Örümcek ağı-2

yazar-64

    ÖRÜMCEK AĞI İLE AKLIN VE İZ’ANIN GÖZÜ ARASINDA II

 

         Bir önceki yazımızda-yeni bir ifade ile özetlemek gerekirse- her fırsatta insani değerlerden ödün vermeden yayın yapma anlayışı ile hala “horozu çalınan imam”ın haberini “Hoca horoz çaldı” şeklinde idolojik bir kavga ve provokasyon anlayışı ile sunan zihniyet arasındaki fark üzerinde durmuş ve “ben bu mukayesenin istastiki verilere dayalı rakamlardan mürekkep donuk yanında veyahut teknik mefhumlardan mürekkep ansiklopedik yanında değilim biraz insaniyet biraz da üslup tarafında –“üslub u beyan ayniyle insandır” kaidesine istinaden- durmaya çalışacağım.”  Diyerek sizleri beyandaki maksattan haberdar etmeye çalışmıştım.

 

        Bunu da geçirdiği yirmi- yirmi beş yıla dayanarak, bu ülkede ilkeli ve kaliteli gazete olarak kalabilmenin acı tecrübelerinden geçmiş ama; yayıncılık felsefesinde önce insanı ve evrensel değerleri ön planda tutmuş ve bunu yaparken, bu değişerek gelişme evresinde okurunu  da bu yolculukta bir seviyeye getirmiş ona –kültürel mana da söylüyorum- sınıf atlatmış bir gazete ile bir başka gazetenin maalesef uzun yıllar basın dünyasında boy göstermiş olmasına rağmen birtakım takıntılardan kurtulamamış ve hala otuzlu kırklı yılların dar bakışıyla meselelere yaklaşan ve hadiseleri o örümcek ağının ardından okumaya çalışan yazarı arasında geçen bir tartışma üzerinden yapmaya çalışacağım. İsterseniz siz buna aklın ve tecrübenin ne yaşla ne de belli kulüplerin ve belli yerlerin sağladığı imtiyazla etiketle neyse siz anladınız onu… olmadığını işin hadiselere önce iyi niyetle ve fedakarlıkla yaklaşabilme ile olduğunu modernitenin bu kıymet ifade eden değerlerin peşi sıra geldiğini, yeni yetişen neslin –nesl-i cedid diyeceğim ama onu da bir yerlere çekerler diye ülke huzuru adına endişe duyduğum için demiyorum.- bu geç kalmış örümcek ağı arkası bakışlara verdiği ders de diyebilirsiniz.1 Hadiseyi önce yaşça büyük olan telakki tarzından dinleyelim:

        Dumanlı'yı tanıyorum. Ara sıra bazı toplantılarda bir araya geliyoruz. Zaman Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni. Düşüncelerimiz arasında dağlar kadar fark olsa bile, onu makul biri olarak görüyorum. Ne var ki, Zaman Gazetesi ile dört günlük kişisel serüvenim, zincirleme trafik kazası gibi.

       Geçen hafta "Zorbalık manzaraları" başlıklı bir yazı yazıyorum. AKP'nin birilerine armağan ettiği şımarıklıktan zorbalığa dönüşen örnekler.

Bu örneklerden biri de, çok yakın bir arkadaşımın eşinin başına gelen olay. İstanbul Harbiye'de bir taksi şoförü, arkadaşımın eşini arabasından indiriyor, "Abla senin başın açık, sen in" diyerek. Ben de, bunu yazıyorum.

         Yazıyorum ve birinci gün:

         Zaman Gazetesi'nden bir muhabir arkadaş, beni cep numaramdan arıyor. "Yazdığınız olay çok ilginç, acaba o taksinin plakası var mı?"

         Muhabire, beni daha sonra aramasını, arkadaşıma soracağımı, plakayı almışlarsa, kendisine vereceğimi, söylüyorum.

Yazıyorum ve ikinci gün:

         Aynı muhabir arıyor. Ne yazık ki, plaka yok, çünkü arkadaşımın eşi, o sinirle kendini taksiden dışarı atıyor ve plakayı almıyor. Keşke alsa. Meslektaşıma anlatıyorum.

Yazıyorum ve üçüncü gün:

       Aynı muhabir yeniden arıyor, sorusunu tekrarlıyor. Şaşırıyorum, dün konuştuk, plaka yok ne yazık ki, diyorum. Meslektaşım ısrar ediyor. İşin rengi değişiyor.

      Yazıyorum ve dördüncü gün:

Zaman'daki meslektaşım yine telefonda, bu sefer, iş çok renkli. "Bir şoför geldi şimdi bizim gazeteye, siz geçen yıl bir taksiye binmişsiniz, şoför sakallı diye, para vermeden inmişsiniz".

Astronot namaz kılıyor, diye, uzay gemisini de terk etmiştim. Mihmandar sakallı diye, safaride aslanlara yem olmasını da seyretmiştim. Firavunu mumyasında sakallı görünce, piramitleri yeniden yerin altına gömmek istemiştim.

Ne diyor bunlar? Zaman Gazetesi neyin peşinde? Yazdığımın yanlışlığını kanıtlamak için çırpınıyor.

Yazıyorum ve yine dördüncü gün:

Bu vodvili yazmaya karar veriyorum, bir de Ekrem Dumanlı'yı arıyorum. Özür diliyor, haberi olmadığını söylüyor. Bir süre sonra Zaman Haber Müdürü beni arıyor, "bu gibi olayların tekrarını önlemek için, uğraştıklarını" söylüyor. Sakallı şoför ve para vermemek olayından dolayı özür diliyor.”2

       Şimdi bir sonraki yazımızda aynı olayı yazımızda bahsi geçen bir başka yazarımızdan daha dinleyecek ve meseleyi küçük bir mukayese ile bitireceğiz.3

 



1 “Geç kalmış örümcek ağı bakışlar…” ifadesinin hedefi bir şahıs değil, iflasın eşiğinde bir meslek anlayışının adı üstünde bakış tarzıdır.

2 http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8258629&yazarid=91

3 Bu yazıları kaleme aldığım tarih 20-02-2008 tarihidir. Tartışma ne vaziyet kesb etti bilmiyorum…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.