Ölümü konuşmaktan kaçmayın

Ölüm bazen ayrılık bazen yeni bir başlangıç gibi görülse de biz bugün geride kalanlar için ayrılık kavramından bahsetmek istiyoruz. Geride kalanlar cennette buluşmak üzere bir kayıp yaşarlar ve bu kayıpla yüzleşmek, kabul etmek istemezler.

Dr. Semin GÜLER

İnancımız gereği her an hatırlamamız gerektiği halde yaşantımızdan, hatta düşüncelerimizden ölümü uzak tutarız. Muhtemel üzüntü, kaybetme korkusu, Ölümden sonraki hayat endişesi bizi ölümü düşünüp konuşmaktan alıkoyar. Ölümün en çok düşünüldüğü kronik hastalık sürecinde hasta yakınları bile hastayla bu konuyu konuşmaktan kaçınır. Hasta durumunu anladığında kalbi kırılmasın diye "Daha yaşanacak güzel günlerimiz var" şeklinde teselli edici sözlerle geçiştirilmekte.

Ölüme yaklaştığını anlayan bir kanser hastasının sözlerine, mektubuna göz gezdirelim. "Geçen yıl kan kanseri olduğumu öğrendim. Bu bilginin ağırlığından çok, sevdiğim insanların boş avutmaları beni daha da üzüyordu. Endişelerimi ve korkularımı paylaşmaya çalıştığımda eşim konuşmama izin bile vermiyordu. Oysa ben ölümü hep uzak görmüş, ölümün bir son olduğunu kabul etmiş, biri olarak ölümü konuşmak istiyordum. Hekimler hastalığımın seyri hakkında ciddî bilgiler verip konuşmayı sonlandırdığında ölümü ve hayatı konuşacak birilerini aradım. Eşim konudan ve konuşmaktan uzak durduğu için meslektaşlarımla, arkadaşlarımla konuşmaya başladım. Bu konuşmalar benim hayatın değerini anlamamı sağladı. Meğer ne yüzeysel yaşıyormuşuz. Şu anda hayatımla daha sıkı fıkı ilişki içindeyim, arkadaşlarımı daha çok seviyorum, yapmam gerekenleri ertelemiyorum. Gün sonunda o günü dolu yaşadığımı hissediyorum. Sevgiyi daha yoğun, daha samimi, daha dürüst yaşıyorum."

Bir iki haftalığına hastanede kalan bir başka kişi "Beni ziyarete gelenler görüntümün oldukça kötü olmasından rahatsız olup gözlerini kaçırıyorlardı. Kendi durumumun farkındaydım, ancak ben yine aynı bendim. Benimle hastalığımı ve olası ölümü konuşmalarını beklerdim" şeklinde duygularını ifade etmekte.
"Ölüm ve ölmek üzerine" adlı kitabında Dr. Elizabeth Rubler-Ross iki yüz ölümcül kanser hastası arasında yaptığı araştırmada yalnızca birinin hastalığı ve ölümü hakkında konuşmaktan korktuğunu bildiriyor. Ama arkadaşları ve akrabalarından aldıkları mesaj "Bu acı gerçeklerden bahsetme" oluyor.

Öncelikle ölüm hakkında kendi duygularımızla hesaplaşmalıyız. Varlığımızın farkında olduğumuz gibi ölümün de farkındayız. Ölümle ancak onu kabullenerek barışabiliriz. Yaşarken hayatla yakın bağlarımız olmalı, bu da başkalarıyla yakınlaşmayı gerektirir. Sevgi gibi, arkadaşlık gibi, evlilik gibi. Ölüm ihtimalinin doğurduğu duygulardan haberdar değiliz. Ekranda gördüğümüz ölüm ile sevdiğimizin ölümü aynı olamaz. Kumandayla hemen kanal değiştirir, böyle bir şeyin bizim başımıza gelmeyeceğini düşünürüz.

Ama birdenbire sevdiğimiz bir insanın ölümüyle yüz yüze geldiğimizde içimizde kabaran acı
dolu ve korkutucu duygularla nasıl baş edeceğimizi bilemiyoruz. Onları bastırıp, örtmeye

çalışıyoruz.
Ölümün yaşamın doğal bir parçası olduğunu, eninde sonunda hepimizin başına geleceğini anlayarak ölümle yüzleşmeyi öğrenmeliyiz. Bunun ödülü çok büyük. Ölümle ilgili duygularımızla baş edebildiğimizde kendimizde olan duygularının en harikulade ve doyumlu olanlarını da keşfedeceğiz: Anlayış, şefkat, ilgi, empati, bencil olmamak, sevgi....

Sağlık Haberleri

Bahar aylarındaki göz alerjisi görme kaybına yol açabilir
Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: Kemoterapi Artık Bir "Öcü" Değil
Sosyal Medya Tuzağına Düşmeyin: Bilinçsiz Spor Sakat Bırakıyor!
Dakikada 6 Can: Aşıların 50 Yıllık Mucizevi Karnesi
Kilo vermek için başvurduğu merkezde kanser olduğunu öğrendi