Onurlu devlet, saygılı halk

Mustafa Yiğit

Uluslar arası ilişkilerde önemli bir ilkeden söz edilir: Devletler arasında sürekli dostluklar ve sürekli düşmanlıklar yoktur, “menfaatler” vardır.
Tabii bu cümlenin içeriği hakkında hiç kafa yorulmaz. İlk bakışta çok şık bir cümle gibi gelir. Gerçekten insan bazen kardeşiyle bile sürekli iyi geçinemez. Ama her söylenen cümle gibi bunun da içi doldurulmaz.

Peki menfaatleri belirleyen nedir?
Ulusal çıkar.

Bu ulusal çıkarların ne olduğuna ya da ne olmadığına nasıl karar verebiliriz? Mesela Ortadoğu, Uzakdoğu ya da Orta Asya ile ilişkileri geliştirmenin Türkiye’nin menfaatine olmadığını söyleyenler yüzlerce yıllık politik geleneğimizden edindiğimiz tecrübeler ışığında mı bunları söylemektedir? İşte bunda şüphem var!

Görebildiğim kadarıyla onların ulusal çıkardan anladığı yalnız ve yalnız Amerika-Batı ekseninde oluşmuş politik söylemler.

Batı yanlısı menfaat gruplarının, sivil toplum örgütlerinin eskiden beri sürdürdükleri politikaların devamıdır aslında, yüzünü batıya çevirmek ve doğudan kopmak.
Oysa bir milleti oluşturan en önemli unsurlardan biri din diğeri de dildir. Milli çıkarlar da en azından bu iki unsurdan birini barındıran, din ve dil birlikteliğini taşıdığımız devletlerle ilişkiler ağı içinde değerlendirilmeli.

Bu anlamda ben de, ulusal çıkarlarımızın belirlenmesinde politika değişikliğine gitmenin tam zamanıdır diye düşünüyorum.

Belki de bizim yapmamız gereken, siyasal milliyetçilik, sosyal batıcılıktı!
Kültürel anlamda, sosyal hayattaki doğulu zihniyetin yansımalarından bahsediyorum.
Halk hak ve özgürlüklere saygı anlamında batılı, devlet ise özellikle dış politikasında doğulu bir tavır sergilemeli!

Uluslar arası camiada onurlu bir devlet ve içeride birbirine karşı saygılı bir toplum.
Bu ne garip bir önerme diyebilirsiniz ama, Türkiye’de yaşıyorsanız böyle bir devekuşu pozisyonuna düşersiniz.

Hele hele toplu taşım araçlarına bindiğinizde daha iyi anlarsınız.
*****
Çok özensiz bir toplumuz.
Özellikle de toplu taşım araçlarında ne kadar da dikkatsiz olduğumuz çok acı bir gerçek. Aslında severim tramvay, metro ya da şehir içi belediye otobüslerine binmeyi.
Sosyallik böyle bir şey olmalı diye de düşünürüm.

Toplumun içine girmek, onlarla iç içe olmak ve onları gözlemlemek çok güzel bir şey. Çünkü toplumun neye ihtiyacı olduğunu daha iyi görebiliyorsunuz böyle durumlarda.
Bildiğiniz gibi, gerek uzun yol otobüslerinde gerekse şehir içi otobüslerde fren sistemini etkiliyor diye mobil telefon kullandırılmıyor çok doğal olarak. Ancak aynı doğallıkta da bizim vatandaşımız cep telefonunu kullanmakta ısrar ediyor.

Beş dakikalık bir yolda telefonla konuşmasa dünya yıkılacak! Konuştuğu kişi de bundan beş dakika öncesine kadar kurumsal ücretsiz hat marifetiyle evde 3 saattir lak lak yaptığı sevgilisi!

Bu olsa olsa bencillik, cahillik ve de çiğlik olabilir!
Hatta böyle bir yasak olmasa bile, toplu taşım araçlarında telefonla konuşmanın hiç de adaba uygun olmadığını düşünüyorum.
Onlarca kişi seni dinlemek zorunda değil!
Çok lüzumluysa inersin konuşursun dışarıda.

İnanın bu konuşanların çoğu da havadan sudan meseleler hakkında konuşuyor.
Bundan on yıl önce bu insanlar cep telefonsuz nasıl yaşıyorlarmış diye merak ediyorum.
Bunun adı lüzumsuzluk ve saygısızlık!
Peki bunu söylerken benim Mine G hanımdan ne farkım var diyeceksiniz.
Ben insanların fiziğiyle değil, kimyasıyla ilgileniyorum..