Ömer acar kimdir?
1964 Ereğli doğumlu, evli ve üç çocuk babası
20 yıl Danimarka'da yaşamış.
Sayın Ömer Acar, söyleşimize 20 yıllık Danimarka hayatı ile başlayalım. 20 yıllık Danimarka yaşantınızı okuyucularımıza anlatır mısınız?
1980 yılında Danimarka'ya gittim. Sanat okulunda okudum, okula devam ederken dilimi geliştirmek için kurslara katıldım. Bu beş yıllık bir süreci kapsadı. 4 yıl değişik fabrikalarda çalıştım. Mesela Lipton Fabrikasında 3 yıl çalıştım. 1989 yılında kendi işyerimi kurdum. La- coruna ismini verdiğim bir restoranı işletmeye başladım. Burada pizza, makarna, et yemekleri üzerine eğitim aldım. Kardeşim Osman Acar'ın da Kopenag'a gelmesi ile kendi işimizi kurduk. Kız kardeşimin de Danimarka'ya gelmesi ile işimizi iyice geliştirdik.
Tuz-Biber Restoran içerisinde gördüğünüz nostaljiyi Kopenag'daki işyerlerimde de uyguladım. Babam iyi bir marangozdur. Ondan aldığım destekle Türk Kültürü ile Danimarka kültürünü birleştirip iyi bir sentez oluşturdum. Ben Türkiye'ye dönme kararı aldıktan sonra burada La-coruna lokantasını kardeşim Osman Acar'a bıraktım. La-coruna için internet sitemiz bile var. www.lacoruna.dk mutlaka ziyaret edin. 3 ayrı isimde işletme kurdum. İki adet paketleme servisi kurdum. Bir Türk'ün atılımcılığı ve girişimciliğini Avrupa'da sergiledim. Bu işletmelerin iç dizaynını, mimarisini ve peyzajını kendim yaptım. Yaşadığım ülke bir Avrupa ülkesi olması nedeniyle işlerimi düzenli yaparak, sosyal faaliyetlere sürekli katıldım. Her yıl tatilimi düzenli bir şekilde yaptım. Nerede olursa olsun işlerimi severek ve benimseyerek yaptım. Bu başarılarımda ailemin katkısı inkâr edilemez, bana her zaman destek oldular.
Türkiye ne zaman ve nasıl geldiniz?
2001 yılında geldim. Ereğli'de faaliyet gösteren Abone Pizza işletmecisi Osman Kaya Bey, beni ısrarla çağırdı. Danimarka'daki faaliyetlerimi beş yıl yakından takip eden bir insan olarak birlikte çalışmak istediğini söyledi. Danimarka'daki başarılarımdan etkilendiği, burada edindiğim bilgi ve tecrübeyi Türkiye'ye taşımamı istedi. Ben de kendi vatanıma, insanıma olan özlemimi gidermek, vatan, bayrak, inanç hasretimi sona erdirmek için Osman Kaya Bey'in teklifini kabul ettim. Danimarka'da öğrendiğim tüm güzellikleri ülkeme getirdim. Ne kadar kötülük varsa orada kaldı.
Türkiye'ye geldikten sonra 6 ay pizza işinin araştırmasını yaptım. Ereğli'de anketler yaptırdım. Böyle bir işletmeye ihtiyaç var mı, yok mu? diye, anketlerden çıkan sonuca göre Pizza restoran açmaya karar verdim.
Bu kararımdan sonra yer tespiti için çalışmalara başladım. Bunu yaparken karlı Toros dağlarını da görebilmek için önünün açık olmasını istedim. Ve Toroslar'a Abone Pizza yazacağım dedim ve yazdırdım da. Hayatımda yapacağım dediğim doğruları hep yaptım yapmaya da devam edeceğim.
Abone Pizza Restorantı kurarken 80-100 ardıç donatımlı orman ağacı ile el yapımı işlemeler, burçlar, işleme ayna çerçeveler kullandım. Ağaç ağırlıklı olan masalarımızda eskitme tekniği kullanılarak, göz zevkine de hitap ettik.
Mutfağınızda neler vardı?
El yapımı hamburger, pizza, sandviç, özel dürüm, çok tutulan Ömer Paşa tatlısı. Tamamen kendi imalatımız olan bu ürünlerin yanında müşterilerimize hitap eden en geniş çay çeşidi, bitki çay çeşidini sundum. Pizza servisinde yine kendi tasarımım olan tahta tepsileri kullandım.
İşletmemiz Ereğli'de tutuldu ve çok sevildi. Gelişmiş bir işletme kültürünü gelişmekte olan il olmaya aday Ereğli'de daha da geliştirdi. Bunu yaparken kaliteli personelimiz bize çok destek verdi.
Mahsen nasıl doğdu?
100 m2 yerimiz dar gelince Mahsen adında şube açarak genişlettik. Mahsen'de kendi alanında bir dekorasyon harikası, otantizm kokar. Mahsen'de bulunan kodes bölümümüz en dikkat çekici mekânımızdır ki, burada müşterilerimize kelepçe vurup, hesabı ödeyene kadar açmıyorduk. Ama Ereğli bu farklılığı kaldırmada zorlandı. "Hiçbir insan sabıkalı değildir, sabıkalı oluncaya kadar" ben bunu müşterilere daha önce de yaşatarak hayat akışlarına yön verdim. Hayatı daha iyi kavramalarını sağladım.
Gelelim Tuz Biber'e. Tuz Biber nasıl doğdu?
Abone Pizza ve Mahsen'den artık kendi işyerimi açma ışığını görerek ayrıldım. Tuz ve biber insan hayatının vazgeçemediği iki baharat olduğu için bu ismi seçtim. Dünya yemek kültürü de tuz ve biber üzerine kuruludur zaten.
Tuz Biber Restoran'da birçok medeniyeti bünyesinde buluşturan iyi bir mozaik oluşturdum. Selçuklu ve Osmanlı motifleri ağırlıklı olmakla beraber, taş işleme üzerine kurulu dekorasyon hakim. Üst kat ve bahçede çok farklı bir tasarım harikası olarak göze çarpıyor. Tamamen doğal malzemelerden iç yansımalarımı aktardığım bu mekânın bir benzeri yok. Ben bunu Ereğli'de devrim olarak görüyorum. 3 gecelik bir ilham ile gerçekleşen bu mekânın her karesi kendi tasarım ve çizimlerimden oluştu. İşletmemi gezerken kendi yaptığım tasarımlara dahi hayretle bakıyorum. Tuz Biber Restoran'da kendi öz kültürümü otantik bir hava ile yansıttım. Eskitme tekniğini kullandım. Her yöreden bir nakış işledim. Ereğli'ye özgü yörelerdeki değişik sanatları kullandım. Ve işte ortaya bu harika mekan çıktı. Tuz Biber
Televizyon dizilerine de mekanlık eden işletmemiz, Markalaşan Ereğli'de marka olmaya aday
Ömer Bey'in hikayesi böyle. İlerleyen zamanda bir şöyleşi daha yapacağımız sözünü aldıktan sonra ilginç bir kahve servisine tanık olduk. Peçeteler içine sarılan kahve servisi yapıldıktan sonra garsonlar tarafından peçeteler yakılıyor. Çok güzel bir manzara görmek lazım