve kaffeler açık. Biraz hediyelik eşya adlıktan sonra otele gidip akşam yemeği için hazırlanıp çıkıyoruz. Bol müzik yemekte sonra akşam 23 gibi otele dönüyoruz. Sabahleyin 3 saatliğine 200 avroya tuttuğumuz Yunanlı rehberimizle şehri gezmek için yola çıkıyoruz. Ağzından Osmanlı ve ona ait bir tek eser hakkında bir şey duyamıyoruz. Gene de ağızlarından çıkan bazı Türkçe kelimeler bize buranın eskiden bir Osmanlı şehri olduğunu anımsatıyor. Bir parantez açmak gerekirse Yunanistan Makedonya’yı tanımıyor ve Önceki Yugoslavya Cumhuriyeti olarak adlandırıyor. Tepede olan kale içine (Osmanlı’dan kaldığını düşündüğüm) oradan bahsedilmese de Osmanlı yapımı deniz kenarı kulesine (Beyaz kule, White Tower)’a gidiyoruz.Buranın bir hükümlü tarafından beyaza boyandığı söyleniyor. Deniz kenarında Büyük İskender’in onların deyimiyle Great Alexander’ın heykeli önünde bilgi aldıktan sonra soğuk Yunan kahvesi içmek üzere bir deniz kenarı kafeteryasına gidiyoruz. Bu soğuk ve acı kahveye (Türk kahvesinin soğuğu) tam 5 avro ödüyoruz. Sonra şehrin en eski ve büyük kilisesine gidiyoruz. Burada Pazar ayini var ve herkes hemen hemen özel giysiler giymiş. İçeride acayip bir duman tütü kokusu var. Ve çeşitli boylardave kalınlıklarda mumlar görüyoruz ve merak edip soruyorum bu farklılık niye? Bana herkesin günahına göre boyda bir mum yaktığını söylüyorlar. Sonra siyahlar gitmiş köşe kısımlarda duran birkaç secde halinde ve ağlamaklı insanlar görüyoruz.

Selanik konum olarak hemen hemen İzmir’in karşısında ve benzer iklim ve doğa özellikleri gösteriyor İzmir kadar gelişmiş olmasa da. Selanik’te bize merkeze yakın olduğu için eleştirilen benzin pompaları iki adet apartmanların altında bir dükkân gibi işletiliyor. Selanik eski bir Osmanlı şehri olduğu belli etse de bunu insanlardan duymak pek mümkün değil. Selanik’teki kısa konaklamamızdan sonra ayrılıyoruz ve Türkiye’ye doğru uzun yolculuğumuza çıkıyoruz. Durmada sınıra varıyoruz ve bu sefer çıkmak kolay oluyor. Hepimiz heyecanla Türkiye sınırını geçmek için bekliyoruz çünkü sınırın öbür ucunda Tekirdağ ve köftesi var. Güzel bir köftecinin önünde durup güzelce köftenin, ayranın tadını çıkarıyoruz özlem içinde…

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?