Önce Baba Yaratıldı

Prof. Dr. Ali Akpınar

Aslında anne-baba, bir bütünün birbirini tamamlayan iki parçasıdır. Biri olmadan öteki olmaz. Anne olmak için babaya ihtiyaç vardır, baba olmak için anneye ihtiyaç vardır. Ne baba olmadan anne olunabilir, ne de anne olmadan baba olunabilir. Bu yüzden dilde anne baba, valideyn kalıbında bir araya getirilmiştir.

 

Yüce Rabbimiz, bir ayetinde babaya ve evladına yemin ederek babanın önemini vurgulamıştır. Babaya ve çocuğuna and olsun!/ Ve vâlidin ve mâ veled. Ayetteki baba ve çocuğundan kasıt Hz. Âdem ve çocuğu yahut Hz. İbrahim ve oğlu yahut genel olarak baba ve çocuğudur. Gerçekten de insan neslinin devamı için baba da önemlidir, çocuk da.

 

Yüce Yaratıcı, yeryüzünde önce Âdem babamızı yarattı. Zira baba, yönetici olacaktı, yöneticinin de öncelik hakkı vardı. Bu, onun anneden üstün olduğu anlamında değildi. Zira haklar, sorumluluklara göre idi. Sorumluluğu fazla olan, sorumluluğunu bihakkın yerine getirirse, başkalarına göre daha fazla hak ve yetkiye sahipti.

 

Aile içerisinde, anne baba için de durum böyledir. Her ikisinin de sorumlulukları vardır. Her iki taraf da sorumluluklarını yerine getirdikleri ölçüde hak sahibi olurlar. Anne ve baba, rolleri itibarıyla farklı olduklarından, anne mi yoksa baba mı üstün diye birbirleriyle yarıştırmaya gerek yok. Evet, çocuğun dünyaya getirilmesinde ve yetiştirilmesinde annenin hakkı daha fazladır. Ama bu, babanın görmezden gelinmesi anlamına gelmez.

 

Dinden ve değerlerden yabancılaşmanın olduğu toplumumuzda, mağdur olan hak sahipleri ve çiğnenen hakların çeşit ve sayısı arttıkça arttı. Çocuk hakları, kadın hakları, anne hakları, baba hakları, koca hakları ve benzeri. Bu problemin çözümü için geliştirilen söylemler, ihdas edilen günler de günü kurtarmaya yönelik göstermelik kutlamalardan ibaret.

 

Hak sahiplerinden birini öne çıkarıp diğerini yok saymak, birini diğerinin karşısına koymak yanlıştır. Önemli olan, her hak sahibine hakkını vermektir. Yegâne hak din olan Cenab-ı Hakkın dini de, her hak sahibine hakkının verilmesini emreder. Buna göre ne anne hakları deyip baba haklarını ihmal doğrudur, ne baba hakları deyip çocuk haklarını çiğnemek!

 

Varlık sebeplerimiz olan anne ve baba, senede bir gün değil, her zaman, hayatlarında iken de vefat ettikten sonra da saygı-sevgi ve ilgi göstermemiz geren değerlerimizdir. Onlar, bizim dua kaynaklarımızıdır. Onları inciterek, dua kaynaklarımızı kurutmamalı, her zaman onların dualarını hak etmeye gayret etmeliyiz.

 

Sahi bizler, her namazdan sonra okuduğumuz Rabbenâ duasında “Rabbimiz, hesabın görüleceği günde bizi, anne babamızı ve müminleri bağışla” diye dua etmiyor muyuz? O halde namazda kendilerine dua ettiğimiz anne babamıza layık evlatlar olmalıyız ki duamızla çelişmeyelim.

 

Her konuda örneğimiz olan Peygamberimiz, bir evlat olarak anne babasına vefası ile ve bir baba olarak çocuklarına şefkat ve merhameti ile de bizlere en güzel örnekliği sunmuştur. Bu konuda o, ümmetini şöyle yönlendirmişti: Kişinin yapacağı en üstün iyiliklerden biri, ölümünden sonra baba dostlarını ziyarettir. (Müslim, Birr 11-13) O, dünyaya gelmeden babasını kaybetmiş, altı yaşında ise annesini kaybetmiştir. Altı yaşında babasının kabrini ve akrabalarını ziyaret için annesi ile Medine’ye gelmiş; peygamber olduktan sonra da Ebva köyünden geçerken annesinin kabrini ziyaret etmiş, gözyaşlarıyla anne özlemini dile getirmişti.

 

Altı çocuğundan beşini kendi elleriyle ve gözyaşları içerisinde toprağa veren Peygamberimiz, hayatta iken çocuklarına gösterdiği eşsiz ilgi ve sevgi ile de bizlere bir baba olarak engin şefkat örnekleri sunmuştur.

Cana can katan, gülün gülü diye nitelendirdiği kızı Fatıma, müşriklerin kendisine yaptıkları işkenceler için gözyaşı dökerken onu şöyle teselli ediyordu: Ağlama kızım ağlama! Şüphesiz Allah, babanı koruyacaktır.

O, bir peygamber ve bir baba olarak kızı gelince ayağa kalkar, onu gelin ettikten sonra bile öper, ona izzet ve ikramda bulunurdu.

Oğlu Kasım’ı defne giderken yanından geçtiği Kuaykıan Dağına şöyle içini dökerek evlat özlemini dile getiriyordu: Ey dağ! Benim başıma gelen, senin başına gelseydi, bu acıya dayanamazdın!

 

Küçük oğlu İbrahim, hasta döşeğinde son anlarını yaşarken, şu sözleriyle baba olmanın gereğini terennüm ediyordu: Gözlerimiz yaşla, kalbimiz hüzünle doldu. Ey İbrahim, ayrılığın bizi hüzünlendirdi. Fakat biz asla, Allah’ın hoşnut olmayacağı bir sözü söylemeyeceğiz!

Yüce Rabbimizin, kendi haklarına dikkat çektikten sonra anne babamıza iyilik ihsanda bulunmamızı emreden ayetleri ışığında, anne babalarımıza karşı tavırlarımızı bir kez daha gözden geçirelim. Onlar hayatta ise de, vefat etmişlerse de evlatları olarak onlara ne kadar yakışıyoruz?

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.